Dijital Medya Platformu

KARDAN ADAMIN SONU

0 1.880

[bs-quote quote=”Aniden gelen bu isteğe ancak istekten daha bir ivedilikle yapılan bu kabule kendisi de şaşmıştı. ” style=”default” align=”center” author_name=”Yusuf Metin Yardımcı” author_job=”Araştırmacı/Yazar” author_avatar=”https://kiratim.com/wp-content/uploads/2019/08/yusuf-metin-yardimci-profil.jpg”][/bs-quote]

                 Beyaz kelebekler gibi uçuşuyorlardı. Esen şiddetli rüzgâr onları öteye-beriye savuruyor, zemini düz bir çarşaf gibi örtüyordu. Yer yer oluşan öbekler, düzlemi bozsa da, oluşan esâtirî manzara, en değme ressamın tablosundan daha göz alıcı görünüyordu.

                O böyle dalmış gitmişken, aklığın sonsuzluk çizgisinde hülyâlara dalmışken, tatlı ve sıcak bir sesle irkiliverdi:

                –Baba kardan adam yapalım!

                –Yapalım çocuklar!…

                Aniden gelen bu isteğe ancak istekten daha bir ivedilikle yapılan bu kabule kendisi de şaşmıştı. Belki de çocukluğundan kalma bir anı, bilinç altında kalmış nostaljik bir esinti böyle acele karar vermesini sağlamıştı.

                Hep beraber bahçeye çıktılar. Çitlerin yanında, kapının bitişiğinde büyükçe tahtadan bir “satıh” bulunuyordu. Onu alarak, çınar ağacının dibine serdiler. Çocuklarının elleriyle topladıkları karlar, tahta yüzeyin üstünde hızla yükseliyordu. İşte yarım gövde, kollar, kocaman bir baş… Göz bölgesine yerleştirilen iki tane irice odun kömürü… Buz dolabının köşesinde sararmaya yüz tutmuş havuç ise burun yerine yerleştirilip, hasır şapkayla iş bitiriliyordu.

                Eser tamamlanınca, hep birlikte seyre daldılar. Çocuklar çok küçüktü. Seyirle yetinecek halleri yoktu. Birazdan elele verip, kardan adamın etrafında; “al satarım, bal satarım” diye bağırarak oynamaya başladılar.

                Gariptir, babaları uzun bir izleme faslından sonra dikkat kesildi. Bu soğuk ve câmit varlık ona sanki gülümsüyormuş gibi gelmişti. Yanağında oluşturulan bir çizik, bu hayret uyandıran ifadeyi ortaya çıkarmıştı. Ellerini yanlara doğru salarak, başını öne eğdi.. Ağır adımlarla eve yöneldi. İçeri girip alev alev yanan şöminenin karşısında kitabını okumaya başlayıp, daldığında bile, alnındaki hareket halindeki çizgilerden müteessir olduğu hemen fark ediliyordu.

                Çocukların;

                –“Babacığım, kardan adamı içeri alalım, üşümesin!”

sözlerini işittiğinde gülümsedi.  Dönüp başıyla onay verdiğinde, onlar anneleriyle onu içeri almışlardı bile. Kahkaha ve şen sesler ortalığı inletiyordu. Hiçbir şey demeden, gözlerini satırların üzerine kaydırdı. Sahifelerin dünyasında kaybolup gitti.

                Epeyce zaman sonra çocukların feryatlarıyla kendine geldiğinde, bağrışma ve ağlaşma seslerinden, önce bir şey anlayamadı. Sonra durumu kavradı.

                Bir süreliğine kendi odalarına giden yavruları, döndüklerinde “kardan adam”larını bulamamışlardı.

                –“Baba baba! Kardan adam kaçmış!”

diye ağlaşıyorlardı.

                Dönüp onlara:

                –“Her tarafı dolaştınız mı? Belki saklanmıştır!”

dedi.

                –“Her tarafa baktık. Hatta kümese bile…”

cevabını aldığında, artık ağlama sesleri, iç çekme ve iniltiye dönüşmüştü.

                Onlara eliyle yerdeki su birikintisini gösterdi. İki irice kömür parçası, sarı ve pörsümüş bir havuç ile hasır şapka öylece ortada duruyordu. Şaşkın şaşkın baktılar. Vaziyeti anlamaya çalışıyorlardı. Birden küçük olanı hıçkırıklar içinde, kelimeleri yuvarlaya yuvarlaya şunları deyiverdi:

                –“Kardan adam ölmüş!”

                –“Evet”

dedi baba.

                –“Kardan adam öldü.”

                Sonra şöyle devam etti:

                –“Her kardan adamın varlığı, soğuk ve buz gibi havayla mümkündür. Sıcak ve ateş, onların bitişidir. İşte bunun gibi…”

               

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku