Dijital Medya Platformu

Türkiye’de Yukarı Fırat Cezîresi’ndeki Arap Kabîleleri (8)

0 3.430

Hüseyin Bekir Alî

Çeviri: Yusuf Metin YARDIMCI

             Bazı çalışmalar Arapların milâttan önceki çağlardan beri Dicle ve Fırat kıyılarına yerleştiğini göstermektedir. Irak’ın kuzey kesiminde Âsûrîler yerleşti. Onlar aslında Arap Yarımadası‘nda yaşayan ve göç eden eski Arap kabilelerinin bir koludur. Bu Arap göçünün tam olarak ne zaman gerçekleştiği ise bilinmiyor.

            Âsûrîler, MÖ: 2000-612 yılları arasında hüküm süren ve  devletlerinin başkenti Ninova alan Âsûr krallığını kurabildiler.

            Böylelikle Âsûrîlerin Fırat Cezîre’sindeki  istikrârı nedeniyle bölge, Cezîret-ü Âşûr=جزيرة آشور (Âşûr Adası), Âsûr (آثور) veya Âkûr (آقور) olarak adlandırıldı.

            Âsûrîler bölgeyi yönettikleri dönemde krallıklarını genişletebildiler. Öylesine bir güce ulaştılar ki tümüyle Ortadoğu bölgesine hâkim oldular.

            Ermeni beldeleri ile doğu ve kuzeydeki dağlık mıntıkalardaki fetihlerden başka, Küçük Asya dâhil; Ege kıyılarıMudarArap körfeziÎlâm(Elâm)’ı egemenlikleri altına aldılar.

            Hâkimiyetleri müddetince dört tane başkentleri oldu:

            1-İlk başkentleri Âsûr (Âşûr= آشور),

            2-İkincisi Mevsıl’ın doğusunda yer alan Kâlih=( كالح),

            3-Üçüncüsü Nînova=( نينوى),

            4-Dördüncüsü Mevsıl’ın kuzey-doğusunda yer alan (دورشروكين)=Dorşrokîn’dir.

            Son göç dalgalarında  Fırat Cezîre’sine yerleşen kadîm Araplar Keldâniler’dir.  (M.Ö. 626-539) yılları arasında bir krallık kuran Keldâniler’in müesses kıldıkları yapı, yaklaşık bir yüzyıl sürdü. [61]            Arap kabîlelerinin Fırat bölgesi üzerindeki kontrolünün, Fars  ve Selçuklu Devletleri zamanında olduğu anlaşılmaktadır.

            Bu Cevâd Alî‘nin; “Selçukluların hâkimiyet zamanlarında Arap kabilelerinin Fırat sahillerini kontrol altında tuttuğunu” ifade etmesini doğruluyor. [62]

            Ahmed Sûse’nin belirttiği gibi: Bu çağda Arap etkisi Sincâr’ın ötesine geçerek el-Hâbûr ve Nusaybîn’e ulaştı.

            Böylece, Arap nüfûzu aşamasının; çeşitli krallar ve Selçuklular arasındaki anlaşmazlık nedeniyle, Cezîre bölgesinde var olan kargaşa döneminde başladığı söylenebilir.

            Arap kabîleleri, Şeyhlik ya da Emîrlik adını verebileceğimiz hükûmetler kurdular. Ve bu Şeyhliklerin boyutu, yöneticilerin gücüne göre genişliyor ya da küçülüyordu.[63].           
             Strabo kendi coğrafyasında açıkladığına göre: “Cezîre’nin arâzisi ve Fırat bölgesi, Şam’la bitişik çöl kabîlelerinin  ileri gelenlerinin egemenliği” altındaydı. Tebeâ ise; çobanlık yapıp hayvan güden, bazıları tarım, bazıları ticaret işleriyle uğraşan, bazılarıysa çölde hareket halinde olan Araplardı.           
             Bu Araplar topraklarının doğasından yararlanıp; “ticâretten onunu götürüyorlardı (yani  çok kazanıyorlardı). Ya da sırf kendileri için ticarî işlerle meşgul oluyor veya ticâreti başka tüccârların hesabına yapıyorlardı. [64]            
             Araplar, Şeyhliklerin hudutlarında durmadı. Aksine el-Cezîre ve eteklerinde bir çok “Arap Emirlikleri” kurdular. Bu emirlikler arasında MÖ 3. yüzyılda kurulan bir kentsel emirlik var. Daha sonraları kentsel krallık oldu.

            Milâttan önce 142 senesinde “er-Rehâ (Edessa) Emirliği”  ortaya çıktı ve bir yılda krallığa evrilerek, MS. 216 yılına kadar devam etti. Bu da Romalıların son meliklerini ortadan kaldırıp, orayı ilhak ettikleri tarihtir.

            Rehâ Emîrliği’nin ortaya çıktığı merhalede Sincâr’da bir Arap emîrliği daha kuruldu. Bu da M.115 tarihinde Romalılar tarafından, hükümdârları Ma’nû devrinde ortadan kaldırıldı. [65].

            Fırat Cezîre’sinin bazı şehirlerinde Araplar tarafından kurulmuş emirlikler ve  melikliklerin yok olmasına rağmen, Araplar hâlâ bölgede yaşıyorlardı.

            Bazı Arap kabilelerinin nüfûzları; Bizans’ın kontrolü altındaki coğrafyada, yerleştikleri ölçüde güçlü olmağa devam etti. Buna karşılık yıl içinde Bizans İmparatoru Yulian’a (II. Julianus, Ö.MS 363), Perslere karşı verdiği savaşlarda yardım ettiler. İki taraf arasında ilişkileri açıklığa kavuşturan ittifaka benzeyen bir akit yapılmıştı. Bu sözleşmenin hükümleri arasında, taraflardan biri anlaşmayı ihlâl ederse, diğerinin çıkmasına yol açacağıydı. Bu, Arapların gücünü ve bölgedeki etkilerini gösterir.

            Genel olarak, Araplar bölgedeki büyük ve etkili güçlerle ittifak kurmuş ve geçim kaynakları karşılığında onlara hizmet vermiştir.

            Bizans imparatoru Julian‘ın yoldaşlarından biri tarafından belirtildiği üzere; Bizans ordusunun Rakka’yı terk edip (MS 361) Kırkîsya* üzerine gittiği zaman, ihtiyaç duyulan Arap yardımının gelmesini bekliyordu. Mevcut Arap kabîle reisleri erzâklarını temin etmeleri karşılığında oraya akın etti ve güçlerine katıldı.

            Bizanslılar Arapları geçim kaynaklarından mahrûm ettiklerindeyse, ordusuna baskın düzenlediler ve Bizans kuvvetlerinin geri çekilmesine, Pers hudûdundan uzaklaşmasına neden oldular. Bu, Arapların el-Cezîre bölgesindeki stratejik noktalarda, askerî bir güç olarak konumlarını göstermektedir.

               Bir grup Arap kabilesi de Perslere katıldı ve Bizans’a karşı savaşlarda onlara yardım etti. el-Munzir ibn el-Nu`mân liderliğindeki Hîre Arapları da Pers’lerin Bizans’lılara karşı yaptığı harplere katkıda bulundu.

               Arap kabileleri de iki taraf arasındaki ilişkileri açığa kavuşturmak için zaman zaman İranlılarla anlaşmalar yaptı. Bunlardan en mühimi, Fars ordularıyla birlikte olmaları karşılığında Araplara geçim kaynağı ödenmesidir. Bizans’la daha önce ittifak kuran Arapların yaptığı gibi..

            Buna rağmen AraplarFars ve Bizanslılar tarafından sadakatleri ile tanınıyordu. Bu bölünme Milâdî 4. Yüzyılda çok açık değildi. Hattâ Ğassâniler** Bizanslılara bağlılıklarıyla biliniyorlardı.

            Onların bu “bağlılık” kuralları, bazı aşamalarda nüfûzlarının Fırat Cezîresi diyârına ulaşmasına yol açtı. Bir bölümü ise Farslarla ittifak yoluna gidiyor, kabîle üyeleri Bizanslılarla müttefik olanlara, yüzlerine karşı ayağa kalkıp itiraz ediyordu.

……………………

[61] el-Umarî, el-Cezîretu’l-Furâtiyyetu Mine’l-Fethi’l-İslâmî Hattê Nihâyeti’d-Devleti’l-Emeviyye, (İslâm Fethinden Emevî Devleti’nin Sonuna Kadar Fırat Cezîresi), sf.53-54
[62] Alî, Cevâd; el-Mufassalu fî Târîhi’l-Arabî Kable’l İslâm  (İslâmiyetten Önce Arapların Tarihinde Detay), Dâre’l-İlm Li’l-Melâyîn, Beyrût, 1400/1980, C2, s. 604
[63] el-Merciu Nefsuh (Agy), cilt 2, s. 600
[64] el-Merciu Nefsuh (Agy), cilt 2, s. 606, { Strabon (İhtilafla birlikte, Ölümü MS 23 veya 20) Geographika adlı eseri 17 cilttir. Coğrafyası tarihî bir özellik taşımakla birlikte, beşeriyetin, kavimlerin ve devletlerin  fizikî dünya ile olan ilişkilerini de belirtir. Anadolu coğrafyası ile alâkalı en geniş bilgileri içeren klavuz bir kitaptır. Y.M.Y}
[65] el-Umarî, el-Cezîretu’l-Furâtiyyetu Mine’l-Fethi’l-İslâmî Hattê Nihâyeti’d-Devleti’l-Emeviyye, İslâm Fethinden Emevî Devleti’nin Sonuna Kadar Fırat Cezîresi, s.56 

Kırkîsya (قرقيسيا), İmparatorluğun Sâsânî İmparatorluğu’nun doğu sınırında bulunan Fırat ve Habûr nehirlerinin kavşağına yakın bir Roma kale şehriydi. (Y.M.Y.)

** Ğassaniler (الغساسنة‎=el-Ğassâsine), M. 200-636 yılları arasında Suriye’de hüküm sürmüş Monofizit Hristiyan Arap devleti. Bizans’a tabi bir tampon devlet olarak hem güneyden gelebilecek yağmacılar, hem de İran tehdidine karşı kullanılmıştır. (Y.M.Y.)

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bu web sitesi deneyiminizi geliştirmek için çerezleri kullanır. Bununla iyi olduğunuzu varsayacağız, ancak isterseniz vazgeçebilirsiniz. Kabul etmek Mesajları Oku