Sadık Öflas
Köşe Yazarı
Sadık Öflas
 

Bizi mutsuz eden israf

Hemen hemen her annenin evin ekonomisine katkı sunmak için büyük bir etkendir. İsrafı önleme, emeğe saygı gibi birçok değeri içinde barındıran anneler, ailenin devamını sağlamak için sürekli önlemler alırlardı. Birçok annenin hayatında okul olmadığı halde sanki bir üniversitenin tüm bölümlerinden mezun olmuş gibi bu tür bilgi birikimine sahiptir. Annelik mesleği anneden anneye, kuşaktan kuşağa aktarılan kutsal bir vazifedir. Daha önceleri annelik vazifesi kulaktan kulağa anlatılarak uygulanıyordu. Aslında bir anne ekonomisttir, çocuk gelişimcidir, psikoloktur eğitimcidir, terbiyecidir ve en önemlisi sevgi timsalidir. Anne eskiden aile ekonomisini düşünerekten bazen akşamdan kalan bulgur pilavını ertesi gün farklı dokunuşlarla başka lezzetlere büründürür ve hemen ev ahalisine tekrar yemek olarak sunarlardı. Çünkü, anneler o zamanın şartlarında birçok kıtlık, sefalet ve yokluk yaşamışlardı. Yaşadıkları o dönemlerde maddi gelir kolay değildi ve her şey kolay elde edilmiyordu. Çok ilginçtir, kıtlık sonraları öğütülen buğdayın içine beyaz taş öğütülüyordu ve bu öğütülen taş unu çoğaltmak için içine karıştırıyorlardı. Ya bizler…! Mezopotamya ovası veya toprakları birçok halk tarafında kutsal olarak görülüyordu. Bu sebeple Mezopotamya topraklarının üzerinde yetişen buğdayı ve buğday ailesi de kutsal değer olarak biliniyor ve saygı duyuluyordu. O dönemlerde birçok kapı eşiğine, evlere ve abbaraların üstüne buğday sembolleri resmediyorlardı. Bu semboller Mardin'in tarihi mekanlarında günümüze kadar  süregelmektedir. Buğdayın bin bir çeşide döndürülmesi ve gittikçe hayatımızda büyük yer edindiği gibi aynı zamanda yaşam kaynağımız da sayılır. Malumunuz buğday 12 aşamada işlenerek daha sonrası ekmek halini alırdı. Günümüzde olduğu gibi eskiden hiç ama hiç ekmek çöpe gitmezdi (gidemezdi) ekmeğin değerli olduğu zamanlarda hemen geri dönüşüm planları devreye girer ve evin büyük emektarları olan anneler değişik formüller bulurlardı. Mesela; Ekmek hafif kuruduğunda balık ekmek, sarımsaklı ekmek, ekmek kavurması veya başka sulu yemekle tüketiliyordu çünkü ekmek onlar için kutsaldı ve ekmeğin insanlar için üretildiği bilinci mevcuttu. Yaşamın bütün zorlukları olduğu o yıllarda, aslında doğallığın, lezzetin ve bereketin yüzlere yansıdığı yıllardı o yıllar... İnsanların yaşam kalitesi yükseldikçe daha çok israfın olduğu daha çok atığın atıldığı daha çok gıdanın tüketilmeden tüketildiği bir dünya karmaşasında yaşıyoruz. Arayıp cevabı bulamadığımız birçok soruda olduğu gibi. Mutluluk arayışımızın içinde geçmiş hayata dair yaşamsallıklar olsa da ulaşamıyoruz artık ne o eski lezzete, ne o eski berekete ve ne o eski mutluluğa… Belki de kendimize sormamız gereken o kadar çok şey vardır ki Neden?  Ve nedenlerin arkasında unuttuğumuz zorlukla kazanılan hayat hikayeleri. Çıkılması o kadar güç şeyler vardır ki sosyal olduğumuzu sanıp farkında olmadan yalnızlaşmaya doğru gidiliyor aslında. Seyahat aşamalarınızda aynı koltukta saatlerce oturduğumuz ve hiç konuşmadan, tanışmadan, sosyal paylaşım yapmadan indiğimiz durakta aslında bir başlangıcın sonuna doğru geliniyor. Tıpkı aynı sitede aynı binanın kapısında aynı asansörde yıllarca karşılaşıp selamı sabahı dahi vermeden başka bir siteye taşınmamız gibi… Kendilerinden küsmüş yöneticiler ve idareciler kırmızı halılar üzerinden yürüyerek devasa konferans salonlarında izleyicilerine yapacakları söyleşilerinde sosyalleşmeyi ve paylaşmayı kendileri yaşamazken başkalarına anlattıkları gibi. Aslında birazcık kendileride etkilenseler kendi söylediklerinden. Asıl önemli olan israfın alışılmışlıklarından vaz geçmektir. Doğaya ve denize verdiğimiz tahribatlar sonu alınamayacak problemler bugün olduğu gibi yarınlarda da devam edecektir. Doğanın intikamı her zaman yaşantımıza, ekonomimize ve mutluğumuza büyük olmuştur. Dünyada ki bütün ülkeler küresel ısınma ile mücadele ediliyor gibi gösteriliyor ise de sayısız toplantı yapıyor olsa da dunyanın önde gelen zenginleri süper güçleri için birçok şey aslında politikanın kuralları ve bir gereğidir.  Dünyayı kendi programlarına göre yönlendirmeye devam edeceklerdir. Tekrar doğayla dostluk kurulur mu bilemiyorum ama israfı önleyerek bir nebzede olsa               doğaya dost ellimizi uzatabiliriz diye düşünüyorum.
Ekleme Tarihi: 15 Ağustos 2022 - Pazartesi

Bizi mutsuz eden israf

Hemen hemen her annenin evin ekonomisine katkı sunmak için büyük bir etkendir. İsrafı önleme, emeğe saygı gibi birçok değeri içinde barındıran anneler, ailenin devamını sağlamak için sürekli önlemler alırlardı.

Birçok annenin hayatında okul olmadığı halde sanki bir üniversitenin tüm bölümlerinden mezun olmuş gibi bu tür bilgi birikimine sahiptir. Annelik mesleği anneden anneye, kuşaktan kuşağa aktarılan kutsal bir vazifedir. Daha önceleri annelik vazifesi kulaktan kulağa anlatılarak uygulanıyordu. Aslında bir anne ekonomisttir, çocuk gelişimcidir, psikoloktur eğitimcidir, terbiyecidir ve en önemlisi sevgi timsalidir.

Anne eskiden aile ekonomisini düşünerekten bazen akşamdan kalan bulgur pilavını ertesi gün farklı dokunuşlarla başka lezzetlere büründürür ve hemen ev ahalisine tekrar yemek olarak sunarlardı. Çünkü, anneler o zamanın şartlarında birçok kıtlık, sefalet ve yokluk yaşamışlardı. Yaşadıkları o dönemlerde maddi gelir kolay değildi ve her şey kolay elde edilmiyordu.

Çok ilginçtir, kıtlık sonraları öğütülen buğdayın içine beyaz taş öğütülüyordu ve bu öğütülen taş unu çoğaltmak için içine karıştırıyorlardı. Ya bizler…!

Mezopotamya ovası veya toprakları birçok halk tarafında kutsal olarak görülüyordu. Bu sebeple Mezopotamya topraklarının üzerinde yetişen buğdayı ve buğday ailesi de kutsal değer olarak biliniyor ve saygı duyuluyordu. O dönemlerde birçok kapı eşiğine, evlere ve abbaraların üstüne buğday sembolleri resmediyorlardı. Bu semboller Mardin'in tarihi mekanlarında günümüze kadar  süregelmektedir.

Buğdayın bin bir çeşide döndürülmesi ve gittikçe hayatımızda büyük yer edindiği gibi aynı zamanda yaşam kaynağımız da sayılır. Malumunuz buğday 12 aşamada işlenerek daha sonrası ekmek halini alırdı. Günümüzde olduğu gibi eskiden hiç ama hiç ekmek çöpe gitmezdi (gidemezdi) ekmeğin değerli olduğu zamanlarda hemen geri dönüşüm planları devreye girer ve evin büyük emektarları olan anneler değişik formüller bulurlardı.

Mesela;

Ekmek hafif kuruduğunda balık ekmek, sarımsaklı ekmek, ekmek kavurması veya başka sulu yemekle tüketiliyordu çünkü ekmek onlar için kutsaldı ve ekmeğin insanlar için üretildiği bilinci mevcuttu. Yaşamın bütün zorlukları olduğu o yıllarda, aslında doğallığın, lezzetin ve bereketin yüzlere yansıdığı yıllardı o yıllar...

İnsanların yaşam kalitesi yükseldikçe daha çok israfın olduğu daha çok atığın atıldığı daha çok gıdanın tüketilmeden tüketildiği bir dünya karmaşasında yaşıyoruz. Arayıp cevabı bulamadığımız birçok soruda olduğu gibi.

Mutluluk arayışımızın içinde geçmiş hayata dair yaşamsallıklar olsa da ulaşamıyoruz artık ne o eski lezzete, ne o eski berekete ve ne o eski mutluluğa… Belki de kendimize sormamız gereken o kadar çok şey vardır ki Neden?  Ve nedenlerin arkasında unuttuğumuz zorlukla kazanılan hayat hikayeleri. Çıkılması o kadar güç şeyler vardır ki sosyal olduğumuzu sanıp farkında olmadan yalnızlaşmaya doğru gidiliyor aslında.

Seyahat aşamalarınızda aynı koltukta saatlerce oturduğumuz ve hiç konuşmadan, tanışmadan, sosyal paylaşım yapmadan indiğimiz durakta aslında bir başlangıcın sonuna doğru geliniyor. Tıpkı aynı sitede aynı binanın kapısında aynı asansörde yıllarca karşılaşıp selamı sabahı dahi vermeden başka bir siteye taşınmamız gibi…

Kendilerinden küsmüş yöneticiler ve idareciler kırmızı halılar üzerinden yürüyerek devasa konferans salonlarında izleyicilerine yapacakları söyleşilerinde sosyalleşmeyi ve paylaşmayı kendileri yaşamazken başkalarına anlattıkları gibi. Aslında birazcık kendileride etkilenseler kendi söylediklerinden. Asıl önemli olan israfın alışılmışlıklarından vaz geçmektir.

Doğaya ve denize verdiğimiz tahribatlar sonu alınamayacak problemler bugün olduğu gibi yarınlarda da devam edecektir. Doğanın intikamı her zaman yaşantımıza, ekonomimize ve mutluğumuza büyük olmuştur.

Dünyada ki bütün ülkeler küresel ısınma ile mücadele ediliyor gibi gösteriliyor ise de sayısız toplantı yapıyor olsa da dunyanın önde gelen zenginleri süper güçleri için birçok şey aslında politikanın kuralları ve bir gereğidir.  Dünyayı kendi programlarına göre yönlendirmeye devam edeceklerdir. Tekrar doğayla dostluk kurulur mu bilemiyorum ama israfı önleyerek bir nebzede olsa               doğaya dost ellimizi uzatabiliriz diye düşünüyorum.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.