İSRÂİL'İN SÛRİYE'YE YÖNELİK PLANLARI NELER? -I-

  İsrail'in Suriye'de Türkiye ve İran'la rekabet etme ve onlara karşı koyma biçimi farklı. Türkiye söz konusu olduğunda mesele nüfuz alanı için rekabet, İran söz konusu olduğunda ise kimlik ve varoluş meselesi.  
  Türkiye ve İsrail'in Suriye'deki nüfuz alanlarının kapsam ve derinliği aynı değil farklıdır.
  Bu belki de, Süveydâ'da görüldüğü gibi, Suriye'nin parçalanmasına yol açabilecek bir kopuşun habercisi olabilir. Üstelik bu ülke, toprak bütünlüğünü korumak için iki tarihi unsurun, yani içerideki demir yumruğun ve önemli bir dış müttefikin kaybına tanıklık ediyor.
  Ortadoğu ülkeleri içerisinde Suriye; en eski ve en karmaşık siyasi, sosyal ve jeopolitik yapılardan birine sahiptir. Bu karmaşıklık yalnızca siyasi durum ve yönetimden kaynaklanmaz. Aynı zamanda dağlar ve ovalar gibi doğal özelliklerin konumu bile tarih boyunca bu ülke için önemli siyasi ve sosyal neticeler bırakmıştır.
  SURİYE, bölgede en yüksek ırksal, kabilesel ve dini çeşitliliğe sahip ülkedir. Son elli yılda, BA’S Partisi'nin merkezî yönetimi demokratik yollarla iktidarı paylaşmak yerine baskı uygulayarak, sosyal ve etnik uçurumları siyasi olarak örtbas ederek, merkezkaç enerjisini yoğunlaştırmıştır. Şimdi, bu baskıların ortadan kalkması ve merkezî yapının göreli çöküşüyle toplumda birikmiş enerjinin serbest bırakılması, sosyal ve kimlik uçurumlarının şiddetle birlikte muhtemelen patlayıcı ve yıkıcı bir şekilde kendini göstermesi doğaldır.
  Bu açıdan bakıldığında, Suriye'deki mevcut çalkantı ve çatışmalar beklenmedik olmayıp öngörülebilir nitelikteydi. Dolayısıyla, Suriye'deki siyasi, sosyal ve güvenlik durumunu analiz etmek için üç düzeyde incelenmesi gerekir:
  1) Ulusal/İç,
  2) Bölgesel,
  3) Uluslararası düzeyler.
  ULUSAL DÜZEYDE DETAYLI BİR İNCELEME; Suriye toplumunun içinde yaşadığı sosyal ve etnik yapıların derinlemesine analizini gerektirir. Bu analiz, Suriye halkının siyasi ve sosyal hayatı ile ihtiyaç ve endişelerinin kapsamlı ve doğru bir resmini elde etmek için şümullü bir saha ve kütüphane araştırması gerektirir.
  BÖLGESEL DÜZEYDE ise en dikkat çekici olanı, Türkiye ve İsrail gibi bölgesel aktörler arasındaki rekabettir.
  İsrail, yakıp yıkma stratejisiyle komşularını zayıflatmaya çalışıyor ve NATO üyesi Türkiye ile komşu olmaya hiç niyeti yok. Bu arada, Türkiye'nin Orta Doğu'ya yönelik dış politikası derinlik ve kapsam eksikliğiyle karşı karşıya. Uzun vadeli sonuçları düşünülmeden atılan aceleci adımlar, İsrail'e adeta fırsat yarattı. İsrail'in Türkiye'ye olan duyarlılığı, birçok yönden İran'a olan duyarlılığından daha az değil.
  Esed rejiminin devrilmesinden sonra İsrail, sorununun Suriye hükûmetiyle değil, Suriye ülkesiyle olduğunu gösterdi.
  Sürecin sonucu olarak İsrail, bugün Suriye sahnesindeki en önemli ve belki de tek etkili aktör haline geldi.
  Siyonist devletin maksimum güvenlik politikası; komşularını zayıflatıp parçalamak, yakıp yıkmak ve büyük coğrafi birimleri küçük, kontrol edilebilir birimlere dönüştürmektir.
  Bu bağlamda, bazıları Türkiye ile İsrail arasında Suriye topraklarında doğrudan bir çatışma ihtimalini gündeme getirse de çoğu analist bu senaryoyu muhtemel görmüyor. Bunun nedeni, Ankara'nın tutumlarının sürekli değişmesi, geçici taktiklere dayanmasıdır. Bu değişkenlik ve siyasi manevralar, Türkiye'nin İsrail ile çatışma ihtimalini büyük ölçüde azaltmaktadır.
  ULUSLARARASI DÜZEYDE, Amerika'nın Suriye'deki hedefleri de İsrail'i tam olarak desteklememekte, çoğu durumda Rusya ve Çin'in politikalarıyla örtüşmemektedir.
  SONUÇ OLARAK, Suriye Yalnızca İç Çatışmaların Bir Savaş Alanı Değil, Aynı Zamanda Çatışan Çıkarları ve Öncelikleri Olan Dünya Güçleri Arasında Bir Rekabet Sahnesidir.
  Süveydâ'da tanık olduğumuz şey, aslında Suriye'deki etnik fayların harekete geçmesinin başlangıcıdır.  Bunun nedeni, ülkedeki son siyasi gelişmelerin doğasına dayanmaktadır. Özellikle, “SURİYE'de Esed Rejiminin Devrilmesiyle Yaşananların, Özgürlük ve Demokratik Bir Toplumun İnşası İçin İçsel Bir Gelişme Olmadığı” söylenebilir.