DİCLE ELKEKTİRK

Dünya Kudüs Gününde İsrail'e ve ABD'ye Lanet Yağdı

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 13.03.2026 - 16:56, Güncelleme: 13.03.2026 - 16:56
 

Dünya Kudüs Gününde İsrail'e ve ABD'ye Lanet Yağdı

MARDİN’de ‘Dünya Kudüs Günü’ kapsamında düzenlenen basın açıklamasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto edildi.
Artuklu ilçesinde düzenlenen programa sivil toplum kuruluşları ile siyasi parti temsilcileri, vatandaşlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Türkiye ve Filistin bayrakları açan grup, İsrail’in saldırılarına tepki gösterdi. Cuma namazının ardından Şakir Nuhoğlu Camii önünde yapılan basın açıklamasını Peygamber Sevdalıları Vakfı Mardin Başkanı Fasih Memiş okudu. Memiş, Kudüs’ün yalnızca Filistin halkının değil, bütün Müslümanların ve insanlığın ortak mirası olduğunu söyledi. Meydanda toplanan onlarca Kudüs aşığı halk, israile lanet, Filistin ve Mescid-i Aksa'ya destek mesajları içere döviz ve pankartları açtı. Basın açıklaması esnasında da işgal rejimi ve ABD'ye lanet sologanları attı. Yapılan açıklamada, sadece bir bölgenin değil, tüm insanlığın vicdan durağı olan Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze’de yaşanan soykırıma dur demek; Bu beldeleri elde etme adına,  Siyonist yayılmacılığın küresel barışı nasıl bir uçuruma sürüklediğine dikkat çekmek ve İslam coğrafyasının dört bir yanında yakılan fitne ateşine karşı vahdeti haykırmak için toplanmış bulunmaktayız. Kudüs, yalnızca Filistin halkının değil, bütün Müslümanların ve bütün insanlığın ortak mirasıdır. Mescid-i Aksa ise Müslümanların ilk kıblesi ve mukaddes mabedlerinden biridir. Ancak bugün Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze; Siyonist işgal rejiminin sistematik saldırıları ve yayılmacı politikaları altında ağır bir kuşatma yaşamaktadır. İsrail’in Gazze’de başlattığı ve bugün Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve İran’a yaydığı çatışma süreci, asla bir "güvenlik" meselesi değildir. Bu, 'Arz-ı Mev'ud' hezeyanıyla bölge ülkelerini zayıflatma, parçalama ve köleleştirme operasyonudur. Siyonist akıl, kendi güvenliğini komşu ülkelerin yıkımında aramakta, attığı her adımda dünya barışının altına dinamit döşemektedir. Bu saldırganlık, 'israil’in güvenliği' bahanesi altında bütün bölgeyi dizayn etmeyi hedefleyen emperyal bir projeye dönüşmüş ve dünya barışını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Şurası açıktır ki mesele sadece Filistin meselesi değildir. Asıl mesele İslam coğrafyasının tüm direniş hatlarını kırmayı hedeflemektedir. Bugün Ortadoğu, modern dünyanın gözleri önünde sistematik bir yok etme operasyonuna sahne olmaktadır. Sadece sınırların değil, vicdanların da tarumar edildiği bu süreçte; Gazze ve Kudüs’e sahip olma adına Lübnan, Suriye, Yemen ve İran, küresel şer odaklarının hedef tahtasına oturtulmuştur. Müslümanların ilk kıblesi Kudüs, Siyonist işgalin pençesinde kimliksizleştirilmeye çalışılırken; İsrail’in başlattığı saldırılarla Gazze, tarihin en büyük toplu mezarlığına dönüştürülmüştür. Bu, sadece bir toprak kavgası değil, bir inancın ve halkın kökünü kazıma girişimidir. Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, Kudüs’ün mahremiyetini çiğneyen bu terör mekanizmasının lokomotifi olan Amerika ve İsrail ikilisinin bölgedeki yayılmacı emelleri, bölgedeki kaosun ana kaynağıdır. Yemen, Amerika destekli operasyonlar ve bitmek bilmeyen ambargolar nedeniyle yüzyılın en büyük insani dramını yaşamaktadır. Çocukların açlıktan öldüğü, salgın hastalıkların  Meydanda toplanan onlarca Kudüs aşığı halk, israile lanet, Filistin ve Mescid-i Aksa'ya destek mesajları içere döviz ve pankartları açtı. Basın açıklaması esnasında da işgal rejimi ve ABD'ye lanet sologanları attı. Bugün burada, sadece bir bölgenin değil, tüm insanlığın vicdan durağı olan Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze’de yaşanan soykırıma dur demek; Bu beldeleri elde etme adına,  Siyonist yayılmacılığın küresel barışı nasıl bir uçuruma sürüklediğine dikkat çekmek ve İslam coğrafyasının dört bir yanında yakılan fitne ateşine karşı vahdeti haykırmak için toplanmış bulunmaktayız. Kudüs, yalnızca Filistin halkının değil, bütün Müslümanların ve bütün insanlığın ortak mirasıdır. Mescid-i Aksa ise Müslümanların ilk kıblesi ve mukaddes mabedlerinden biridir. Ancak bugün Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze; Siyonist işgal rejiminin sistematik saldırıları ve yayılmacı politikaları altında ağır bir kuşatma yaşamaktadır. İsrail’in Gazze’de başlattığı ve bugün Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve İran’a yaydığı çatışma süreci, asla bir "güvenlik" meselesi değildir. Bu, 'Arz-ı Mev'ud' hezeyanıyla bölge ülkelerini zayıflatma, parçalama ve köleleştirme operasyonudur. Siyonist akıl, kendi güvenliğini komşu ülkelerin yıkımında aramakta, attığı her adımda dünya barışının altına dinamit döşemektedir. Bu saldırganlık, 'israil’in güvenliği' bahanesi altında bütün bölgeyi dizayn etmeyi hedefleyen emperyal bir projeye dönüşmüş ve dünya barışını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Şurası açıktır ki mesele sadece Filistin meselesi değildir. Asıl mesele İslam coğrafyasının tüm direniş hatlarını kırmayı hedeflemektedir. Bugün Ortadoğu, modern dünyanın gözleri önünde sistematik bir yok etme operasyonuna sahne olmaktadır. Sadece sınırların değil, vicdanların da tarumar edildiği bu süreçte; Gazze ve Kudüs’e sahip olma adına Lübnan, Suriye, Yemen ve İran, küresel şer odaklarının hedef tahtasına oturtulmuştur. Image description   Müslümanların ilk kıblesi Kudüs, Siyonist işgalin pençesinde kimliksizleştirilmeye çalışılırken; İsrail’in başlattığı saldırılarla Gazze, tarihin en büyük toplu mezarlığına dönüştürülmüştür. Bu, sadece bir toprak kavgası değil, bir inancın ve halkın kökünü kazıma girişimidir. Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, Kudüs’ün mahremiyetini çiğneyen bu terör mekanizmasının lokomotifi olan Amerika ve İsrail ikilisinin bölgedeki yayılmacı emelleri, bölgedeki kaosun ana kaynağıdır. Suriye’de yıllardır süren ve milyonlarca insanı yerinden eden savaş, emperyalist güçlerin bölgeyi parçalama planlarının bir parçasıdır. Lübnan ise, İsrail’in pervasız hava saldırıları ve ekonomik ambargolarla dize getirilmeye çalışılmakta, bir halkın geleceği sistematik olarak çalınmaktadır. Yemen, Amerika destekli operasyonlar ve bitmek bilmeyen ambargolar nedeniyle yüzyılın en büyük insani dramını yaşamaktadır. Çocukların açlıktan öldüğü, salgın hastalıkların pençesinde kıvranan bir halk, küresel güçlerin bölgedeki hakimiyet savaşlarına kurban edilmektedir. Emperyalist güçler ve onların bölgedeki karakolu olan İsrail, bugün İran’ı doğrudan hedef alarak bölgesel bir savaşı tetiklemekten, bölgeyi topyekûn bir yangın yerine çevirmekten çekinmemektedir. Dünya da şunu çok iyi bilmelidir ki, bu yangın bölgeyle sınırlı kalmayacak kendilerine de sıçrayacaktır. Amerika ve İsrail ikilisi, uluslararası hukuku ayaklar altına alarak dünyayı bir “orman kanunu” düzenine sürüklemektedir. BM kararlarını hiçe sayan, okulları, hastaneleri ve mülteci kamplarını vuran bu saldırganlık; küresel enerji hatlarını tehdit etmekte, dünya ekonomisini telafisi güç krizlere sürüklemekte, Üçüncü Dünya Savaşı riskini her geçen gün daha gerçekçi bir tehdit haline getirmektedir. Ancak bu saldırganlığın arkasında yalnızca İsrail ve Amerika yoktur, İngiltere de vardır. Özellikle Amerika ve İngiltere’nin siyasi, diplomatik, lojistik ve askeri desteğiyle yürütülen bu süreç, Filistin’deki zulmün sürmesine zemin hazırlamaktadır. Tarih bize bir kez daha göstermiştir ki; "Küfür tek bir millettir." Bu şer ittifakının içinde Amerika ön plana çıksa da İsrail’in arkasındaki en büyük destekçilerden biri de tarih sahnesindeki  "fitneci" rolünü yeniden üstlenmiş olan İngiltere’dir. Sömürgeci geçmişiyle maruf olan İngiltere, bugün maskesini tamamen düşürmüştür. Sadece İsrail’e diplomatik destek vermekle kalmamış, İran’a yönelik saldırılarda askeri üslerini açarak ve istihbarat desteği sağlayarak doğrudan taraf olan İngiltere, bu zulmün ortağı ve bölgedeki kanın asli sorumlularındandır. Zulüm karşısında sessiz kalmak, zalimin safında yer almaktır. Tüm bu saldırılar göstermektedir ki; zulmün rengi, dili veya sınırı yoktur. Batılı güçler ve Siyonist akıl, İslam coğrafyasını zayıflatmak için tek bir vücut gibi hareket etmektedir. Emperyalist güçler kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp İslam coğrafyasına karşı birleşmişken, bugün Müslümanlara düşen kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakmaları, ümmet bilincini yeniden güçlendirmeleri, mazlumların yanında güçlü bir duruş sergilemeleri, vahdet içinde hareket etmeleri ve bu küresel kuşatmaya karşı sarsılmaz bir kale inşa etmektir. Bunun için vahdet şarttır. Mezhebi ve siyasi ayrılıklar, Siyonist kurşunlardan daha yıkıcıdır. Tek yürek ve tek bilek olma vaktidir. Gazze’den Lübnan’a, Yemen’den İran’a kadar saldırı altındaki tüm mazlum halklarla tam bir dayanışma içinde olunmalıdır. Siyonizme ve onun en büyük destekçileri olan ABD, israil ve İngiltere’ye yönelik etkili, sürdürülebilir bir ekonomik boykot uygulanmalıdır. Aksa bir onur meselesidir. Kudüs’ü savunmak, sadece Filistinlilerin değil, 'Lailaheillallah' diyen her ferdin boynunun borcudur. Şu bilinmelidir ki, Kudüs ve Aksa özgürleşmeden, ne bölgeye ne de dünyaya huzur gelmeyecektir. Çünkü bugün Kudüs’te ve Mescid-i Aksa’da süren işgal ve baskı politikaları; Ortadoğu’da kalıcı istikrarsızlığa neden olmakta, bölgesel çatışmaları derinleştirmekte, uluslararası gerilimleri artırmakta ve dünya barışını tehdit eden krizleri büyütmektedir. Gazze’de yaşanan insanlık dramı,  Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlar, Kudüs’te yürütülen demografik ve siyasi değişim politikaları; yalnızca Filistin halkının değil, bütün dünyanın vicdanını yaralamaktadır.
MARDİN’de ‘Dünya Kudüs Günü’ kapsamında düzenlenen basın açıklamasında İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları protesto edildi.

Artuklu ilçesinde düzenlenen programa sivil toplum kuruluşları ile siyasi parti temsilcileri, vatandaşlar ve çok sayıda vatandaş katıldı. Türkiye ve Filistin bayrakları açan grup, İsrail’in saldırılarına tepki gösterdi. Cuma namazının ardından Şakir Nuhoğlu Camii önünde yapılan basın açıklamasını Peygamber Sevdalıları Vakfı Mardin Başkanı Fasih Memiş okudu. Memiş, Kudüs’ün yalnızca Filistin halkının değil, bütün Müslümanların ve insanlığın ortak mirası olduğunu söyledi.

Meydanda toplanan onlarca Kudüs aşığı halk, israile lanet, Filistin ve Mescid-i Aksa'ya destek mesajları içere döviz ve pankartları açtı. Basın açıklaması esnasında da işgal rejimi ve ABD'ye lanet sologanları attı.

Yapılan açıklamada, sadece bir bölgenin değil, tüm insanlığın vicdan durağı olan Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze’de yaşanan soykırıma dur demek; Bu beldeleri elde etme adına,  Siyonist yayılmacılığın küresel barışı nasıl bir uçuruma sürüklediğine dikkat çekmek ve İslam coğrafyasının dört bir yanında yakılan fitne ateşine karşı vahdeti haykırmak için toplanmış bulunmaktayız.

Kudüs, yalnızca Filistin halkının değil, bütün Müslümanların ve bütün insanlığın ortak mirasıdır. Mescid-i Aksa ise Müslümanların ilk kıblesi ve mukaddes mabedlerinden biridir. Ancak bugün Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze; Siyonist işgal rejiminin sistematik saldırıları ve yayılmacı politikaları altında ağır bir kuşatma yaşamaktadır.

İsrail’in Gazze’de başlattığı ve bugün Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve İran’a yaydığı çatışma süreci, asla bir "güvenlik" meselesi değildir. Bu, 'Arz-ı Mev'ud' hezeyanıyla bölge ülkelerini zayıflatma, parçalama ve köleleştirme operasyonudur. Siyonist akıl, kendi güvenliğini komşu ülkelerin yıkımında aramakta, attığı her adımda dünya barışının altına dinamit döşemektedir. Bu saldırganlık, 'israil’in güvenliği' bahanesi altında bütün bölgeyi dizayn etmeyi hedefleyen emperyal bir projeye dönüşmüş ve dünya barışını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır.

Şurası açıktır ki mesele sadece Filistin meselesi değildir. Asıl mesele İslam coğrafyasının tüm direniş hatlarını kırmayı hedeflemektedir.

Bugün Ortadoğu, modern dünyanın gözleri önünde sistematik bir yok etme operasyonuna sahne olmaktadır. Sadece sınırların değil, vicdanların da tarumar edildiği bu süreçte; Gazze ve Kudüs’e sahip olma adına Lübnan, Suriye, Yemen ve İran, küresel şer odaklarının hedef tahtasına oturtulmuştur.

Müslümanların ilk kıblesi Kudüs, Siyonist işgalin pençesinde kimliksizleştirilmeye çalışılırken; İsrail’in başlattığı saldırılarla Gazze, tarihin en büyük toplu mezarlığına dönüştürülmüştür. Bu, sadece bir toprak kavgası değil, bir inancın ve halkın kökünü kazıma girişimidir.

Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, Kudüs’ün mahremiyetini çiğneyen bu terör mekanizmasının lokomotifi olan Amerika ve İsrail ikilisinin bölgedeki yayılmacı emelleri, bölgedeki kaosun ana kaynağıdır.

Yemen, Amerika destekli operasyonlar ve bitmek bilmeyen ambargolar nedeniyle yüzyılın en büyük insani dramını yaşamaktadır. Çocukların açlıktan öldüğü, salgın hastalıkların 
Meydanda toplanan onlarca Kudüs aşığı halk, israile lanet, Filistin ve Mescid-i Aksa'ya destek mesajları içere döviz ve pankartları açtı. Basın açıklaması esnasında da işgal rejimi ve ABD'ye lanet sologanları attı.

Bugün burada, sadece bir bölgenin değil, tüm insanlığın vicdan durağı olan Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze’de yaşanan soykırıma dur demek; Bu beldeleri elde etme adına,  Siyonist yayılmacılığın küresel barışı nasıl bir uçuruma sürüklediğine dikkat çekmek ve İslam coğrafyasının dört bir yanında yakılan fitne ateşine karşı vahdeti haykırmak için toplanmış bulunmaktayız.

Kudüs, yalnızca Filistin halkının değil, bütün Müslümanların ve bütün insanlığın ortak mirasıdır. Mescid-i Aksa ise Müslümanların ilk kıblesi ve mukaddes mabedlerinden biridir. Ancak bugün Kudüs, Mescid-i Aksa ve Gazze; Siyonist işgal rejiminin sistematik saldırıları ve yayılmacı politikaları altında ağır bir kuşatma yaşamaktadır.

İsrail’in Gazze’de başlattığı ve bugün Lübnan’a, Suriye’ye, Yemen’e ve İran’a yaydığı çatışma süreci, asla bir "güvenlik" meselesi değildir. Bu, 'Arz-ı Mev'ud' hezeyanıyla bölge ülkelerini zayıflatma, parçalama ve köleleştirme operasyonudur. Siyonist akıl, kendi güvenliğini komşu ülkelerin yıkımında aramakta, attığı her adımda dünya barışının altına dinamit döşemektedir. Bu saldırganlık, 'israil’in güvenliği' bahanesi altında bütün bölgeyi dizayn etmeyi hedefleyen emperyal bir projeye dönüşmüş ve dünya barışını doğrudan tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır.


Şurası açıktır ki mesele sadece Filistin meselesi değildir. Asıl mesele İslam coğrafyasının tüm direniş hatlarını kırmayı hedeflemektedir.

Bugün Ortadoğu, modern dünyanın gözleri önünde sistematik bir yok etme operasyonuna sahne olmaktadır. Sadece sınırların değil, vicdanların da tarumar edildiği bu süreçte; Gazze ve Kudüs’e sahip olma adına Lübnan, Suriye, Yemen ve İran, küresel şer odaklarının hedef tahtasına oturtulmuştur.

Image description

 

Müslümanların ilk kıblesi Kudüs, Siyonist işgalin pençesinde kimliksizleştirilmeye çalışılırken; İsrail’in başlattığı saldırılarla Gazze, tarihin en büyük toplu mezarlığına dönüştürülmüştür. Bu, sadece bir toprak kavgası değil, bir inancın ve halkın kökünü kazıma girişimidir.

Gazze’de taş üstünde taş bırakmayan, Kudüs’ün mahremiyetini çiğneyen bu terör mekanizmasının lokomotifi olan Amerika ve İsrail ikilisinin bölgedeki yayılmacı emelleri, bölgedeki kaosun ana kaynağıdır.

Suriye’de yıllardır süren ve milyonlarca insanı yerinden eden savaş, emperyalist güçlerin bölgeyi parçalama planlarının bir parçasıdır.

Lübnan ise, İsrail’in pervasız hava saldırıları ve ekonomik ambargolarla dize getirilmeye çalışılmakta, bir halkın geleceği sistematik olarak çalınmaktadır.

Yemen, Amerika destekli operasyonlar ve bitmek bilmeyen ambargolar nedeniyle yüzyılın en büyük insani dramını yaşamaktadır. Çocukların açlıktan öldüğü, salgın hastalıkların pençesinde kıvranan bir halk, küresel güçlerin bölgedeki hakimiyet savaşlarına kurban edilmektedir.

Emperyalist güçler ve onların bölgedeki karakolu olan İsrail, bugün İran’ı doğrudan hedef alarak bölgesel bir savaşı tetiklemekten, bölgeyi topyekûn bir yangın yerine çevirmekten çekinmemektedir.

Dünya da şunu çok iyi bilmelidir ki, bu yangın bölgeyle sınırlı kalmayacak kendilerine de sıçrayacaktır. Amerika ve İsrail ikilisi, uluslararası hukuku ayaklar altına alarak dünyayı bir “orman kanunu” düzenine sürüklemektedir. BM kararlarını hiçe sayan, okulları, hastaneleri ve mülteci kamplarını vuran bu saldırganlık; küresel enerji hatlarını tehdit etmekte, dünya ekonomisini telafisi güç krizlere sürüklemekte, Üçüncü Dünya Savaşı riskini her geçen gün daha gerçekçi bir tehdit haline getirmektedir.


Ancak bu saldırganlığın arkasında yalnızca İsrail ve Amerika yoktur, İngiltere de vardır. Özellikle Amerika ve İngiltere’nin siyasi, diplomatik, lojistik ve askeri desteğiyle yürütülen bu süreç, Filistin’deki zulmün sürmesine zemin hazırlamaktadır.

Tarih bize bir kez daha göstermiştir ki; "Küfür tek bir millettir." Bu şer ittifakının içinde Amerika ön plana çıksa da İsrail’in arkasındaki en büyük destekçilerden biri de tarih sahnesindeki  "fitneci" rolünü yeniden üstlenmiş olan İngiltere’dir.

Sömürgeci geçmişiyle maruf olan İngiltere, bugün maskesini tamamen düşürmüştür. Sadece İsrail’e diplomatik destek vermekle kalmamış, İran’a yönelik saldırılarda askeri üslerini açarak ve istihbarat desteği sağlayarak doğrudan taraf olan İngiltere, bu zulmün ortağı ve bölgedeki kanın asli sorumlularındandır.

Zulüm karşısında sessiz kalmak, zalimin safında yer almaktır. Tüm bu saldırılar göstermektedir ki; zulmün rengi, dili veya sınırı yoktur. Batılı güçler ve Siyonist akıl, İslam coğrafyasını zayıflatmak için tek bir vücut gibi hareket etmektedir.

Emperyalist güçler kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakıp İslam coğrafyasına karşı birleşmişken, bugün Müslümanlara düşen kendi aralarındaki ihtilafları bir kenara bırakmaları, ümmet bilincini yeniden güçlendirmeleri, mazlumların yanında güçlü bir duruş sergilemeleri, vahdet içinde hareket etmeleri ve bu küresel kuşatmaya karşı sarsılmaz bir kale inşa etmektir.

Bunun için vahdet şarttır. Mezhebi ve siyasi ayrılıklar, Siyonist kurşunlardan daha yıkıcıdır. Tek yürek ve tek bilek olma vaktidir. Gazze’den Lübnan’a, Yemen’den İran’a kadar saldırı altındaki tüm mazlum halklarla tam bir dayanışma içinde olunmalıdır. Siyonizme ve onun en büyük destekçileri olan ABD, israil ve İngiltere’ye yönelik etkili, sürdürülebilir bir ekonomik boykot uygulanmalıdır. Aksa bir onur meselesidir. Kudüs’ü savunmak, sadece Filistinlilerin değil, 'Lailaheillallah' diyen her ferdin boynunun borcudur. Şu bilinmelidir ki, Kudüs ve Aksa özgürleşmeden, ne bölgeye ne de dünyaya huzur gelmeyecektir. Çünkü bugün Kudüs’te ve Mescid-i Aksa’da süren işgal ve baskı politikaları; Ortadoğu’da kalıcı istikrarsızlığa neden olmakta, bölgesel çatışmaları derinleştirmekte, uluslararası gerilimleri artırmakta ve dünya barışını tehdit eden krizleri büyütmektedir. Gazze’de yaşanan insanlık dramı,  Mescid-i Aksa’ya yönelik baskınlar, Kudüs’te yürütülen demografik ve siyasi değişim politikaları; yalnızca Filistin halkının değil, bütün dünyanın vicdanını yaralamaktadır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.