EZELÎ KARAR
EZELÎ KARAR
EZELÎ KARAR
“Başlangıçta İnsanlar Tek Ümmetti, Sonradan Ayrılığa Düştüler.
Eğer Rabbinin Evvelden Verdiği Ezelî KARAR Olmasaydı, İhtilâfa Düştükleri Konuda Aralarında Hüküm Hemen Verilirdi.
(YÛNUS: 19)
&
TEFSİR
{(Başlangıçta İnsanlar Tek Ümmetti, Sonradan Ayrılığa Düştüler / وَمَا كَانَ الناس إِلاَّ أُمَّةً وَاحِدَةً فاختلفوا) Burada bahsedilen insanlar; tüm beşeriyet ailesidir. Çünkü onlar tek bir TOPLULUKTU. Sonra çoğaldı, dağıldı ve halklar, kabîleler oldular.
Bazı yorumcular, burada "İNSANLAR/ الناس" ifadesiyle özellikle Arapların kastedildiğine inanmaktadır. Zira onlar, Amr ibn Luhay aralarına sızıp PUTPERESTLİĞİ getirene kadar Hz. İbrahim'in dinini takip eden tek tanrılı bir inanç sistemi içindeydiler.
el-Âlûsî şöyle der:
"Cenabı Hakk’ın, (Başlangıçta İnsanlar Tek Ümmetti, Sonradan Ayrılığa Düştüler) sözünün anlamı şudur: ‘Başlangıçta tüm insanlar hakikat ve TEVHİD konusunda hiçbir ihtilaf olmaksızın birleşmişti.’ Bu anlatım; İbn Abbas, Suddi ve Mücahid'den rivayet edilmiştir. Bu, Hz. Âdem'in zamanından Kabil'in Habil'i öldürmesine kadar olan dönemdi. Başka rivayetlere göre durum, İDRİS ya da NUH zamanına kadar devam etmiştir. Yine söylenegeldiği üzere, yeryüzünde hiçbir kâfir kalmadığı halde, aralarında KÜFÜR ortaya çıkıncaya kadar, NUH zamanında da durum böyleydi.
Bazı kaynaklara göre bu, Hz. İBRAHİM zamanından Amr ibn Luhayy'ın açıkça putperestlik yaptığı döneme kadar olan süreyi ifade etmektedir. Ata'nın anlattığı buydu. Bu nedenle, burada "İNSANLAR/ الناس" ifadesinin kastedilen anlamı özellikle Araplardır. Bu da, âyetin onların kötülüklerinin anlatımından sonra gelmesi göz önüne alındığında, Müteâl olan ALLÂH’ı bundan arındırmanın en uygun yoludur.
Böylece (Onlar İhtilafa Düştü/ فاختلفوا) sözü, bazılarının sapkınlığa düştüğünü, bazılarının ise doğru yola yöneldiğini ifade eder. Bunun üzerine ALLÂH, doğru yola gelenlere büyük bir mükâfat müjdesi vermek, sapkınları ise kötü bir azaptan haberdar etmek için elçilerini gönderdi.
'Fa' harfi, ardışıklığı ifade eder. Bu durum, onların ‘HAK’ konusundaki anlaşmalarının ‘Belirli Bir Zaman Dilimini Kapsadığı’ gerçeğiyle çelişmez. Çünkü amaç, aralarındaki ihtilafın ‘ittifak prosesi sona erdikten sonra meydana geldiğini’ açıklığa kavuşturmaktır. Anlaşmanın hemen başında değil.
O'nun (Eğer Rabbinin Evvelden Verdiği Ezelî KARAR Olmasaydı, Aralarında Hüküm Hemen Verilirdi / وَلَوْلاَ كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَقُضِيَ بَيْنَهُمْ) ifadesi, ALLÂH'ın müminler ve diğerleri arasındaki hükmü kıyamet gününe kadar erteleme konusunda takdir ettiği ve dilediği şeyi ifade eder.
Yani: Eğer Rabbinizden, itaatkârlar ile isyankârlar arasındaki hükmü kıyamet gününe ertelemek için önceden bir söz gelmemiş olsaydı, aralarındaki hüküm bu dünyada verilmiş olurdu. İhtilaf edilen konu, kâfir ve günâhkârların azabının ahiretten önce bu dünyada hızlandırılıp verilmesi gerektiğiydi. Ancak O'nun hikmeti, azabın bu dünyada hızlandırılmasını değil, ahireti ödül, karşılık ve ceza yeri kılmayı iktiza etti.
Bu ayeti kerime; dinde bölünme, anlaşmazlık ve çatışmaya yol açan görüş ayrılıklarına karşı ciddi bir uyarı içeriyor.
Ayrıca, Hz. Peygamberin, kendi toplumunun elinden çektiği acılar konusunda ona teselli de veriyordu. Sanki şöyle diyor:
"İnsan Doğasında İHTİLAF/Farklılıklar Vardır. Bu Yüzden Herkesin İnançlı Olmasını Beklemeyin!"}
et-TEFSÎRU’L-VASÎT Lİ’l-KUR’ÂNİ’L-KERÎM / Muhammed Seyyid TANTÂVÎ
Mardin HABERİ
