DİCLE ELKEKTİRK

İran’ın bombalanması ve düşündürdükleri

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 11.03.2026 - 15:48, Güncelleme: 11.03.2026 - 15:48
 

İran’ın bombalanması ve düşündürdükleri

İran bombalanırken, ABD ve Batı, Siyonizmin emrinde hareket ederek, Müslüman kanı dökerken zulmün zalimin yaptıklarının algısı neden hakikati, yapılması gerekenleri bastırıyor? Bütün bu yapılanlar gündeme oturmuşken cemaatlerin, vakıfların, derneklerin, kanaat önderlerinin, matbuatımızın, edebiyatımızın, eli kalem tutanlarımızın neden ağzını bıçak açmıyor? O kadar imkâna, güce ve etkiye rağmen, meydana neden fitneyi körükleyenler egemen? Sadece ümmet anlayışı, Müslümanların birbirinin kardeşi olması hakikati bile harekete geçmeye yeterliyken, neden çıkıp cesaretle topluma gerçekler anlatılmıyor?
Tek başına mücadele veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yük alınmıyor, yalnız bırakılıyor? Hani Allah yoluna, hakikat yoluna can feda idi. Bugün konforundan taviz vermeyenler, yarın canını verir mi? Bunları yazarken şu hususları da unutamıyorum. İran; milyonlarca Sünni kıyımı yaptı. Şiiliği yaymak için özel bütçe ayırdılar. Son dönemde yaptıkları katliam ve zulümler malûm. Bütün bunlara rağmen karşısında Siyonizm’in emrindeki ABD olunca İran’ın yanında bulunmak lâzım. Hilâl-Haç mücadelesinde de hep Hilâlin karşısında olmalarına rağmen, Osmanlı düşmanlığını bırakmamaları da ayrı bir dert. Zihnimize kazımamız ve uykularımızı kaçırması gereken cümle şu olmalı: Türkler, bu topraklarda yaşayan insanlar ya İslâm’ın bayraktarı olacak ya da yok olacak Allah muhafaza! Zihnimize geçirilen pagan prangaları teker teker kıracağız. İçimizdeki ‘tefrika canavarı’nı âcilen durdurma zamanıdır! Allah ve Resulünün gösterdiği yolda yürüme zamanıdır. Allah ve Resulüne dâvet zamanıdır. Bu yapılanlar, İslâm’a karşı bir savaştır. Dikkatle bakıldığında ve gözlemlendiğinde Hristiyan dünyanın bir bütün olarak, birkaç vicdanlı ülke hariç tutulursa Siyonizm ile emperyalizm savaşından yana olduğu görülmektedir. Müslümanlar korkaklıklarından, ayak bağlarından, saltanatlarını koruma kaygılarından Haçlı zihniyetine tam anlamıyla teslim olmuşlardır. Müslüman her an ve durum için duyarlı, dikkatli olmak durumunda. Umudunu yitirme diye bir şey söz konusu değildir, olmamalı.    Emperyalist ülkelerin başlıca sorunu bu büyük saldırıda ekonomilerinin ciddî anlamda tahrip olduğu, olacağı görülüyor. Müslüman yöneticilerin bu kadar korkuya kapılmaları, dağınıklarından ve başsızlıklarından kaynaklanıyor. (Hilafetin kaldırılarak Müslümanların başsız kalması, o günün kutlanacak günler listesine alınması tarihimizin nasıl yazıldığının ibretlik görüntüsü.) Kimi girişimler bile emperyalizmi bir anlamda tedirgin ediyor. Emperyalizm ve Siyonizm’den taraf olmama ya da sessiz kalmak bile onlar açısından sorun olur. Bu savaş bir kez daha şunu gösterdi. Müslümanlar kendi topraklarını emperyalizme kapatsalar, üslerine fırsat vermeseler Müslümanlara hiçbir şey yapamayacaklar. İlk amaçları Müslümanları birbirine düşürmektir.  İran’da Türkleri ayrıştırma düşüncesi pek de tutmadı. Ülke nüfusunun üçte biri Azeri Türk’ü. Cumhurbaşkanı Türk, Ali Hamaney Azeri Türk’üydü. Halk kendi ülkesine sahip çıkıyor. Azerbaycan’ın İsrail yanlısı tutum içinde olması tam bir rezalet!  Bugün İslam coğrafyasında en tehlikeli fitnelerden biri, Şii–Sünni ayrımının yeniden kaşınmasıdır. Bu ayrım üzerinden yapılanlar; yalnızca kalplerimizi yaralamıyor, aynı zamanda ümmetin zayıflamasını bekleyen güçlerin ekmeğine yağ sürüyor. Kardeşliğimizi tartışma konusu yapmak, düşmanlarımızın en çok arzuladığı şeydir. Kur’an-ı Kerim’de: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmran, 103) Allah’ın ipi; mezhep değildir, hizip ve etnik kimlik değildir. Allah’ın ipi vahiydir, Kur’an’dır, Resûlullah’ın sünnetidir. Aynı kelime-i şehadeti söyleyen, aynı kıbleye dönen, aynı Kitab’a iman eden bir topluluğun; tarihi ihtilafları bugünün kavgasına dönüştürmesi, ilahi ikaza kulak tıkamaktır. “Dinlerini parça parça edip grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.” (En‘âm, 159) Bu ayetin verdiği uyarıyı dikkate almak gerekir. Farklı yorumlar olabilir; fakat düşmanlık üretmek, tekfir dili kullanmak, Müslümanı Müslümana kırdırmak asla meşru değildir. Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez.” Bugün sorulması gereken soru şudur: Birbirimizi suçlayarak mı ümmeti koruyoruz, birbirimizi yıpratarak mı düşmana teslim ediyoruz? Yakın tarih bize gösterdi ki, mezhep çatışmaları çoğu zaman dış müdahalelerle körüklendi. İsrail’in ve küresel güç merkezlerinin İslam dünyasında en çok beslendiği zemin; iç çatışma ve parçalanmışlıktır. Uyguladıkları “böl ve yönet” değişmeyen politikalarıdır. Birbirine düşmüş bir ümmet, dış müdahaleye açık hale gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider.” (Enfâl, 46) Bugün İran’a yapılan saldırı, Gazze’de akan kan, Yemen’de, Arakan’da yapılan katliamlar bize şunu haykırıyor: Asıl mesele mezhep değil, ümmetin onurudur. Bombanın hedefi Sünni diye seçilmez, Şii diye yön değiştirmez. Zulüm, Müslüman kimliğine yöneliktir. Kur’an şöyle uyarır: “Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurât, 10) Bu ayet sadece barışmayı değil, barıştırmayı da emrediyor. Kardeşlik pasif bir duygu değil; aktif bir sorumluluktur. Mezhep üzerinden değil, ümmet bilinci üzerinden konuşmalıyız. İhtilafları büyütmek yerine, ortak değerleri öne çıkarmalıyız. Zulme karşı ortak tavır geliştirmeliyiz. Bugün Şii–Sünni ayrımını körüklemek, sadece bir mezhebi değil, bütün ümmeti zayıflatır. Ümmet, aynı kıbleye dönenlerin adıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey; kardeşlik duygusunu yaşamak ve yaşatmaktır. Çünkü Allah’ın yardımı, saf tutmuş kalplere iner; parçalanmış yüreklere değil.
İran bombalanırken, ABD ve Batı, Siyonizmin emrinde hareket ederek, Müslüman kanı dökerken zulmün zalimin yaptıklarının algısı neden hakikati, yapılması gerekenleri bastırıyor? Bütün bu yapılanlar gündeme oturmuşken cemaatlerin, vakıfların, derneklerin, kanaat önderlerinin, matbuatımızın, edebiyatımızın, eli kalem tutanlarımızın neden ağzını bıçak açmıyor? O kadar imkâna, güce ve etkiye rağmen, meydana neden fitneyi körükleyenler egemen? Sadece ümmet anlayışı, Müslümanların birbirinin kardeşi olması hakikati bile harekete geçmeye yeterliyken, neden çıkıp cesaretle topluma gerçekler anlatılmıyor?

Tek başına mücadele veren Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan yük alınmıyor, yalnız bırakılıyor? Hani Allah yoluna, hakikat yoluna can feda idi. Bugün konforundan taviz vermeyenler, yarın canını verir mi? Bunları yazarken şu hususları da unutamıyorum.

İran; milyonlarca Sünni kıyımı yaptı. Şiiliği yaymak için özel bütçe ayırdılar. Son dönemde yaptıkları katliam ve zulümler malûm. Bütün bunlara rağmen karşısında Siyonizm’in emrindeki ABD olunca İran’ın yanında bulunmak lâzım. Hilâl-Haç mücadelesinde de hep Hilâlin karşısında olmalarına rağmen, Osmanlı düşmanlığını bırakmamaları da ayrı bir dert.

Zihnimize kazımamız ve uykularımızı kaçırması gereken cümle şu olmalı: Türkler, bu topraklarda yaşayan insanlar ya İslâm’ın bayraktarı olacak ya da yok olacak Allah muhafaza! Zihnimize geçirilen pagan prangaları teker teker kıracağız. İçimizdeki ‘tefrika canavarı’nı âcilen durdurma zamanıdır! Allah ve Resulünün gösterdiği yolda yürüme zamanıdır. Allah ve Resulüne dâvet zamanıdır.

Bu yapılanlar, İslâm’a karşı bir savaştır. Dikkatle bakıldığında ve gözlemlendiğinde Hristiyan dünyanın bir bütün olarak, birkaç vicdanlı ülke hariç tutulursa Siyonizm ile emperyalizm savaşından yana olduğu görülmektedir.

Müslümanlar korkaklıklarından, ayak bağlarından, saltanatlarını koruma kaygılarından Haçlı zihniyetine tam anlamıyla teslim olmuşlardır. Müslüman her an ve durum için duyarlı, dikkatli olmak durumunda. Umudunu yitirme diye bir şey söz konusu değildir, olmamalı. 

 

Emperyalist ülkelerin başlıca sorunu bu büyük saldırıda ekonomilerinin ciddî anlamda tahrip olduğu, olacağı görülüyor. Müslüman yöneticilerin bu kadar korkuya kapılmaları, dağınıklarından ve başsızlıklarından kaynaklanıyor. (Hilafetin kaldırılarak Müslümanların başsız kalması, o günün kutlanacak günler listesine alınması tarihimizin nasıl yazıldığının ibretlik görüntüsü.) Kimi girişimler bile emperyalizmi bir anlamda tedirgin ediyor. Emperyalizm ve Siyonizm’den taraf olmama ya da sessiz kalmak bile onlar açısından sorun olur. Bu savaş bir kez daha şunu gösterdi. Müslümanlar kendi topraklarını emperyalizme kapatsalar, üslerine fırsat vermeseler Müslümanlara hiçbir şey yapamayacaklar. İlk amaçları Müslümanları birbirine düşürmektir. 

İran’da Türkleri ayrıştırma düşüncesi pek de tutmadı. Ülke nüfusunun üçte biri Azeri Türk’ü. Cumhurbaşkanı Türk, Ali Hamaney Azeri Türk’üydü. Halk kendi ülkesine sahip çıkıyor. Azerbaycan’ın İsrail yanlısı tutum içinde olması tam bir rezalet! 

Bugün İslam coğrafyasında en tehlikeli fitnelerden biri, Şii–Sünni ayrımının yeniden kaşınmasıdır. Bu ayrım üzerinden yapılanlar; yalnızca kalplerimizi yaralamıyor, aynı zamanda ümmetin zayıflamasını bekleyen güçlerin ekmeğine yağ sürüyor. Kardeşliğimizi tartışma konusu yapmak, düşmanlarımızın en çok arzuladığı şeydir. Kur’an-ı Kerim’de: “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın; parçalanıp ayrılmayın.” (Âl-i İmran, 103) Allah’ın ipi; mezhep değildir, hizip ve etnik kimlik değildir. Allah’ın ipi vahiydir, Kur’an’dır, Resûlullah’ın sünnetidir. Aynı kelime-i şehadeti söyleyen, aynı kıbleye dönen, aynı Kitab’a iman eden bir topluluğun; tarihi ihtilafları bugünün kavgasına dönüştürmesi, ilahi ikaza kulak tıkamaktır. “Dinlerini parça parça edip grup grup olanlar var ya, senin onlarla hiçbir ilişkin yoktur.” (En‘âm, 159) Bu ayetin verdiği uyarıyı dikkate almak gerekir. Farklı yorumlar olabilir; fakat düşmanlık üretmek, tekfir dili kullanmak, Müslümanı Müslümana kırdırmak asla meşru değildir.

Sevgili Peygamberimiz şöyle buyurur: “Müslüman, Müslümanın kardeşidir; ona zulmetmez, onu düşmana teslim etmez.” Bugün sorulması gereken soru şudur: Birbirimizi suçlayarak mı ümmeti koruyoruz, birbirimizi yıpratarak mı düşmana teslim ediyoruz? Yakın tarih bize gösterdi ki, mezhep çatışmaları çoğu zaman dış müdahalelerle körüklendi. İsrail’in ve küresel güç merkezlerinin İslam dünyasında en çok beslendiği zemin; iç çatışma ve parçalanmışlıktır. Uyguladıkları “böl ve yönet” değişmeyen politikalarıdır. Birbirine düşmüş bir ümmet, dış müdahaleye açık hale gelir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Birbirinizle çekişmeyin; sonra gevşersiniz ve gücünüz gider.” (Enfâl, 46) Bugün İran’a yapılan saldırı, Gazze’de akan kan, Yemen’de, Arakan’da yapılan katliamlar bize şunu haykırıyor: Asıl mesele mezhep değil, ümmetin onurudur. Bombanın hedefi Sünni diye seçilmez, Şii diye yön değiştirmez. Zulüm, Müslüman kimliğine yöneliktir. Kur’an şöyle uyarır: “Müminler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin.” (Hucurât, 10) Bu ayet sadece barışmayı değil, barıştırmayı da emrediyor. Kardeşlik pasif bir duygu değil; aktif bir sorumluluktur. Mezhep üzerinden değil, ümmet bilinci üzerinden konuşmalıyız. İhtilafları büyütmek yerine, ortak değerleri öne çıkarmalıyız. Zulme karşı ortak tavır geliştirmeliyiz. Bugün Şii–Sünni ayrımını körüklemek, sadece bir mezhebi değil, bütün ümmeti zayıflatır. Ümmet, aynı kıbleye dönenlerin adıdır. Bugün ihtiyacımız olan şey; kardeşlik duygusunu yaşamak ve yaşatmaktır. Çünkü Allah’ın yardımı, saf tutmuş kalplere iner; parçalanmış yüreklere değil.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.