“İki ayrı STÖ’nün Mardin sürdürülebilir kalkınmasına etkisi.”
2002 yılları sonrası Türkiye yeni bir gelişim sürecine girmişti. 28 Şubat’ın ağır travması sonrası insanların sivil toplum alanında kendini ifade etme, geliştirme ve örgütlenme yönünde bir değişim talepleri vardı. Avrupa Birliği ilerleme sürecinde sivil toplum kuruluşlarının yaygınlaşması ve etkili olma hususu çerçevesinde yeni yasal düzenlemeler yapılmaya başlandı.
Bütün ülkede olduğu gibi Mardinde sivil toplum örgütleri kapsamında bir hareketlilik oldu. O dönemde Mardin’in ihtiyaçları çerçevesinde bir sivil toplum kuruluşu için bizlerde çalışma başlattık.
“Mardin sürdürülebilir kalkınmasına katkı veren dernek.”
Bu alanda bir grup arkadaşımız ile birlikte şehrin kültür ve turizm potansiyelinin ortaya çıkarılması; politikaların oluşturulması ve uygulanması için “Mardin Kültür ve Turizm Derneği” adı altında bir sivil toplum örgütünü (STÖ) kurduk.
Bu derneğin hedeflerini büyük tutmak ve ciddi politikalar oluşturmak için sadece tüzük yapımı için altı aya varan bir çalışma yürüttük.
Amacımız Mardin’in bir arada barış içerisinde yaşayan zengin farklı kültürel yapısını ve ortak yaşam formülünü başta ülkemiz olmak üzere bütün dünyaya tanıtılmasıydı.
Bununla birlikte Mardin’in zengin mimari yapısının gün ışığına çıkarılması, gerekli alt ve üst yapı çalışmalarıyla birlikte koruma altına alınması ve nihayetinde UNESCO Dünya Kültür Miras Listesine alınması da diğer amaçlarımızdandı.
Mütevazi bir bütçe ve şehirde yaşayan mürekkep yalamış bir grup genç arkadaşımızla birlikte derneğin resmî kuruluşunu gerçekleştirdik.
Mardin Kültür ve Turizm Derneği faaliyetler kapsamında, Mardin’e kazandırılacak projelerle ilgili yoğun bir çalışma temposuna girdik ve 2007 tarihinde Avrupa Birliği hibe programı kapsamında tarihi ören yeri 1.Cad.’nin cephe sağlıklaştırması; dükkan ve işyerlerinin tek tip tabela ve vitrine dönüştürülmesi amacıyla bir proje hazırladık. Proje hazırlığı yaklaşık bir yıl sürdü ve projenin hazırlanması için alanında uzman bir grup ile çalışma yürüttük. Profesyonel proje hazırlayıcıları için ödenmesi gereken masrafları da dernek bünyesinde yaptığımız gelir getirici çalışmalardan ve kendi katkılarımızdan temin ettik. Yani bu konuda dernek yönetiminde bulunan arkadaşlarımızla birlikte vefakar katkımız oldu.
Bu projemizin kamuoyunda kabul görmesi için dernek yönetim kurulu kararı ile Mardin Valiliğini ve dönemin il belediyesi olan Mardin Belediyesini de ortak olarak (partner) aldık.
Projemiz 2009 yılında Avrupa Birliği tarafından kabul edildi ve 2011 yılında belediye başkanlığımız döneminde sözleşmeyi imzalama kısmetimiz oldu. 2012’de başlayan çalışmalar 2013 yılında tamamlandı ve şu an 1. Cad’de görülen cephe sağlıklaştırma çalışmaları o dönemde hazırlanan ve faaliyete alınan bu çalışmanın ürünü olarak tamamlanmış oldu.
Bu süreç içerisinde dernek yönetiminde bulunan tüm ekip arkadaşlarımız canla başla projenin başarısı için mücadele etti. Yine kamu bürokrasisi ve siyaset sınıfının da bu konuda destekleri oldu.
“Artuklu Üniversitesinin kuruluşunda etkin olan dernek.”
2002 tarihinde Mardin’de bulunan yüksekokul Dicle Üniversitesine bağlı olarak faaliyetini sürdürmekteydi. Mardin’e o dönemde mimarlık fakültesinin kurulması ve tarihi yapılarımıza sahip çıkması amacıyla 2003 Yılında kurduğumuz “Mardin’e Fakülte Kurma Yaşatma Derneği“ adı altında yeni bir STÖ kuruluşunu gerçekleştirdik.
Bu dernek faaliyetleri kapsamında Dicle Üniversitesi Rektörlüğüne başvuru yapılarak Mardin’e bağlı mimarlık, güzel sanatlar fakültesinin kurulması için talepte bulunduk. Dicle Üniversitesi Senatosu gecikmeli de olsa bu talebimizi YÖK’e iletti. Mardinli STÖ ve siyaset dünyasının katkısı ile karar onaylandı.
AK Parti Hükümetinin ilk yıllarında kurulan üniversiteler için Mardin’e de üniversite kurulması için dönemin siyaset ve STÖ lerin çalışma ve kulisleri ile AK Parti hükümetinin TBMM’de kabul ettiği 5662 Sayılı yasa ile Mardin Artuklu Üniversitesi 28 Mayıs 2007 tarihinde kuruldu. “Mardin’e Fakülte Kurma Yaşatma Derneği” aldığımız kararla “ Mardin Artuklu Üniversitesini Koruma ve Yaşatma Derneği” olarak değiştirdik.
İki ayrı dernek iki ayrı çalışma ile yıllara dayalı azimli çalışma ve dayanışma ile Mardinimize kayda değer hizmetler sağlanmıştı. Tabi ki bu çalışmalarda siyaset dünyasının, bürokrasinin, iş adamlarının, yerel medyanın ve Mardinli hemşerilerimizin yadsınamaz, inkar edilemez katkıları oldu. Fakat burada altı çizilmesi gereken en önemli husus; iyi niyetle yola çıkan ve hedefini iyi belirleyen sivil toplum kuruluşlarının şehrin kaderini etkileyecek çalışmalarda etkin rol oynaması ve lokomotiflik yapması açısından altı çizilmesi gereken bir husustur. Tabiri caiz ise bu iki derneğimiz şehre mührünü vuracak kayda değer hizmetlere vesile olmuşlardı. Hizmetlerin yapılmasında aktif ve tarihi bir rol oynamışlardır. Bu hususlar yakın Mardin tarihini bilen hemşerilerimizin takdirindedir.
Dar gelirli vatandaşlara destek ve himaye amaçlı “Mardin Şefkat Eli Derneğinin” de kuruluş ve çalışmalarında etkin rol oynadık ve yönetiminde yer aldık.
Kısa sürede kurulan bu STÖ’ lerle Mardin’de etkin bir sivil çalışma ivmesi yakalandı.
STÖ’ler ve belediye arasında köprü vazifesi yapan Mardin Belediyesine bağlı Kent Konseyi de bu dönemde daha aktif hale getirildi.
Bu derneklerimizin kuruluşundan sonra Mardinli hemşerilerimizle birlikte şehrin
başka amaç, faaliyetler ve ihtiyaçları için
farklı STÖ ve dernek kuruluşları için de destek olduk veya kuruluşlarında yer aldık.
Tüm bu hususları yazmanın sebebi o dönemde ki dernek, sendika ve STÖ’ler ile şimdilerde dernek, STÖ ve sendikalar arasında ki faaliyetler arasında kıyas yapma, farkı görme, mahiyeti anlama ve bazı hususların altını çizmek isteğimizdendir.
Yerel ve sosyal medyadan Mardinde bulunan dernek, STÖ ve sendikaları izleme imkanımız var. Bir ara Mazlum-Der adında bir sivil toplum kuruluşuna da üyeydim. Bir iki toplantısına davet edildim ve orada kayda değer görüş ve önerilerimi sundum. Herhalde görüşlerim çok ekstremist (çoğunluğun görüşleri dışında) bulunduğu için bir daha davet edilmedim. Bu STÖ’nin de faaliyetlerinin devam edip etmediğini bilmiyorum.
2002 sonrası kurulan STÖ’ ler o dönemin koşulları içerisinde amaçlarıyla uygun, isimleriyle müsemma bir anlayış ile kurulduğu bir gerçektir. Bazı STÖ’ler gençlerin manevi dünyalarının güçlenmesi için faaliyetler de bulundu, bazıları bu gençlerin barınma imkanları için yurt yaptı. Tarihi görevlerini ifa etti.
Ama kuruluş misyonları ile şimdiki durumları arasında bir farklılık
olduğu da bir gerçektir.
“Muhacirlere destek STÖ”
Yine Suriye iç savaşı sebebiyle kurulan dernek ve STÖ’ler inkar edilemez şekilde muhacir ve göçmenlere büyük destekleri oldu. Göç edip gelen ailelere yardım, kalabilecek mekanlar, barınma imkanı ve günlük iaşeleri temini konusunda büyük katkıları oldu. Ama gelinen noktada bu STÖ’lerin de sadece bir kaç gönüllü insanın sırtına terk edildiği görülmektedir.
Şu an mevcut STÖ ve sendikalar belli siyasi görüş çerçevesinde yapılandıklarını görmekteyiz. Bu siyasi görüşler dışında üçüncü bir yol veya düşünceye karşı ilgi ve alakaları olmadığı görülmektedir. Durum böyle olunca da STÖ ve sendikalar kendi kuruluş amaçları dışında faaliyetlerde daha fazla etkin ve etkili olmaya çalıştıklarını görüyoruz.
Halbuki gerek STÖ’ ler gerekse sendikalar kuruluş yasalarının kendilerine yüklemiş olduğu vizyon ve misyon çerçevesinde tüm bileşenlerini kapsayacak, kucaklayacak şekilde hareket ederlerse şehre daha çok katkı sunacakları da bir gerçektir.
“Mevcuda cevap veremeyen STÖ’ler”
Hayır işlerinde bulunmak ve gençliğin gelişimi için kurulan STÖ’lere süreç içerisinde hedeflerini yenileyemedikleri için, donmuş, kalıplaşmış ve statükocu bir görüntü vermeye başlamıştır.
Belediye başkanları, valiler, milletvekilleri, muhtarlar, bürokratlar belli periyotlarla değişirken; STÖ ve sendika yönetimleri değişmemesi; hizmet üretme konusunda hantallaşmalarına neden olmuştur.
Tabi ki görevini hakkıyla yapan, kuruluş amacına uygun faaliyetlerde bulunan STÖ’ler vardır.
Yeni nesil gençlere çağın argümanları ile hitap edecek yeniden bir yapılanmaya ihtiyaç varken, STÖ ve sendikaların var olan statülerinden vazgeçmeme adına statükoyu savunmak, geçmişe takılıp kalmak; sosyal ve kültürel tıkanıklığa sebep olmaktadır.
Hayırsever bir kaç büyüğümüzün hayır işleri için kurduğu vakıf, dernek gibi STÖ’lere daha sonra şehrin idaresinde söz söyleme misyonu ve yetkisi yüklendiğinden maalesef alınan kararların yanlışlıkları bu STÖ’lere mal edildi. Başkalarının yanlış kararları sanki bu STÖ’lere aitmiş gibi lanse edildi. Bu durumda STÖ’lerin yıpranmasına neden oldu.
STK’lara geçmiş dönemlerde yüklenen misyonun miadı dolmuştur. Yeni bir misyon ve vizyon ile yeniden toplum katmanlarına hitap edecek politikalara ihtiyaç vardır.
Meslek örgütleri ve sendikalar da kendi kuruluş yasa ve anlayışlarına uygun olarak üye ve iştirakçilerinin menfaatlerini gözeterek politika üretip buna göre hizmet üretmeye başlamalıdır. Yoksa STK’ların yaşadığı ana kronik sorunlardan kendileri de çıkamayacaktır.
Mardinde bulunan geniş katılımlı STÖ ve sendikalar bir araya gelerek oluşturulan platformda zaman zaman şehir ve toplumsal meselelerle ilgili açıklamalarda bulunduklarını görüyoruz. Uzun yıllar devam eden bu geleneğin şimdilerde sadece Filistin meselesi ile sınırlı kaldığı görülmektedir. Elbette Filistin meselesi bizim can ciğer meselemizdir. Fakat şehrin, gençliğin, insanımızın da sorunları istekleri, temennileri vardır. Bunları gündeme taşımak, buna ilişkin politikalar üretmek, sorunlara çözüm bulmak konusunda çalışmalar yapmak gerekir.
“Aşiretler Dernekleşirken, STÖ’ler Aşiretleşiyor.”
Bölgemizde aşiretler dernekleşirken, bazı dernek, vakıf, sendika ve STÖ’ler aşiretleşme temayülüne girdiğini müşahade ediyoruz. Katılımcı, rekabetçi demokratik bir yönetim tarzının STÖ’ler bünyesinde oluşturulamaması yapıları ataerkil bir şekle dönüştürmektedir. STÖ’ler sanki kan bağına dayalı kuruluşlarmış gibi bir görünüm vermektedir.
Kısa devre kapalı sistem ile kendi aralarında oluşturdukları üyelerle seçimler yapıldığından öz eleştiri yapılamamakta ilk kuruluş misyonlarından uzaklaşmaktalar. Bu sivilliği, eleştirel bakış açısını, rekabetçi demokratik anlayışı ortadan kaldıran uygulamalardır. Bu düşünce ile hareket eden bazı STÖ’ler şehrin gelişimine de negatif yönde etkilemektedir.
STÖ ve sendikalar konusunda yeni bir misyon ve vizyon ile hareket etme gerektiğine ilişkin fikir; çoğu insanımızın arzusudur.
Dünya genelinde STÖ’ler hükümet dışı sivil kuruluşlar olarak adlandırılmaktadır. Resmi kurumların ulaşamadığı, yapamadığı hizmetlerin STÖ’ ler tarafından yapıldığından sivil ve resmi olmayan kuruluşlar olarak kabul edilmektedir.
Küresel çevre sorunlarını ortaya çıkarmak, doğayı korumak ve barışçıl bir gelecek sağlamak amacıyla barışçıl eylemler düzenleyen uluslararası bağımsız bir sivil toplum kuruluşu olan Greenpeace (Yeşil Barış) kuruluşu; Aşırı avlanma, deniz kirliliği ve derin deniz madenciliğine karşı okyanusları ve deniz canlılarını koruma, ağaç kesimini, ormansızlaşmayı ve biyolojik çeşitlilik kaybını durdurma, tarım zehirlerine ve doğaya zarar veren endüstriyel tarım politikalarına karşı çeşitli aktivitelerle bu faaliyetlerini dünya gündemine taşımaktadır. Türkiye’de kurulan TEMA Vakfı erozyon ile mücadelede ülke genelinde bir farkındalık oluşturmayı başarmıştır.
İnsan hakları, ifade özgürlüğü, yaşama hakkı gibi konularda faaliyet alanı olan Mazlum-Der, evrensel ilkeler çerçevesinde yaptığı çalışmalarla bir dönem önemli konulara temas etmiş ve ülke gündemine bu konuları taşımayı başarmıştır.
STK ve sendikalar; şehrin yönetici veya karar alıcıları olmadığı gibi böyle bir riskleride söz konusu değildir.
Şehrin “hayırla” ve “iyilikle” yönetilmesine teşvik eden, bu konuda yönetim kademelerine farkındalık oluşturan, çözüme yönelik alternatif sunan, yönetim birimlerinin ulaşamadığı kesimlerin taleplerini ilgili mercilere ileten, fikir üreten, fikirlerinin eyleme dönüşmesi için politika ve strateji geliştiren, politikaların uygulanmasını sağlayan, proje üreten konumda olmalıdır. Ve bu konuda herkese destek olan müesseseler olarak kalmalılar.
Yukarıda anlatılan Mardin Kültür ve Turizm Derneği ile Mardin’e Fakülte Kurma ve Yaşatma Derneğinin model olarak alınması ve o dönemde ki ruha uygun bir çalışma ruhunun ortaya konulması asıl hedefin gayesi olmalıdır.
Mevlana’nın deyimiyle;
”Dün dünde kaldı cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım…”
Temennimiz STÖ’lerin çağın koşullarına uygun bir yola kendilerini geliştirmeleri ve bu yola evrilmeleridir.
