Mehmet Beşir Ayanoğlu
Köşe Yazarı
Mehmet Beşir Ayanoğlu
 

BÖLGEMİZDEKİ AŞİRETLER-1-

Bu yazımız bir analiz inceleme yazısı olup yüzyıllarca coğrafyamızda olan bir müessesenin yıpratılmasına matuf değildir. Mardin aşiretler istişare meclisi çalıştayı adı altında bir toplantı tertip edildi ve burada bazı kararlar alındı. Mutlaka bu toplantının amacı hüsnü niyetle yapılmış ve toplumsal konular tartışılmış ve bir çözüm yolu önerilmiştir. Yine 2016 yılında kurulan Kadim Aşiretler Federasyonu‘nu da aşiret kurumunu tekrar güçlendirmeye ve kamuoyunda güçlü ve görünür kılmaya yönelik bir çalışma olarak görülmektedir. Bu iki olgu karşısında aşiret kavramı ve kurumu üzerinde bizi tekrar düşünmeye sevk etmiştir. Aşiret olgusunun ön plana çıktığı bu toplantı ve organizasyonlarda ataerkil (erkeklerin egemen olduğu) bir yapının ön plana çıktığı; kadın, çocuk, yaşlı  ve gençlerin bu oluşumda görülmediği dikkat çekmektedir. Bu durum toplum temsiliyeti açısından eksik bir husus olduğu  ifade etmek gerekir. Aşiret, “kabile” karşılığı kullanıldığı gibi kabilenin altında daha küçük bir topluluğu da ifade etmektedir. Türkçe’de ise yaygın olarak göçebe unsurlar için kullanılmış, yukarıdan aşağıya bir sıraya göre, boy (kabile, taife), aşiret, cemaat, oymak, mahalle, oba (aile) şeklinde bölümlere ayrılmıştır. Bölgemizde ve genelde doğu bölgesinde Osmanlılar ve ondan öncesi dönemden başlayan bir aşiret gerçeği var. Fakat Cumhuriyetin ilanı ve bireysel kimliğin ön plana çıkması ile birlikte geleneksel aşiret kimliğinin daha arka plana itildiği görülmektedir. Ulus kimliğin güçlü tutulmasıyla aşiret kimliği zayıfladığı görülmektedir. Fakat son zamanlarda etnisite kimliğinin daha çok ön plana çıkması, bölgedeki sosyolojik değişimler ve bu değişimlere bağlı ret/kabul ikilemi; aşiret kimliğinin tekrar ortaya çıktığı görülmektedir. “Aşiretler, dernekleşerek varlıklarını güncelleyerek ‘kamuoyuna, bürokrasiye ve devlete’ 'biz de varız' ‘bizi dikkate alın’ diyorlar.” Modern kimlik karşısında geriye düşen  aşiret ve aşiretler kimliği, varlıklarını yeniden güncelleme isteğinde olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle birçok aşiretin hızla dernekleştiğini görmekteyiz. Dernekleşme çabasını modernleşme sonucu gücünü kaybeden aşiretlerin varlığını yeniden tahkim etme çabası olarak okunabilir. Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme ile beraber eski gücünü kaybeden aşiretler, bu nedenle üyeleri üzerindeki etkisini kaybediyor. Kentleşme ve bireyselleşme arttıkça aşiret kimliği deforme oluyor. Aşiretler tarihi rolünü tekrar ortaya koymak ve ‘nasıl var olabilirim’ arayışına girdikleri bu dernekleşme çalışmalarından  da anlaşılmaktadır. Aslında dernekleşme aynı zamanda aşiretlerin bir sivil toplum örgütü olma yolunda bir mesafe alınışıdır aynı zamanda. Modern dünyada sivil toplum örgütlerinin önemli bir yeri var. STK'lar kamuda iş yapıyor, bir takım finans kaynaklarına ulaşıp projeler gerçekleştiriyor. Aşiretler de bu yolu izleyerek sermayeleri düşük olmasına rağmen bir takım projelerle bir güç merkezi olarak kendilerini formatlamaya çalışıyorlar. Aşiret önde gelen bireyleri (ağalar), bulundukları yerde  insanlara emir verme konumundan çıkması yıllar oldu. Bireysel kimliği edinmiş bireyler artık eskisi gibi kimseden talimat alma durumu kalmamıştır. Bu sebeple ağalık göç ile birlikte şehirde sadece sembolik bir isme  dönüşmüştü. Ağalar ve aşiretler seçim dönemlerinde siyaset dünyasına bizim de nüfusumuz ve nüfuzumuz var demek istiyorlar. Toplumsal olaylarda rol sürdürme çabaları var. Bunlar dışında dernekleşme aşiretin değişen yapısının devletle olan ilişkisini tanzim etmeye dönüktür. Buradan bu sonucu görmekteyiz;  dernekleşme her ne kadar halka yönelik bir çalışma ve faaliyet olarak gürülse de bununla birlikte kamuyla ilgili bir girişim ve bürokrasiye bir mesajdır. Bölgedeki aşiretler, dernekleşme yoluyla; devlete ve kamuya; “biz de varız, kendimizi yeniledik ve hala gücümüz var bizi muhatap alın” demektedirler. “Aşiret dernekleri bütün aşiret üyelerini kapsamıyor.” Dernekleşme aşiretin tüm bireylerini henüz kapsamıyor yani sivil toplum örgütlemesi içinde klasik anlamda bir ilişki veya hiyerarşi yok. Aşiret içinde güçlü aktörler ve şahsiyetler güçlerini dernek süreci içerisinde kullanmaya devam ediyor. Geleneksel anlamdaki temsiliyeti olan, gücünü dernek sürecinde de kullanmaya devam ediyor. Sonuç olarak dernekleşme aşiretin tüm bireylerini kapsayan bir süreç değil. “Seçim döneminde siyaset sınıfı aşiretleri oy deposu olarak görüyor.” Siyaset sınıfı, seçim sürecinde oyları konsolide edecek güç olarak, aşiretleri görüyor. Yani aşiretlerin varlığını devam ettirmesi siyasi partiler açısından olumlu bir durum olma özelliğini koruyor. Yani sonuç olarak dernekleşmeyle beraber kadim bir geçmişe yaslanan aşiretler bütün bileşenleriyle birlikte ‘ben de varım’ diyor. Devlet ve siyaset sınıfıyla olan ilişkisini bir zemine oturtmaya çalışıyor. "Aşiret ve ağalık sistemi kendini güncelliyor" Aşiret ve ağalık sistemi kendini güncelleyerek dönüşmektedir. Aşiretler, tam anlamıyla kendini dönemin koşullarına entegre edecek şekilde bir var olma çabası içerisindedirler. Aşiretler kendilerini ortadan kalkacak/kaldırılacak  bir yapı olarak görmüyorlar. Artık ağa dediğimiz aktör; seminer yapıyor, çalıştay düzenliyor, güncel meselelere kentli bir insan refleksiyle yaklaşıyor. Sermayeleri ve enstrümanları sınırlı ama hala bir nüfuzlarının olduğunu iddia ediyorlar. Nüfuzlarını sivil toplum örgütünün formatına evirerek kendilerine bir alan açmaya çalışıyorlar. Bu belki de katılımcı müzakereci rekabetçi demokrasinin işlerlik kazanması açısından önemli bir adım olarak görülebilir. “Hukukun üstünlüğü otoritesinden (çatısından) uzaklaşıldıkça bireyler aşiret şemsiyesine geri dönüyor”  Hukukun üstünlüğü ilkesinin güçlü olduğu dönemlerde temel hak ve özgürlükler arayışı ile hizmetlere erişim durumu daha kolay olmaktadır. Bireylerin diğer baskı grupları karşısında kendini savunabilecek argümanları daha güçlüdür. Çünkü hukuki koruma ön plandadır. Ancak bu ilkenin zayıflaması insanları, varlığını korumak için daha farklı arayışlara itebilmektedir. Sosyal anlamda bir görüş ifade edilmek  istenildiğinde bazı ihtiyaçlara dikkat çekilmesi lazım. İnsanların sığınma ve kendini ifade etme ihtiyacı da bu ihtiyaçlardan bazıları. Aşiretlerin dernekleşme ihtiyacını da bu yönlü değerlendirmek lazım. Bu nedenle hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulamalarından uzaklaşılması zamanlarında insanların bir korunma kalkanı edinebilmesi için aşiretçilik kimliğine ve şemsiyesine geri dönmektedir. Aşiretçilik sosyolojik bir sığınak, güvenlik, sermaye, toplumsal katılım ve diğer baskı gruplarına karşı bireyin korunması şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Aşiretçilik, her ne kadar modernleşme ve bireyselleşme ile ortadan kalkacağı iddia edildi ise de varlığı halen devam ettirmektedir. Devam Edecek
Ekleme Tarihi: 02 Kasım 2026 -Pazartesi

BÖLGEMİZDEKİ AŞİRETLER-1-

Bu yazımız bir analiz inceleme yazısı olup yüzyıllarca coğrafyamızda olan bir müessesenin yıpratılmasına matuf değildir.

Mardin aşiretler istişare meclisi çalıştayı adı altında bir toplantı tertip edildi ve burada bazı kararlar alındı. Mutlaka bu toplantının amacı hüsnü niyetle yapılmış ve toplumsal konular tartışılmış ve bir çözüm yolu önerilmiştir.

Yine 2016 yılında kurulan Kadim Aşiretler Federasyonu‘nu da aşiret kurumunu tekrar güçlendirmeye ve kamuoyunda güçlü ve görünür kılmaya yönelik bir çalışma olarak görülmektedir.

Bu iki olgu karşısında aşiret kavramı ve kurumu üzerinde bizi tekrar düşünmeye sevk etmiştir.

Aşiret olgusunun ön plana çıktığı bu toplantı ve organizasyonlarda ataerkil (erkeklerin egemen olduğu) bir yapının ön plana çıktığı; kadın, çocuk, yaşlı  ve gençlerin bu oluşumda görülmediği dikkat çekmektedir. Bu durum toplum temsiliyeti açısından eksik bir husus olduğu  ifade etmek gerekir.

Aşiret, “kabile” karşılığı kullanıldığı gibi kabilenin altında daha küçük bir topluluğu da ifade etmektedir. Türkçe’de ise yaygın olarak göçebe unsurlar için kullanılmış, yukarıdan aşağıya bir sıraya göre, boy (kabile, taife), aşiret, cemaat, oymak, mahalle, oba (aile) şeklinde bölümlere ayrılmıştır.

Bölgemizde ve genelde doğu bölgesinde Osmanlılar ve ondan öncesi dönemden başlayan bir aşiret gerçeği var.

Fakat Cumhuriyetin ilanı ve bireysel kimliğin ön plana çıkması ile birlikte geleneksel aşiret kimliğinin daha arka plana itildiği görülmektedir.

Ulus kimliğin güçlü tutulmasıyla aşiret kimliği zayıfladığı görülmektedir. Fakat son zamanlarda etnisite kimliğinin daha çok ön plana çıkması, bölgedeki sosyolojik değişimler ve bu değişimlere bağlı ret/kabul ikilemi; aşiret kimliğinin tekrar ortaya çıktığı görülmektedir.

“Aşiretler, dernekleşerek varlıklarını güncelleyerek ‘kamuoyuna, bürokrasiye ve devlete’ 'biz de varız' ‘bizi dikkate alın’ diyorlar.”

Modern kimlik karşısında geriye düşen  aşiret ve aşiretler kimliği, varlıklarını yeniden güncelleme isteğinde olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle birçok aşiretin hızla dernekleştiğini görmekteyiz.

Dernekleşme çabasını modernleşme sonucu gücünü kaybeden aşiretlerin varlığını yeniden tahkim etme çabası olarak okunabilir.

Modernleşme, kentleşme ve bireyselleşme ile beraber eski gücünü kaybeden aşiretler, bu nedenle üyeleri üzerindeki etkisini kaybediyor. Kentleşme ve bireyselleşme arttıkça aşiret kimliği deforme oluyor.

Aşiretler tarihi rolünü tekrar ortaya koymak ve ‘nasıl var olabilirim’ arayışına girdikleri bu dernekleşme çalışmalarından  da anlaşılmaktadır. Aslında dernekleşme aynı zamanda aşiretlerin bir sivil toplum örgütü olma yolunda bir mesafe alınışıdır aynı zamanda.

Modern dünyada sivil toplum örgütlerinin önemli bir yeri var.

STK'lar kamuda iş yapıyor, bir takım finans kaynaklarına ulaşıp projeler gerçekleştiriyor. Aşiretler de bu yolu izleyerek sermayeleri düşük olmasına rağmen bir takım projelerle bir güç merkezi olarak kendilerini formatlamaya çalışıyorlar.

Aşiret önde gelen bireyleri (ağalar), bulundukları yerde  insanlara emir verme konumundan çıkması yıllar oldu. Bireysel kimliği edinmiş bireyler artık eskisi gibi

kimseden talimat alma durumu kalmamıştır. Bu sebeple ağalık göç ile birlikte şehirde sadece sembolik bir isme  dönüşmüştü.

Ağalar ve aşiretler seçim dönemlerinde siyaset dünyasına bizim de nüfusumuz ve nüfuzumuz var demek istiyorlar. Toplumsal olaylarda rol sürdürme çabaları var. Bunlar dışında dernekleşme aşiretin değişen yapısının devletle olan ilişkisini tanzim etmeye dönüktür.

Buradan bu sonucu görmekteyiz;  dernekleşme her ne kadar halka yönelik bir çalışma ve faaliyet olarak gürülse de bununla birlikte kamuyla ilgili bir girişim ve bürokrasiye bir mesajdır.

Bölgedeki aşiretler, dernekleşme yoluyla; devlete ve kamuya; “biz de varız, kendimizi yeniledik ve hala gücümüz var bizi muhatap alın” demektedirler.

“Aşiret dernekleri bütün aşiret üyelerini kapsamıyor.”

Dernekleşme aşiretin tüm bireylerini henüz kapsamıyor yani sivil toplum örgütlemesi içinde klasik anlamda bir ilişki veya hiyerarşi yok.

Aşiret içinde güçlü aktörler ve şahsiyetler güçlerini dernek süreci içerisinde kullanmaya devam ediyor. Geleneksel anlamdaki temsiliyeti olan, gücünü dernek sürecinde de kullanmaya devam ediyor. Sonuç olarak dernekleşme aşiretin tüm bireylerini kapsayan bir süreç değil.

“Seçim döneminde siyaset sınıfı aşiretleri oy deposu olarak görüyor.”

Siyaset sınıfı, seçim sürecinde oyları konsolide edecek güç olarak, aşiretleri görüyor. Yani aşiretlerin varlığını devam ettirmesi siyasi partiler açısından olumlu bir durum olma özelliğini koruyor.

Yani sonuç olarak dernekleşmeyle beraber kadim bir geçmişe yaslanan aşiretler bütün bileşenleriyle birlikte ‘ben de varım’ diyor. Devlet ve siyaset sınıfıyla olan ilişkisini bir zemine oturtmaya çalışıyor.

"Aşiret ve ağalık sistemi kendini güncelliyor"

Aşiret ve ağalık sistemi kendini güncelleyerek dönüşmektedir.

Aşiretler, tam anlamıyla kendini dönemin koşullarına entegre edecek şekilde bir var olma çabası içerisindedirler. Aşiretler kendilerini ortadan kalkacak/kaldırılacak  bir yapı olarak görmüyorlar. Artık ağa dediğimiz aktör; seminer yapıyor, çalıştay düzenliyor, güncel meselelere kentli bir insan refleksiyle yaklaşıyor. Sermayeleri ve enstrümanları sınırlı ama hala bir nüfuzlarının olduğunu iddia ediyorlar. Nüfuzlarını sivil toplum örgütünün formatına evirerek kendilerine bir alan açmaya çalışıyorlar.

Bu belki de katılımcı müzakereci rekabetçi demokrasinin işlerlik kazanması açısından önemli bir adım olarak görülebilir.

“Hukukun üstünlüğü otoritesinden (çatısından) uzaklaşıldıkça bireyler aşiret şemsiyesine geri dönüyor” 

Hukukun üstünlüğü ilkesinin güçlü olduğu dönemlerde temel hak ve özgürlükler arayışı ile hizmetlere erişim durumu daha kolay olmaktadır. Bireylerin diğer baskı grupları karşısında kendini savunabilecek argümanları daha güçlüdür. Çünkü hukuki koruma ön plandadır.

Ancak bu ilkenin zayıflaması insanları, varlığını korumak için daha farklı arayışlara itebilmektedir.

Sosyal anlamda bir görüş ifade edilmek  istenildiğinde bazı ihtiyaçlara dikkat çekilmesi lazım. İnsanların sığınma ve kendini ifade etme ihtiyacı da bu ihtiyaçlardan bazıları. Aşiretlerin dernekleşme ihtiyacını da bu yönlü değerlendirmek lazım. Bu nedenle hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulamalarından uzaklaşılması zamanlarında insanların bir korunma kalkanı edinebilmesi için aşiretçilik kimliğine ve şemsiyesine geri dönmektedir. Aşiretçilik sosyolojik bir sığınak, güvenlik, sermaye, toplumsal katılım ve diğer baskı gruplarına karşı bireyin korunması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

Aşiretçilik, her ne kadar modernleşme ve bireyselleşme ile ortadan kalkacağı iddia edildi ise de varlığı halen devam ettirmektedir.

Devam Edecek

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.