DEDAŞ
Mustafa İlhan
Köşe Yazarı
Mustafa İlhan
 

Ölüm Ve Yas süreci

Ölüm kayıpların en somut ve en acı olanıdır. Ölüme karşı verdiğimiz tepkilerimizde farkında olmaksızın, geçmişimizdeki yarım kalmış, dayatılmış ya da aceleye gelmiş ayrılıklarımızın bilinçaltımızdaki kalıntılarını da bir arada yaşarız. Yas tutma, sadece ölüme karşı verilen bir yanıt değildir. Yas tutma herhangi bir yitim ya da değişikliğe verdiğimiz psikolojik yanıt ve iç dünyamız ile gerçeklik arasında uyum sağlayabilmemiz için yaptığımız uzlaşmalardır. Yas çok duyduğumuz, bazı fikirlere sahip olduğumuz ancak gerçekten de ne demek olduğunu bilmediğimiz bir kelime. Hakkında konuşmamak gibi bir eğilimimiz var. Nedense hep gizli, tek kişilik bir süreç olarak kodladığımızdan ya da bize öyle olması söylendiğinden kendimize saklıyoruz. Hatta o kadar saklıyoruz ki bazen kendimizin erişmesi bile zaman alıyor, zor oluyor, geç kalıyor, yas sizi sinsice tüketerek ya da çaktırmadan inciterek kendini var ediyor. Anlamak  bile mucize oluyor bazen. Yas sürecinde bilinmesi gereken noktalardan biri sağlıklı bir yas sürecinin kaybı unutmak anlamına gelmediğidir. Yas tutmak kaybedilen kişiyi unutmak ya da artık sevmemek anlamına gelmez sadece kaybı ve bununla ilgili duyguları kabullenmek, başa çıkabilmeyi ve bu duygularla yaşamı sürdürmeyi öğrenmek anlamına gelir. Acının görmezden gelinmesi, hissedilen kederin yaşanmaması, kişinin çevresinden gelen kayıpla ilgili güçlü kalınması, hissedilen yoğun duyguların dışa vurulmaması  yönündeki telkinler yas sürecini olumsuz etkileyen hatalı yaklaşımlardır. Bu doğal tepkiye müdahale edilmemesi gerekir.Yas tepkileri, depresyon semptomlarına çok benzediğinden kayıp yaşayan kişinin yas dönemi, çevresi tarafından kaygı verici algılanabilir, sorun olarak görülebilir. İnsanların vedalaşmaya, gidenin ardından yas tutmaya ihtiyaçları vardır. Beklenmedik, ani gelen bir kayıp da olsa, vedalaşmak o hikayenin sonunu getirmektir. Sonlanmayan hikayeler, yazılmaya devam ederler. Sonlanmış bir hikayeyi okumak, her ne kadar öyküsü acıtıcı olsa da bir bütünlük ve tamamlanmışlık hissi verir, yeni başlangıçlara, kazanımlara, yeniden hayata katılmaya kapı açar. Oysa sonu gelmek bilmeyen hikayeler yeni öykülere yer bırakmazlar.Çözümlenmemiş, yası tutulmamış kayıplarımızın çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerimizdeki yaşamımızı ne derece olumsuz yönde etkilediğini, seçimlerimizi, hayatımızı nasıl sinsice yönlendirdiğini artık çok net biliyoruz. Yas sürecinde aşağıda verilen belirtiler görülebilir: Bedensel tepkiler: Baş ağrısı, göğüs ağrısı ve göğüste sıkışma hissi, boğazda düğümlenme, yutkunma güçlüğü, açlık hissi, bulantı, kusma, kabızlık veya ishal, nefes darlığı, çarpıntı, adet düzensizlikleri, gerginlik ve kasılmalar, uyku düzensizlikleri, iştah değişiklikleri, halsizlik ve yorgunluk. Duygusal tepkiler: Ölümü inkar etme, üzüntü, ağlama, özlem, öfke, sıkıntı, güvensizlik, tedirginlik, aklını yitireceği delireceği korkusu, hayata karşı ilgi ve istek kaybı, hiçbir şeyden zevk alamama, hiçbir duygu hissedememe, geleceğe dair umutsuzluk ve karamsarlık, yalnızlık, çaresizlik. Ruhsal tepkiler: Ölen kişinin hala yaşadığını, var olduğunu hissetme, sesini duyma, hayalini görme, hayat ve ölüm kavramlarını sorgulama. Bilişsel tepkiler: Ölen kişiyi ve ölümü düşünme, düşünmeye engel olamama, kendini suçlama, kendine kızma, pişmanlık, ölüm anını tekrar tekrar hatırlama, hatta çok canlı bir biçimde yaşama, kararsızlık, dikkatini toparlamakta zorlanma, bellek sorunları. Davranışsal tepkiler: Amaçsız bir aşırı hareketlilik, kendini tamamen başkalarına yardıma adayarak kaybın acısından kaçınma, insanlardan uzaklaşma ve görüşmek istememe, ölen kişinin eşyalarına, bulunduğu yerlere aşırı yönelme veya bunlardan uzak durmaya çalışma, mezara sık gitme veya gidememe, alkol ve/veya ilaç kullanma, cinsellikle ilgili değişiklikler. Yas Evreleri Ölüm bir sona eriş olması ve geri dönülmezliği nedeniyle bireyin yaşadığı en acı veren bir somut kayıptır. Sevilen kişiden ayrılmak, işten ayrılmak, organ kayıpları, boşanma, göç, mali krizler gibi zorlayıcı bazı yaşam olaylarında da aynı şekilde yas tutulur.Yas tutma biçimi, kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu farklılık çoğunlukla kişilik yapısına bağlı olmakla birlikte; önceki yaşam deneyimleri, kaybedilen kişinin yas tutan kişi için anlamı, kaybın şekli, beklenip beklenmediği, kaybı yaşayan kişinin kayıptan önceki psikolojik durumu gibi unsurlar yas tutma sürecinin ne şekilde geçeceğini belirler. 1. Evre: Bu evrede kişi ölümün gerçekliğini kavramakta zorlanır. Yaşadıkları karşısında şaşkın, donuk, tepkisiz olabilir, boşluk ve gerçekdışılık duyguları yaşayabilir. 2. Evre: Kişi kaybın acısını giderek daha fazla hisseder, yoğun üzüntü ve özlem duyguları yaşar, ölen kişiyi arar, ağlamalar olur. Öfke, huzursuzluk, korku ve heyecan, konsantrasyon güçlüğü, ilgi duyulan ve keyif alınan şeylere yönelik isteksizlik görülebilir. 3. Evre: Kaybın geri dönmeyeceği gerçeğinin giderek fark edilmesiyle ümitsizlik ve çaresizlik duyguları ortaya çıkar, buna bağlı olarak yorgunluk-bitkinlik, isteksizlik ve ilgi kaybı ön plandadır. Kişi, 1. ve 2. evreyi olması gerektiği gibi atlatırsa ve 2. evreden belli bir süre sonra depresyona girmeden çıkarsa, kendiliğinden yaşama uyum sağlayacaktır. 4. Evre: Aylar içinde ölümün kesinliğinin ve sonuçlarının kabullenilmesiyle kişinin özlem ve üzüntü duygularının yoğunluğu giderek azalır. Ölen kişinin anıları yitirilmemekle birlikte, kişi kayıptan önceki haline döner, yaşamını yeniden düzenler. Yas Ne Zaman Sorun Haline Gelir? Yas tepkilerini erteleyen insanlar bir süre sonra ağır olabilecek fiziksel ve ruhsal rahatsızlık belirtileri gösterirler ki bunlar da yasın yaşanmasını daha da zorlaştırır. 1. Kaybı ilk zamanlarda olduğu gibi uzunca bir süre inkâr etmek ya da bastırmak, 2. Kayıp hakkında konuşurken çok ağır ve yoğun duygusal tepkiler vermek, 3. Kaybı hatırlatan herkesten ve her şeyden kaçmak, 4. Kayıp sonrası hayatı değiştirecek çok büyük değişiklikler yapmak 5. Üzerinden uzunca bir süre geçmesine rağmen ölen kişi hakkında konuşulurken yaşıyormuş gibi şimdiki zaman dilini kullanarak bahsetmek, 6. Kaybedilen kişinin eşyalarını uzun süre saklamakta direnmek, 7. Günlük söyleşilerde kayıp konusunu sıkça gündeme getirmek ya da olmamış gibi hiç bahsetmemek 8. Kayıptan sonra uzun süreli bir depresyon yaşamak ve normal hayat işlevlerini yerine getirmekte zorlanmak, 9. Uzun bir süre hastalık ya da ölümle ilgili çok yoğun korkular yaşamaya başlamak, 10. Madde ya da alkol kullanımı ve şiddete başvurma gibi davranışlarda bulunmak, 11. Kaybın yıldönümünde çok ağır yas tepkileri vermek, 12. Mezara gitmemek ve dini ritüellerden kaçınmak.   Yas tutma sürecini sağlıklı tamamlamak için yapılabilecekler nelerdir: Kayıp yaşayan kişinin tanıdığı ve kendisini dinleyen insanlarla vakit geçirmesi, Kişinin duygularını dışa vurması, etrafındaki insanlarla yaşadığı kayıpla ilgili konuşması bu duygularını saklamaya çalışmaması, Yas tutan kişinin sağlığına dikkat edilmesi, beslenmesine ve uyku düzenine önem verilmesi, yasla başa çıkabilmek adına alkol veya herhangi bir uyuşturucu madde kullanımından kaçınılması, Hayatın devam ettiği ve yaşanılması gerektiğiyle ilgili kabulleniş zor ve zaman alsa da geçmişe değil geleceğe bağlı kalınması, Kayıpla yüzleşmekten kaçınmak adına yas tutan kişinin hayatında büyük bir değişiklik yapmaması gerekmektedir. Örneğin, iş değiştirmek, taşınmak, tekrar evlenmek, hemen yeni bir çocuk dünyaya getirmek gibi. Kişi kendisine zaman tanımalı ve öncelikle kaybı kabullenip hayatına devam etmelidir.Yas tutma süreciyle başa çıkmanın zor olduğu hissedildiğinde profesyonel yardım almaktan kaçınılmaması. Bu durum zayıflık değil hayata devam etme isteği ve gücünün varlığı olarak yorumlanmalıdır. Çocuklarda Yas Tepkisi Çocukların yas tepkisi, erişkinlerinkinden farklıdır. Bu farklılık, yas tutmanın hem şeklinde hem de yoğunluğunda görülebilir.Çocuklar çoğunlukla, hiçbir şey olmamış gibi davranmayla, aşırı reaksiyon gösterme arasında gidip gelirler. Bu noktada çocuğun gelişim seviyesine bağlı olarak, kayıpla ilgili farklı unsurların ön plana çıkacağını ve zihninde değişik soruların uyanacağını bilmek gerekir. Yas tepkilerini tamamlamış olan erişkinler, çocukların olaya yönelik sonradan verdikleri tepkileri ve sorgulamaları anlamayabilir, hatta bastırmak için uğraşabilirler.Ebeveynle çocuğun yas süreçleri paralellik göstermeyeceğinden, sağ kalan ebeveynin ölenin ardından yasını yaşayıp, normal hayatına dönmesi; ölen ebeveyninin kaybından kaynaklanan sorgulamalarının cevabını bulamayan ya da büyüdüğü için farklı bir sorgulama seviyesine geçmiş çocuğuyla çatışma yaşanmasına yol açabilir. Mesela, eşi ölen bir adam yeni bir ilişki kurduğunda, çocuğunun annesi ile ilgili sorular sormasını yadırgayabilir ve bu durumu mevcut ilişkisi ile ilgili sorun çıkardığı şeklinde değerlendirebilir. Kaybı Olan Çocuklara Nasıl Yardım Edilebilir ? Çocuk ve ergenlerle yapılan çalışmalar çocukların normal ve sağlıklı gelişimlerine devam edebilmeleri için kayıpları hakkında doğru bilgilendirilmelerinin gerekli olduğunu önemle vurgulamıştır. Yine bu çalışmalar, çocukların kayıp tepkilerinin çok çeşitli olabildiğini, bu tepkilerin ara ara ortaya çıkabileceğini ve çok da uzun sürebileceğini de belirtmiştir. Çocuklara bir kayıp yaşadıkları zaman yardımcı olabilmek, onları anlamayı ve tepkileri hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu bağlamda, çocuğun gelişim düzeyini göz önünde bulundurmak ve bu düzeye bağlı olarak verdiği tepkileri bilmek önemlidir. Örneğin, beş yaşından küçük çocuklar ölümün bir son olduğunu anlamazlar ve daha çok somut düşünme eğilimindedirler.
Ekleme Tarihi: 23 Kasım 2022 - Çarşamba

Ölüm Ve Yas süreci

Ölüm kayıpların en somut ve en acı olanıdır. Ölüme karşı verdiğimiz tepkilerimizde farkında olmaksızın, geçmişimizdeki yarım kalmış, dayatılmış ya da aceleye gelmiş ayrılıklarımızın bilinçaltımızdaki kalıntılarını da bir arada yaşarız. Yas tutma, sadece ölüme karşı verilen bir yanıt değildir. Yas tutma herhangi bir yitim ya da değişikliğe verdiğimiz psikolojik yanıt ve iç dünyamız ile gerçeklik arasında uyum sağlayabilmemiz için yaptığımız uzlaşmalardır.

Yas çok duyduğumuz, bazı fikirlere sahip olduğumuz ancak gerçekten de ne demek olduğunu bilmediğimiz bir kelime. Hakkında konuşmamak gibi bir eğilimimiz var. Nedense hep gizli, tek kişilik bir süreç olarak kodladığımızdan ya da bize öyle olması söylendiğinden kendimize saklıyoruz. Hatta o kadar saklıyoruz ki bazen kendimizin erişmesi bile zaman alıyor, zor oluyor, geç kalıyor, yas sizi sinsice tüketerek ya da çaktırmadan inciterek kendini var ediyor. Anlamak  bile mucize oluyor bazen. Yas sürecinde bilinmesi gereken noktalardan biri sağlıklı bir yas sürecinin kaybı unutmak anlamına gelmediğidir. Yas tutmak kaybedilen kişiyi unutmak ya da artık sevmemek anlamına gelmez sadece kaybı ve bununla ilgili duyguları kabullenmek, başa çıkabilmeyi ve bu duygularla yaşamı sürdürmeyi öğrenmek anlamına gelir.

Acının görmezden gelinmesi, hissedilen kederin yaşanmaması, kişinin çevresinden gelen kayıpla ilgili güçlü kalınması, hissedilen yoğun duyguların dışa vurulmaması  yönündeki telkinler yas sürecini olumsuz etkileyen hatalı yaklaşımlardır. Bu doğal tepkiye müdahale edilmemesi gerekir.Yas tepkileri, depresyon semptomlarına çok benzediğinden kayıp yaşayan kişinin yas dönemi, çevresi tarafından kaygı verici algılanabilir, sorun olarak görülebilir. İnsanların vedalaşmaya, gidenin ardından yas tutmaya ihtiyaçları vardır. Beklenmedik, ani gelen bir kayıp da olsa, vedalaşmak o hikayenin sonunu getirmektir. Sonlanmayan hikayeler, yazılmaya devam ederler. Sonlanmış bir hikayeyi okumak, her ne kadar öyküsü acıtıcı olsa da bir bütünlük ve tamamlanmışlık hissi verir, yeni başlangıçlara, kazanımlara, yeniden hayata katılmaya kapı açar. Oysa sonu gelmek bilmeyen hikayeler yeni öykülere yer bırakmazlar.Çözümlenmemiş, yası tutulmamış kayıplarımızın çocukluk, ergenlik ve yetişkinlik dönemlerimizdeki yaşamımızı ne derece olumsuz yönde etkilediğini, seçimlerimizi, hayatımızı nasıl sinsice yönlendirdiğini artık çok net biliyoruz.

Yas sürecinde aşağıda verilen belirtiler görülebilir:

Bedensel tepkiler: Baş ağrısı, göğüs ağrısı ve göğüste sıkışma hissi, boğazda düğümlenme, yutkunma güçlüğü, açlık hissi, bulantı, kusma, kabızlık veya ishal, nefes darlığı, çarpıntı, adet düzensizlikleri, gerginlik ve kasılmalar, uyku düzensizlikleri, iştah değişiklikleri, halsizlik ve yorgunluk.

Duygusal tepkiler: Ölümü inkar etme, üzüntü, ağlama, özlem, öfke, sıkıntı, güvensizlik, tedirginlik, aklını yitireceği delireceği korkusu, hayata karşı ilgi ve istek kaybı, hiçbir şeyden zevk alamama, hiçbir duygu hissedememe, geleceğe dair umutsuzluk ve karamsarlık, yalnızlık, çaresizlik.

Ruhsal tepkiler: Ölen kişinin hala yaşadığını, var olduğunu hissetme, sesini duyma, hayalini görme, hayat ve ölüm kavramlarını sorgulama.

Bilişsel tepkiler: Ölen kişiyi ve ölümü düşünme, düşünmeye engel olamama, kendini suçlama, kendine kızma, pişmanlık, ölüm anını tekrar tekrar hatırlama, hatta çok canlı bir biçimde yaşama, kararsızlık, dikkatini toparlamakta zorlanma, bellek sorunları.

Davranışsal tepkiler: Amaçsız bir aşırı hareketlilik, kendini tamamen başkalarına yardıma adayarak kaybın acısından kaçınma, insanlardan uzaklaşma ve görüşmek istememe, ölen kişinin eşyalarına, bulunduğu yerlere aşırı yönelme veya bunlardan uzak durmaya çalışma, mezara sık gitme veya gidememe, alkol ve/veya ilaç kullanma, cinsellikle ilgili değişiklikler.

Yas Evreleri

Ölüm bir sona eriş olması ve geri dönülmezliği nedeniyle bireyin yaşadığı en acı veren bir somut kayıptır. Sevilen kişiden ayrılmak, işten ayrılmak, organ kayıpları, boşanma, göç, mali krizler gibi zorlayıcı bazı yaşam olaylarında da aynı şekilde yas tutulur.Yas tutma biçimi, kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu farklılık çoğunlukla kişilik yapısına bağlı olmakla birlikte; önceki yaşam deneyimleri, kaybedilen kişinin yas tutan kişi için anlamı, kaybın şekli, beklenip beklenmediği, kaybı yaşayan kişinin kayıptan önceki psikolojik durumu gibi unsurlar yas tutma sürecinin ne şekilde geçeceğini belirler.

1. Evre: Bu evrede kişi ölümün gerçekliğini kavramakta zorlanır. Yaşadıkları karşısında şaşkın, donuk, tepkisiz olabilir, boşluk ve gerçekdışılık duyguları yaşayabilir.

2. Evre: Kişi kaybın acısını giderek daha fazla hisseder, yoğun üzüntü ve özlem duyguları yaşar, ölen kişiyi arar, ağlamalar olur. Öfke, huzursuzluk, korku ve heyecan, konsantrasyon güçlüğü, ilgi duyulan ve keyif alınan şeylere yönelik isteksizlik görülebilir.

3. Evre: Kaybın geri dönmeyeceği gerçeğinin giderek fark edilmesiyle ümitsizlik ve çaresizlik duyguları ortaya çıkar, buna bağlı olarak yorgunluk-bitkinlik, isteksizlik ve ilgi kaybı ön plandadır. Kişi, 1. ve 2. evreyi olması gerektiği gibi atlatırsa ve 2. evreden belli bir süre sonra depresyona girmeden çıkarsa, kendiliğinden yaşama uyum sağlayacaktır.

4. Evre: Aylar içinde ölümün kesinliğinin ve sonuçlarının kabullenilmesiyle kişinin özlem ve üzüntü duygularının yoğunluğu giderek azalır. Ölen kişinin anıları yitirilmemekle birlikte, kişi kayıptan önceki haline döner, yaşamını yeniden düzenler.

Yas Ne Zaman Sorun Haline Gelir?

Yas tepkilerini erteleyen insanlar bir süre sonra ağır olabilecek fiziksel ve ruhsal rahatsızlık belirtileri gösterirler ki bunlar da yasın yaşanmasını daha da zorlaştırır.

1. Kaybı ilk zamanlarda olduğu gibi uzunca bir süre inkâr etmek ya da bastırmak,
2. Kayıp hakkında konuşurken çok ağır ve yoğun duygusal tepkiler vermek,
3. Kaybı hatırlatan herkesten ve her şeyden kaçmak,
4. Kayıp sonrası hayatı değiştirecek çok büyük değişiklikler yapmak
5. Üzerinden uzunca bir süre geçmesine rağmen ölen kişi hakkında konuşulurken yaşıyormuş gibi şimdiki zaman dilini kullanarak bahsetmek,
6. Kaybedilen kişinin eşyalarını uzun süre saklamakta direnmek,
7. Günlük söyleşilerde kayıp konusunu sıkça gündeme getirmek ya da olmamış gibi hiç bahsetmemek
8. Kayıptan sonra uzun süreli bir depresyon yaşamak ve normal hayat işlevlerini yerine getirmekte zorlanmak,
9. Uzun bir süre hastalık ya da ölümle ilgili çok yoğun korkular yaşamaya başlamak,
10. Madde ya da alkol kullanımı ve şiddete başvurma gibi davranışlarda bulunmak,
11. Kaybın yıldönümünde çok ağır yas tepkileri vermek,
12. Mezara gitmemek ve dini ritüellerden kaçınmak.

 

Yas tutma sürecini sağlıklı tamamlamak için yapılabilecekler nelerdir:

Kayıp yaşayan kişinin tanıdığı ve kendisini dinleyen insanlarla vakit geçirmesi,

Kişinin duygularını dışa vurması, etrafındaki insanlarla yaşadığı kayıpla ilgili konuşması bu duygularını saklamaya çalışmaması,

Yas tutan kişinin sağlığına dikkat edilmesi, beslenmesine ve uyku düzenine önem verilmesi, yasla başa çıkabilmek adına alkol veya herhangi bir uyuşturucu madde kullanımından kaçınılması,

Hayatın devam ettiği ve yaşanılması gerektiğiyle ilgili kabulleniş zor ve zaman alsa da geçmişe değil geleceğe bağlı kalınması,

Kayıpla yüzleşmekten kaçınmak adına yas tutan kişinin hayatında büyük bir değişiklik yapmaması gerekmektedir. Örneğin, iş değiştirmek, taşınmak, tekrar evlenmek, hemen yeni bir çocuk dünyaya getirmek gibi. Kişi kendisine zaman tanımalı ve öncelikle kaybı kabullenip hayatına devam etmelidir.Yas tutma süreciyle başa çıkmanın zor olduğu hissedildiğinde profesyonel yardım almaktan kaçınılmaması. Bu durum zayıflık değil hayata devam etme isteği ve gücünün varlığı olarak yorumlanmalıdır.

Çocuklarda Yas Tepkisi

Çocukların yas tepkisi, erişkinlerinkinden farklıdır. Bu farklılık, yas tutmanın hem şeklinde hem de yoğunluğunda görülebilir.Çocuklar çoğunlukla, hiçbir şey olmamış gibi davranmayla, aşırı reaksiyon gösterme arasında gidip gelirler. Bu noktada çocuğun gelişim seviyesine bağlı olarak, kayıpla ilgili farklı unsurların ön plana çıkacağını ve zihninde değişik soruların uyanacağını bilmek gerekir. Yas tepkilerini tamamlamış olan erişkinler, çocukların olaya yönelik sonradan verdikleri tepkileri ve sorgulamaları anlamayabilir, hatta bastırmak için uğraşabilirler.Ebeveynle çocuğun yas süreçleri paralellik göstermeyeceğinden, sağ kalan ebeveynin ölenin ardından yasını yaşayıp, normal hayatına dönmesi; ölen ebeveyninin kaybından kaynaklanan sorgulamalarının cevabını bulamayan ya da büyüdüğü için farklı bir sorgulama seviyesine geçmiş çocuğuyla çatışma yaşanmasına yol açabilir. Mesela, eşi ölen bir adam yeni bir ilişki kurduğunda, çocuğunun annesi ile ilgili sorular sormasını yadırgayabilir ve bu durumu mevcut ilişkisi ile ilgili sorun çıkardığı şeklinde değerlendirebilir.

Kaybı Olan Çocuklara Nasıl Yardım Edilebilir ?

Çocuk ve ergenlerle yapılan çalışmalar çocukların normal ve sağlıklı gelişimlerine devam edebilmeleri için kayıpları hakkında doğru bilgilendirilmelerinin gerekli olduğunu önemle vurgulamıştır. Yine bu çalışmalar, çocukların kayıp tepkilerinin çok çeşitli olabildiğini, bu tepkilerin ara ara ortaya çıkabileceğini ve çok da uzun sürebileceğini de belirtmiştir.

Çocuklara bir kayıp yaşadıkları zaman yardımcı olabilmek, onları anlamayı ve tepkileri hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirir. Bu bağlamda, çocuğun gelişim düzeyini göz önünde bulundurmak ve bu düzeye bağlı olarak verdiği tepkileri bilmek önemlidir. Örneğin, beş yaşından küçük çocuklar ölümün bir son olduğunu anlamazlar ve daha çok somut düşünme eğilimindedirler.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.