Yusuf Metin Yardımcı
Köşe Yazarı
Yusuf Metin Yardımcı
 

AMERİKAN EMPERYALİZMİ - GÜÇ VE ZULÜM (MELİAN DİYALOĞU) -I-

           MÖ. 423 Yılında, Atina'nın Vasalı Olan Kuzey Yunanistan'daki Skioni Şehri İsyan Ederek General Brasidas'ın Spartalılarına Katıldı.            Atinalılar bu hadiseye o kadar öfkelendiler ki, şehrin yıkılması ve tüm halkının öldürülmesi emrini veren bir karar aldılar. İki yıl sonra SKİONİ'yi ele geçirdiklerinde, yetişkin erkekleri idam ettiler, kadın ve çocukları köleleştirdiler ve şehrin topraklarını Plataealılara yerleşmeleri için verdiler. Bu vahşete benzer şekilde, 417 kışında ARGİVE topraklarına yaptıkları bir istila sırasında Lakedaimonlular, HYSİAS adlı bir yeri işgal edip orada yakaladıkları tüm özgür erkekleri katletti.   416 yılında Atinalılar tarafından MİLOS'un yıkılması da benzer bir vahşet örneğiydi, ancak çok daha büyük ölçekli ve daha kötü şöhretliydi.            Milos'un düşüşünden önce Atina ve Meloslular arasında geçen bir diyaloğ vardır. Melian Diyaloğu, çatışan ilke ve fikirlerin dramatik bir sunumu olarak haklı olarak ünlüdür. Menfaat düşüncesinin merkezinde yer alan konuları ele aldığı için, "Atina'nın tamamına atfedilebilecek genel bir politikayı mümkün olan en geniş şekilde analiz etme imkanını" verir.            Her iki taraftaki isimsiz konuşmacılar arasında doğrudan görüş alışverişi şeklinde olması, tarihte benzersizdir. Hızlı cevaplarla dolu bu diyalog biçimi, 5. yüzyıl Yunan trajik dramasının edebi etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Dramanın mekanizmalarından biri, karakterlerin bireysel repliklerini paylaştığı diyalogdu. Melian Diyaloğu’nda, Atinalıların oligarşik bir rejime sahip olan Milos'un tüm halkına değil sadece arkon ve taigoilerine hitap etmesi, diyalog uygulamalarına dair bir kayda sahip olduğunu gösteriyor.            Yüzyıllar evvel Sparta'dan gelen kolonistler tarafından yerleşilmiş bir Ege adası olan Milos, Arşidamya Savaşı sırasında tarafsızdı. Atina ittifakına katılmayı reddettiği için Atina, 426 yılında adaya saldırdı, ancak onu boyun eğdirmeyi başaramadı. Asi ada halkını fethetmeye kararlı olan Atina, 416 yazında Milos'a karşı otuz sekiz gemi ve yaklaşık iki bin yedi yüz hoplit ile diğer birliklerden oluşan bir sefer kuvveti gönderdi.            Adaya indikten sonra Atinalılar, Milos'un üstün güce savaşmadan teslim olacağını umarak müzakere teklifinde bulundular. Miloslular görüşmeye istekli olsalar da, ‘Atina elçilerinin limanın seçkin bir grubuna hitap etmesine ve tüm vatandaş kitlesine hitap etmemesine yine de izin vereceklerdi.’            Bu düzenlemeyi kabul eden Atinalılar, her iki tarafın da konuşma yapması yerine, ‘Milosluların Atinalıların açıklamalarına katılmadıkları her durumda cevap vermesini’ önererek diyaloğa başladı. Miloslular böyle bir prosedürün makul olduğunu kabul etti, ancak Atinalıların saldırgan davranışlarının sözleriyle çeliştiğini savundu:            "- Görüyoruz ki, siz söylenenleri yargılamak için hâkim olarak geldiniz. Eğer hukuki argümanlarımız sizinkilerden daha güçlüyse, eğer boyun eğmezsek tartışmanın sonucu bizi SAVAŞA götürecektir. Eğer bizi ikna ederseniz, bu bizi KÖLELİĞE götürecektir."            Atinalılar için bu itiraz önemsizdi. Fakat yine de bu savı reddettiler. Melosluların zaten başka seçeneği yoktu ve "bu toplantının elbette devletlerini kurtarmak için olduğunu ve tartışmanın bu temelde devam etmesi gerektiğini" söyleyerek kabul ettiler.            Ön hazırlıklar tamamlandıktan sonra, sözlü düello başlayabilirdi. Başlangıçtan itibaren şartlarının adaletsiz olduğu açıktır, çünkü bunlar Atinalılar tarafından dikte edilmiştir. Ardından gelen diyaloğun temel sorunu zaten ima edilmişti:            Adalet mi, Güç mü? Ancak Atinalılar adaleti incelemek istemedi. Her iki tarafın da "sadece mümkün olanı" hedeflemesi gerektiğini açıkça belirtiyordu. Çünkü her ikisi de "ADALET Sorununun" insan ilişkilerine "sadece zorunluluk baskısı EŞİT olduğunda" girdiğini biliyordu. Açıkçası gerçek şuydu:   "Güçlüler Elde Edebileceklerini Alır, Zayıflar ise Vermek Zorunda Olduklarını Verir."            Adaletin sadece aynı ihtiyaçlara tabi eşitler arasında geçerli olduğu, güçlüler ve zayıflar arasında geçerli olmadığı yönündeki bu acımasızca dürüst ifade, tartışmayı ÇIKAR veya FAYDA sorusuna odaklıyor ve Atinalıların tüm tutumunu temsil ediyor.            Diyalogda Miloslular ahlaki argümanlar öne sürmeye çalışsa da, Atinalılar bunları konuyla ilgisiz bulur. "Büyük ve Anlamlı Sözler" kullanmayı reddederek, adaletin kendi taraflarında olduğunu kanıtlamaya çalışmamakla beraber yalnızca kendi GÜÇLERİNİN pragmatizmiyle ilgilenirler.            Miloslular, Atinalıları çeşitli yollarla alt etmeye çalışır. İlk olarak, “ADALET bir kenara bırakılsa bile, Atinalıların ortak iyiliğe hizmet eden bir ilkeye saygı duymalarının kendi ÇIKARLARINA olduğunu, tehlikede olan birinin davasına yardımcı olmak için ADALETE başvurmasına izin vermenin önemli olduğunu” belirtir. Çünkü Atina düşerse, en büyük misillemeyle karşılaşacak ve böyle bir ilkeye çok ihtiyaç duyacaktır.   Atinalılar, imparatorluklarının düşmesinden endişe duymadıklarını ve "sizi yok etmek bizim ortak çıkarımızdır" diyerek Milos'u ele geçirmek istediklerini ısrarla vurgular.   Milosluların ‘Atina'nın kölesi olmanın kendi çıkarlarına olamayacağı’ cevabına karşılık Atinalılar, bunun kendilerini kurtarmanın ve güçlü olmanın tek yolu olduğunu söyler.            Miloslular, “Atina'nın hem dostu olup hem de tarafsız kalmasının neden mümkün olmadığını” sorduklarında, Atinalılar, “MİLOS'un dostluğunun düşmanlığından daha zararlı olduğunu” düşündüklerini, çünkü “ATİNA'nın "önemsiz ada sakinleri" olan MİLOSLULARI kendi otoritesine boyun eğdirmemesinin, imparatorluklarının tebaası tarafından bir zayıflık işareti olarak görüleceğini” söyler.   Miloslular ise, “Atinalıların köleliğinden ÖZGÜRLÜKLERİNİ savunmamanın alçakça ve KORKAKÇA bir davranış olacağı” kanaatinde olduklarını ifade etmekten kendilerini alamazlar.            Üstün güçleri göz önüne alındığında bu görüşü saçma bulan Atinalılar, “ezici bir güce boyun eğmenin aşağılayıcı olmadığını ve Miloslular için meselenin onur değil, ihtiyat olduğunu” söyler. “Direnmeye karar verirlerse, zayıflıklarını düşünmelerini, şans veya umuda güvenerek kendilerini kandırmaktan kaçınmalarını” ister.                                         - DEVAM EDECEK -
Ekleme Tarihi: 17 Ocak 2026 -Cumartesi

AMERİKAN EMPERYALİZMİ - GÜÇ VE ZULÜM (MELİAN DİYALOĞU) -I-

           MÖ. 423 Yılında, Atina'nın Vasalı Olan Kuzey Yunanistan'daki Skioni Şehri İsyan Ederek General Brasidas'ın Spartalılarına Katıldı.
           Atinalılar bu hadiseye o kadar öfkelendiler ki, şehrin yıkılması ve tüm halkının öldürülmesi emrini veren bir karar aldılar. İki yıl sonra SKİONİ'yi ele geçirdiklerinde, yetişkin erkekleri idam ettiler, kadın ve çocukları köleleştirdiler ve şehrin topraklarını Plataealılara yerleşmeleri için verdiler. Bu vahşete benzer şekilde, 417 kışında ARGİVE topraklarına yaptıkları bir istila sırasında Lakedaimonlular, HYSİAS adlı bir yeri işgal edip orada yakaladıkları tüm özgür erkekleri katletti.
  416 yılında Atinalılar tarafından MİLOS'un yıkılması da benzer bir vahşet örneğiydi, ancak çok daha büyük ölçekli ve daha kötü şöhretliydi.
           Milos'un düşüşünden önce Atina ve Meloslular arasında geçen bir diyaloğ vardır. Melian Diyaloğu, çatışan ilke ve fikirlerin dramatik bir sunumu olarak haklı olarak ünlüdür. Menfaat düşüncesinin merkezinde yer alan konuları ele aldığı için, "Atina'nın tamamına atfedilebilecek genel bir politikayı mümkün olan en geniş şekilde analiz etme imkanını" verir.
           Her iki taraftaki isimsiz konuşmacılar arasında doğrudan görüş alışverişi şeklinde olması, tarihte benzersizdir. Hızlı cevaplarla dolu bu diyalog biçimi, 5. yüzyıl Yunan trajik dramasının edebi etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Dramanın mekanizmalarından biri, karakterlerin bireysel repliklerini paylaştığı diyalogdu. Melian Diyaloğu’nda, Atinalıların oligarşik bir rejime sahip olan Milos'un tüm halkına değil sadece arkon ve taigoilerine hitap etmesi, diyalog uygulamalarına dair bir kayda sahip olduğunu gösteriyor.
           Yüzyıllar evvel Sparta'dan gelen kolonistler tarafından yerleşilmiş bir Ege adası olan Milos, Arşidamya Savaşı sırasında tarafsızdı. Atina ittifakına katılmayı reddettiği için Atina, 426 yılında adaya saldırdı, ancak onu boyun eğdirmeyi başaramadı. Asi ada halkını fethetmeye kararlı olan Atina, 416 yazında Milos'a karşı otuz sekiz gemi ve yaklaşık iki bin yedi yüz hoplit ile diğer birliklerden oluşan bir sefer kuvveti gönderdi.
           Adaya indikten sonra Atinalılar, Milos'un üstün güce savaşmadan teslim olacağını umarak müzakere teklifinde bulundular. Miloslular görüşmeye istekli olsalar da, ‘Atina elçilerinin limanın seçkin bir grubuna hitap etmesine ve tüm vatandaş kitlesine hitap etmemesine yine de izin vereceklerdi.’
           Bu düzenlemeyi kabul eden Atinalılar, her iki tarafın da konuşma yapması yerine, ‘Milosluların Atinalıların açıklamalarına katılmadıkları her durumda cevap vermesini’ önererek diyaloğa başladı. Miloslular böyle bir prosedürün makul olduğunu kabul etti, ancak Atinalıların saldırgan davranışlarının sözleriyle çeliştiğini savundu:
           "- Görüyoruz ki, siz söylenenleri yargılamak için hâkim olarak geldiniz. Eğer hukuki argümanlarımız sizinkilerden daha güçlüyse, eğer boyun eğmezsek tartışmanın sonucu bizi SAVAŞA götürecektir. Eğer bizi ikna ederseniz, bu bizi KÖLELİĞE götürecektir."
           Atinalılar için bu itiraz önemsizdi. Fakat yine de bu savı reddettiler. Melosluların zaten başka seçeneği yoktu ve "bu toplantının elbette devletlerini kurtarmak için olduğunu ve tartışmanın bu temelde devam etmesi gerektiğini" söyleyerek kabul ettiler.
           Ön hazırlıklar tamamlandıktan sonra, sözlü düello başlayabilirdi. Başlangıçtan itibaren şartlarının adaletsiz olduğu açıktır, çünkü bunlar Atinalılar tarafından dikte edilmiştir. Ardından gelen diyaloğun temel sorunu zaten ima edilmişti:
           Adalet mi, Güç mü? Ancak Atinalılar adaleti incelemek istemedi. Her iki tarafın da "sadece mümkün olanı" hedeflemesi gerektiğini açıkça belirtiyordu. Çünkü her ikisi de "ADALET Sorununun" insan ilişkilerine "sadece zorunluluk baskısı EŞİT olduğunda" girdiğini biliyordu. Açıkçası gerçek şuydu:
  "Güçlüler Elde Edebileceklerini Alır, Zayıflar ise Vermek Zorunda Olduklarını Verir."
           Adaletin sadece aynı ihtiyaçlara tabi eşitler arasında geçerli olduğu, güçlüler ve zayıflar arasında geçerli olmadığı yönündeki bu acımasızca dürüst ifade, tartışmayı ÇIKAR veya FAYDA sorusuna odaklıyor ve Atinalıların tüm tutumunu temsil ediyor.
           Diyalogda Miloslular ahlaki argümanlar öne sürmeye çalışsa da, Atinalılar bunları konuyla ilgisiz bulur. "Büyük ve Anlamlı Sözler" kullanmayı reddederek, adaletin kendi taraflarında olduğunu kanıtlamaya çalışmamakla beraber yalnızca kendi GÜÇLERİNİN pragmatizmiyle ilgilenirler.
           Miloslular, Atinalıları çeşitli yollarla alt etmeye çalışır. İlk olarak, “ADALET bir kenara bırakılsa bile, Atinalıların ortak iyiliğe hizmet eden bir ilkeye saygı duymalarının kendi ÇIKARLARINA olduğunu, tehlikede olan birinin davasına yardımcı olmak için ADALETE başvurmasına izin vermenin önemli olduğunu” belirtir. Çünkü Atina düşerse, en büyük misillemeyle karşılaşacak ve böyle bir ilkeye çok ihtiyaç duyacaktır.
  Atinalılar, imparatorluklarının düşmesinden endişe duymadıklarını ve "sizi yok etmek bizim ortak çıkarımızdır" diyerek Milos'u ele geçirmek istediklerini ısrarla vurgular.
  Milosluların ‘Atina'nın kölesi olmanın kendi çıkarlarına olamayacağı’ cevabına karşılık Atinalılar, bunun kendilerini kurtarmanın ve güçlü olmanın tek yolu olduğunu söyler.
           Miloslular, “Atina'nın hem dostu olup hem de tarafsız kalmasının neden mümkün olmadığını” sorduklarında, Atinalılar, “MİLOS'un dostluğunun düşmanlığından daha zararlı olduğunu” düşündüklerini, çünkü “ATİNA'nın "önemsiz ada sakinleri" olan MİLOSLULARI kendi otoritesine boyun eğdirmemesinin, imparatorluklarının tebaası tarafından bir zayıflık işareti olarak görüleceğini” söyler.
  Miloslular ise, “Atinalıların köleliğinden ÖZGÜRLÜKLERİNİ savunmamanın alçakça ve KORKAKÇA bir davranış olacağı” kanaatinde olduklarını ifade etmekten kendilerini alamazlar.
           Üstün güçleri göz önüne alındığında bu görüşü saçma bulan Atinalılar, “ezici bir güce boyun eğmenin aşağılayıcı olmadığını ve Miloslular için meselenin onur değil, ihtiyat olduğunu” söyler. “Direnmeye karar verirlerse, zayıflıklarını düşünmelerini, şans veya umuda güvenerek kendilerini kandırmaktan kaçınmalarını” ister.
                                       

- DEVAM EDECEK -

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.