DİCLE ELKEKTİRK
Yusuf Metin Yardımcı
Köşe Yazarı
Yusuf Metin Yardımcı
 

HAÇLILAR, HAÇLI SEFERLERİNDE BİNLERCE MÜSLÜMANIN ETİNİ YEDİ - Trump da YER -

YIL: 1098 Ay: 12 Aralık           Yani 928 Sene Evvel, Barbar Haçlılar, KUDÜS'e Giderken Yol Üzerinde İdlib’in Güneyindeki Maarretü’n-Nu’mân/معرة النعمان Şehrine Saldırdıklarında Binlerce Müslümanı Öldürdü. Etlerini, Ölü Ya da Diri Oldukları Halde Yediler.            Bu VAHŞET, Haçlılar KUDÜS'e giderken işlendi. Onlar yiyecek bir şey bulamayınca, tarihçilerin belirttiğine göre binlerce Müslümanın öldürüldüğü Maarretü’n-Nu’mân da dâhil olmak üzere ele geçirdikleri şehirlerin sakinlerini yemeye başladı.            Fransız "Le Point" dergisinde Frederic Lewino ve Gwendoline Dos Santos adlı yazarların kaleme aldığı bir raporda bu KATLİÂM ve Haçlıların Müslümanların etini yemesinin dehşeti kabul edilmiş ve 12 Aralık'ta gerçekleşen bu DEHŞETİN bazı ayrıntılarına değinilmiştir.            Haçlılar, Maarretü’n-Nu’mân'a ilk girdiklerinde, din, insanlık veya ahlaka hiçbir saygı göstermedi. Şehrin tüm sakinlerini öldürdüler, Müslümanların ETİNİ KAYNATIP YEDİLER ve KÜÇÜK ÇOCUKLARI ATEŞTE KIZARTTILAR.   Büyük kalabalıklar halinde fanatik haçlılar, kıdemli rahiplerinin "Rabbin İstediği Budur" diye bağırarak verdikleri aldatıcı çağrıya uyarak doğuya, Kudüs'e doğru yürüdü.            Papa II. Urban'ın isteği üzerine, iddialarına göre Tanrı'nın krallığına haçı taşımak üzere, kana susamış haçlı şövalyeleri eşliğinde, perişan ve yoksul insanlardan oluşan, yırtık pırtık giysiler içindeki sefil kalabalık, ardı ardına dalgalar halinde yola çıktı.   Bu nefret dolu savaşlardaki en kötü ve en korkunç olaylardan biri de 12 Aralık 1098'de Suriye'nin Maarretü’n-Nu’mân şehrinde yaşananlardı.   "Le Point" dergisindeki iki Fransız yazar şöyle diyor:            "Bu açlıktan kırılan Haçlılar Suriye'deki Müslümanları ve Antakya'daki bazı Türkleri çoktan yemişlerdi. Ayrıca yol üzerindeki diğer bazı kasabaların da durumu daha iyi değildi. Zira güneş onları kavurmuş ve çekirgeler bitki örtüsünün geri kalanını yok etmişti.            1098 yılının Kasım ayının sonlarında, Toulouse'lu Raymond ve Taranto'lu Bohemond önderliğindeki Haçlı kuvvetleri, üzüm, zeytin ve incirle geçinen mütevazı bir tarım kasabası olan Maarretü’n-Nu’mân'ın önünde toplandı ve günümüz Suriye'sinde bulunan bu şehri hızla kuşattılar.            Maarretü’n-Nu’mân sakinleri başlangıçta paniğe kapılmadı. Çünkü kasabalarını çevreleyen derin bir hendekle çevrili güçlü duvar sayesinde sayısız istilacıya karşı koymuşlardı. Ancak kış yaklaşırken açlık arttı ve Haçlı liderleri saldırılarını ikiye katladılar. Kasaba halkı 20 gün boyunca bu yeni istilacılara karşı kahramanca ve cesaretle direndi.   Şehirde dağlar dolusu yiyecek bulmayı uman Haçlılar çok öfkelendiler. Erzak beklerken, düşmanlarından birini yakaladıklarında onu öldürüp etini yiyorlardı.”   Fransız gazetesi Le Point, o sefere katılan Haçlılardan, örneğin Albertus Aquensis, anlatılanları aktaran tarihçilere atıfta bulunarak şunları söylüyor:   "Grubumuz Ölü Türk ve Arapları Yemekten Çekinmedi. Hatta Köpekleri Bile Yediler."   Haçlı seferlerine katılmış olan rahip Foucher de Chartres, yaşananları şöyle anlatır:   "Müslümanların vücutlarından BİR İKİ PARÇA KESİP, bazılarımızın onu KIZARTMAYI bile beklemeden vahşi dişlerimizle YİYİP BİTİRMESİNİ dehşetle belirtmeden olanları anlatamam."            Yazarlar, “11 Aralık 1098'de Haçlıların ahşap bir kule kullanarak surların üzerinden atlamayı başardıklarını, bunun üzerine Maarretü’n-Nu’mân savunucularının büyük sayılarla şehir merkezine doğru geri çekildiklerini ve çatışmaların gece boyunca devam ettiğini” ekliyor.   Ertesi gün, şehir liderleri Taranto'lu Bohemond'a müzakereye hazır olduklarını bildirdiler. O da derhal ve tam teslim olmaları halinde canlarını bağışlayacağına söz verdi.   Ancak sözünü tutmadı ve Maarretü’n-Nu'mân sakinleri silahlarını bırakır bırakmaz, Haçlıların şehirdeki tüm canlıları öldürdüğü korkunç bir KATLİÂM başladı.            Yazarların incelediği kayıtlara göre, katliâmda 20.000 kişi ÖLDÜRÜLDÜ. Ancak saldırganlar dükkân ve mağazaları yağmalamaya başladıklarında, bunların boş olduğunu fark ettiler. Öfkelenen saldırganlar, sokakları kaplayan cesetlere geri döndü ve onları yediler.   Yazarlar, yaşananları anlatan  Rudolfo de Caen adlı bir askerin şu sözlerini aktarıyor:   “Maarretü’n-Nu'mân'da askerlerimiz putperestleri (yani Müslümanları) tencerelerde kaynattılar ve çocukların etlerini şişlere geçirip kızartarak yedik!"            İki yazar bu KATLİÂM hakkında yorum yaparken, Haçlıların orada gerçekleştirdiği katliâm ve İNSAN ETİ YEME alışkanlıklarının ortaya çıkması sonucunda FRANSIZ YEMEK ZEVKİNİN İTİBARININ AĞIR BİR DARBE ALDIĞINI belirtir. Bunun, Orta Doğu halkları üzerinde Batılı barbarlara karşı derin bir izlenim bıraktığına da dikkat çeker.   Batılıların itibarı, bu olaylardan yüzyıllar sonra bile, Müslümanlara karşı gösterdikleri VAHŞET ve YAMYAMLIK damgasıyla lekelenmiş olarak kaldı.            Arap tarihçiler, Haçlıların yamyamlığının yalnızca açlıktan kaynaklanmadığını, aynı zamanda Müslümanların insanlığını aşağılama ve onları hayvan seviyesine indirme girişimlerinden kaynaklandığını söylüyor.   İslâm Tarihçisi İbnü’l-Esîr anlatıyor:            “Haçlılar, Maarretü’n-Nu'mân surları kadar yüksek bir tahta kule inşa ettiler. Bazı Müslümanlar korkup nöbet tuttukları yeri terk etti. Başka bir grup da onları görünce aynı şeyi yaptı ve onların sur üzerindeki nöbet yerleri terk edilip boş kaldı.            Bir grup, duvar tenhalaşıncaya kadar diğerlerini takip ederek aşağı inmeye devam etti. Ardından Franklar merdivenlerle duvarlara tırmandı. Tepeye ulaştıklarında Müslümanlar şaşkına dönüp evlerine çekildiler.   Bu geri çekilmenin sonucu olarak Franklar onları üç gün boyunca kılıçtan geçirdi, yüz binden fazla kişiyi öldürdü ve birçok kişiyi esir aldılar.”   Bu haçlı seferini müşahede eden Haçlı tarihçisi Albertus Aquensis şöyle der:   "Halkımız ölü Türk ve Arapların cesetlerini yemekten çekinmedi.”   Ertesi yıl, Haçlı liderleri Papa'ya resmi bir mektup yazarak vahşetlerine devam etme izni istediler. Papa bu barbarlığı kutsayarak İZİN verdi.
Ekleme Tarihi: 26 Mart 2026 -Perşembe

HAÇLILAR, HAÇLI SEFERLERİNDE BİNLERCE MÜSLÜMANIN ETİNİ YEDİ - Trump da YER -

YIL: 1098
Ay: 12 Aralık
          Yani 928 Sene Evvel, Barbar Haçlılar, KUDÜS'e Giderken Yol Üzerinde İdlib’in Güneyindeki Maarretü’n-Nu’mân/معرة النعمان Şehrine Saldırdıklarında Binlerce Müslümanı Öldürdü. Etlerini, Ölü Ya da Diri Oldukları Halde Yediler.
           Bu VAHŞET, Haçlılar KUDÜS'e giderken işlendi. Onlar yiyecek bir şey bulamayınca, tarihçilerin belirttiğine göre binlerce Müslümanın öldürüldüğü Maarretü’n-Nu’mân da dâhil olmak üzere ele geçirdikleri şehirlerin sakinlerini yemeye başladı.
           Fransız "Le Point" dergisinde Frederic Lewino ve Gwendoline Dos Santos adlı yazarların kaleme aldığı bir raporda bu KATLİÂM ve Haçlıların Müslümanların etini yemesinin dehşeti kabul edilmiş ve 12 Aralık'ta gerçekleşen bu DEHŞETİN bazı ayrıntılarına değinilmiştir.
           Haçlılar, Maarretü’n-Nu’mân'a ilk girdiklerinde, din, insanlık veya ahlaka hiçbir saygı göstermedi. Şehrin tüm sakinlerini öldürdüler, Müslümanların ETİNİ KAYNATIP YEDİLER ve KÜÇÜK ÇOCUKLARI ATEŞTE KIZARTTILAR.
  Büyük kalabalıklar halinde fanatik haçlılar, kıdemli rahiplerinin "Rabbin İstediği Budur" diye bağırarak verdikleri aldatıcı çağrıya uyarak doğuya, Kudüs'e doğru yürüdü.
           Papa II. Urban'ın isteği üzerine, iddialarına göre Tanrı'nın krallığına haçı taşımak üzere, kana susamış haçlı şövalyeleri eşliğinde, perişan ve yoksul insanlardan oluşan, yırtık pırtık giysiler içindeki sefil kalabalık, ardı ardına dalgalar halinde yola çıktı.
  Bu nefret dolu savaşlardaki en kötü ve en korkunç olaylardan biri de 12 Aralık 1098'de Suriye'nin Maarretü’n-Nu’mân şehrinde yaşananlardı.
  "Le Point" dergisindeki iki Fransız yazar şöyle diyor:
           "Bu açlıktan kırılan Haçlılar Suriye'deki Müslümanları ve Antakya'daki bazı Türkleri çoktan yemişlerdi. Ayrıca yol üzerindeki diğer bazı kasabaların da durumu daha iyi değildi. Zira güneş onları kavurmuş ve çekirgeler bitki örtüsünün geri kalanını yok etmişti.
           1098 yılının Kasım ayının sonlarında, Toulouse'lu Raymond ve Taranto'lu Bohemond önderliğindeki Haçlı kuvvetleri, üzüm, zeytin ve incirle geçinen mütevazı bir tarım kasabası olan Maarretü’n-Nu’mân'ın önünde toplandı ve günümüz Suriye'sinde bulunan bu şehri hızla kuşattılar.
           Maarretü’n-Nu’mân sakinleri başlangıçta paniğe kapılmadı. Çünkü kasabalarını çevreleyen derin bir hendekle çevrili güçlü duvar sayesinde sayısız istilacıya karşı koymuşlardı. Ancak kış yaklaşırken açlık arttı ve Haçlı liderleri saldırılarını ikiye katladılar. Kasaba halkı 20 gün boyunca bu yeni istilacılara karşı kahramanca ve cesaretle direndi.
  Şehirde dağlar dolusu yiyecek bulmayı uman Haçlılar çok öfkelendiler. Erzak beklerken, düşmanlarından birini yakaladıklarında onu öldürüp etini yiyorlardı.”
  Fransız gazetesi Le Point, o sefere katılan Haçlılardan, örneğin Albertus Aquensis, anlatılanları aktaran tarihçilere atıfta bulunarak şunları söylüyor:
  "Grubumuz Ölü Türk ve Arapları Yemekten Çekinmedi. Hatta Köpekleri Bile Yediler."
  Haçlı seferlerine katılmış olan rahip Foucher de Chartres, yaşananları şöyle anlatır:
  "Müslümanların vücutlarından BİR İKİ PARÇA KESİP, bazılarımızın onu KIZARTMAYI bile beklemeden vahşi dişlerimizle YİYİP BİTİRMESİNİ dehşetle belirtmeden olanları anlatamam."
           Yazarlar, “11 Aralık 1098'de Haçlıların ahşap bir kule kullanarak surların üzerinden atlamayı başardıklarını, bunun üzerine Maarretü’n-Nu’mân savunucularının büyük sayılarla şehir merkezine doğru geri çekildiklerini ve çatışmaların gece boyunca devam ettiğini” ekliyor.
  Ertesi gün, şehir liderleri Taranto'lu Bohemond'a müzakereye hazır olduklarını bildirdiler. O da derhal ve tam teslim olmaları halinde canlarını bağışlayacağına söz verdi.
  Ancak sözünü tutmadı ve Maarretü’n-Nu'mân sakinleri silahlarını bırakır bırakmaz, Haçlıların şehirdeki tüm canlıları öldürdüğü korkunç bir KATLİÂM başladı.
           Yazarların incelediği kayıtlara göre, katliâmda 20.000 kişi ÖLDÜRÜLDÜ. Ancak saldırganlar dükkân ve mağazaları yağmalamaya başladıklarında, bunların boş olduğunu fark ettiler. Öfkelenen saldırganlar, sokakları kaplayan cesetlere geri döndü ve onları yediler.
  Yazarlar, yaşananları anlatan  Rudolfo de Caen adlı bir askerin şu sözlerini aktarıyor:
  “Maarretü’n-Nu'mân'da askerlerimiz putperestleri (yani Müslümanları) tencerelerde kaynattılar ve çocukların etlerini şişlere geçirip kızartarak yedik!"
           İki yazar bu KATLİÂM hakkında yorum yaparken, Haçlıların orada gerçekleştirdiği katliâm ve İNSAN ETİ YEME alışkanlıklarının ortaya çıkması sonucunda FRANSIZ YEMEK ZEVKİNİN İTİBARININ AĞIR BİR DARBE ALDIĞINI belirtir. Bunun, Orta Doğu halkları üzerinde Batılı barbarlara karşı derin bir izlenim bıraktığına da dikkat çeker.
  Batılıların itibarı, bu olaylardan yüzyıllar sonra bile, Müslümanlara karşı gösterdikleri VAHŞET ve YAMYAMLIK damgasıyla lekelenmiş olarak kaldı.
           Arap tarihçiler, Haçlıların yamyamlığının yalnızca açlıktan kaynaklanmadığını, aynı zamanda Müslümanların insanlığını aşağılama ve onları hayvan seviyesine indirme girişimlerinden kaynaklandığını söylüyor.
  İslâm Tarihçisi İbnü’l-Esîr anlatıyor:
           “Haçlılar, Maarretü’n-Nu'mân surları kadar yüksek bir tahta kule inşa ettiler. Bazı Müslümanlar korkup nöbet tuttukları yeri terk etti. Başka bir grup da onları görünce aynı şeyi yaptı ve onların sur üzerindeki nöbet yerleri terk edilip boş kaldı.
           Bir grup, duvar tenhalaşıncaya kadar diğerlerini takip ederek aşağı inmeye devam etti. Ardından Franklar merdivenlerle duvarlara tırmandı. Tepeye ulaştıklarında Müslümanlar şaşkına dönüp evlerine çekildiler.
  Bu geri çekilmenin sonucu olarak Franklar onları üç gün boyunca kılıçtan geçirdi, yüz binden fazla kişiyi öldürdü ve birçok kişiyi esir aldılar.”
  Bu haçlı seferini müşahede eden Haçlı tarihçisi Albertus Aquensis şöyle der:
  "Halkımız ölü Türk ve Arapların cesetlerini yemekten çekinmedi.”
  Ertesi yıl, Haçlı liderleri Papa'ya resmi bir mektup yazarak vahşetlerine devam etme izni istediler. Papa bu barbarlığı kutsayarak İZİN verdi.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.