Yusuf Metin Yardımcı
Köşe Yazarı
Yusuf Metin Yardımcı
 

İLÂHÎ MAKÂSIDIN GASPI

- Dinî Otoriterlik ve Kulluk Üzerinde İlâhlık Taslama Kusuru - İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, bir yandan yaratıcısına karşı sorumluluklarını yerine getirme gayretiyle şekillenir. Diğer yandan ise nefsindeki mutlak egemenlik arzusunun doğurduğu sapmalarla doludur. Bu sapmaların en tehlikelisi, inanan insanın kendi inancını, dogmalarını veya toplumsal gücünü merkeze almasıdır. Başkalarının hayatı, adalet payı ve hürriyeti üzerinde mutlak bir otorite iddia etmesi bu sapmanın bir tezahürüdür. Kişinin ALLÂH’ın mülkünde O’nun belirlediği ‘FITRAT’ ilkelerini ve hudutları göz ardı etmesi derin bir krizdir. Kendini yeryüzünün tek hâkimi gibi görmesi, yalnızca sosyolojik bir zorbalık değil, aynı zamanda teolojik bir sapmadır. Modern İslâm düşüncesinin en güçlü isimlerinden biri olan Tunuslu büyük âlim Muhammed Tâhir bin Âşûr (محمد الطاهر بن عاشور), bu konuyu derinlemesine inceler. Din felsefesi ve hukuk teorisinde bu sapmayı insan onuru, adalet ve özgürlük bağlamında köklü bir eleştiriye tabi tutar. Bu ilâhî sınırları çiğneyerek modern dünyada ‘Müstekbir’ (مستكبر / BÜYÜKLÜK Taslayan) bir figür olarak öne çıkan Abdülfettâh es-Sîsî gibi isimler ise güncel tiranlık pratiklerinin en somut örneğidir. Din müessesesi ve kurumlarını kendi despotik iktidarlarını meşrulaştırmak için kullanarak halkın adalet ve özgürlük payını gasp etmektedirler. 1. FITRATIN GASPI: ALLÂH'ı Devre Dışı Bırakarak Hükmetme Yanılsaması İslâm teolojisinde mülk ve hüküm mutlak olarak ALLÂH’ındır. İnsana verilen irade, güç ve yönetim yetkisi ise yalnızca birer ‘emanet/أَمَانَة’ niteliğindedir. Bir insanın ya da grubun, dinî argümanları arkasına alarak mutlak kararlar vermeye kalkışması emanete ihanettir. Kimin ne kadar özgür olacağına ve adalet terazisinin kime ne kadar pay dağıtacağına tek başına karar vermek bu kapsamdadır. Mısır'da Abdülfettâh es-Sîsî rejimi, tam olarak bu ihaneti sergilemektedir. Ezher gibi köklü dinî müesseseleri tahakküm altına alarak, siyasi zorbalığına kutsal bir kılıf bulmaya çalışmaktadır. Tâhir bin Âşur’a göre İslâm’ın tüm hükümleri insanın yaratılış kodlarına tam bir uyum gösterir. Yani İslâm, doğrudan ‘fıtrat (فطرة)’ ilkelerine dayanır. ALLÂH insanı hür, onurlu ve adalete muhtaç bir varlık olarak yaratmıştır. Bu durum fıtrî düzenin temel taşıdır. Kendini dünyanın hâkimi zanneden muhayyel bir dinî otorite, ALLÂH'ın koyduğu evrensel sınırları devre dışı bıraktığında aslında doğrudan fıtrata müdahale etmiş olur. Halkını demir yumrukla yöneten Sîsî gibi müstekbir bir yönetici için de durum aynıdır. İnsanlara adalet ve hürriyet dağıtırken ilâhî ilkeleri çiğnemek fıtrata müdahaledir. Bu durum, dinî literatürde ‘İstikbar (استكبار)’ (kibirlenerek büyüklük taslama) ve en ileri aşamada ‘firavunlaşma’ (Tefer'un/تَفَرْعُن) olarak nitelendirilir. 2. Tâhir bin Âşûr’un Makâsıd Teorisinde ‘HÜRRİYET’ ve ‘ADALET’ Klasik fıkıh usulünde hürriyet genellikle dar bir hukuki statüyle sınırlı tutulmuştur. Çoğu zaman sadece ‘köle olmama durumu’ (Ademü'r-Rıkkıyye/عَدَمُ الرِّقِّيَّة) olarak ele alınmıştır. Ancak Tâhir bin Âşûr, bu yaklaşımı kökten değiştirmiştir. Hürriyet ve adaleti müstakil birer 'Makâsıdü’ş-Şerîa (مقاصد الشريعة) (Dinin/Şeriatın Yüce Amaçları)' olarak ilân etmiştir. Âşûr'a göre hürriyet; bireyin kendi iradesiyle hareket edebilmesidir. Kişinin başkasının baskısı altında kalmadan davranabilmesini ifade eder. Sîsî'nin modern Mısır zindanlarında on binlerce muhalifi hapsederek kurduğu hegemonya, bu amaçları açıkça çiğnemektedir. İnsanları kendi baskısı altına alıp onlara din adına sınır çizen ve adalet terazisini kendi lehine büken bir yapı, ALLÂH'ın kullarına tanıdığı şu dört temel özgürlük alanını doğrudan baltalamaktadır: a)- ‘Hürriyetü’l-İ’tikad (حرية الاعتقاد)’ (İnanç Hürriyeti): İnsanın kalbi ve zihni üzerinde yalnızca ALLÂH egemendir. Kulun inancını zorla ve rejim baskısıyla şekillendirmeye çalışmak ilâhî murada aykırıdır. b)- ‘Hürriyetü’t-Tefkîr (حرية التفكير)’ (Düşünce Hürriyeti): İnsanın aklını kullanma yetisinin rejim ideolojileriyle ipotek altına alınamayacağını savunur. c)- ‘Hürriyetü’l-Kavl (حرية القول)’ (İfade Hürriyeti): Sîsî zulmünün susturmaya çalıştığı hakikati haykırma ve fikrini özgürce beyan etme özgürlüğüdür. d)- ‘Hürriyetü’l-Fi’l (حرية الفعل)’ (Eylem Hürriyeti): Başkasına zarar vermemek kaydıyla insanın hayatına kendisinin yön vermesidir. İnançlı bir zihnin ya da kutsalı arkasına alan totaliter bir diktatörün ‘Adalet ve Özgürlük Dağıtan Bir Tanrı’ rolüne soyunması, bin Âşûr’un inşa ettiği makâsıd piramidini tersyüz etmek demektir. Zira din, insanı kula kul olmaktan çıkarıp yalnızca ALLÂH’a kul kılmak için gelmiştir. İnsanların üzerinde mutlak tahakküm kuran, ilâhî düzene savaş açmış olur. Sîsî müstekbirliğinde olduğu gibi kendisini mutlak itaat mercii gören, dolaylı olarak varlığını ‘Kulluk Edilen’ makamına yerleştirerek gizli bir ‘ŞİRK (شرك)’ bataklığına saplanır. 3. Sîsî Rejiminin Ezher’i Araçsallaştırması ve ‘ÂLİMLERİN BAĞIMSIZLIĞI’ İlkesi Müstekbir yönetimlerin en belirgin vasıflarından biri, kendi gayrimeşru icraatlarına dinî bir meşruiyet zemini arama çabasıdır. Abdülfettâh es-Sîsî rejimi de iktidara geldiği günden itibaren Mısır’ın köklü ilim merkezi Ezher’i ve FETVA mekanizmalarını adeta birer ‘Siyasi Onay’ makamı olarak kullanmaya yeltenmiştir. Askerî darbeyi, haksız idamları ve muhaliflere yönelik amansız baskıları dinî ambalajlarla halka sunma gayreti, bu araçsallaştırmanın en net göstergesidir. Sîsî, devletin resmi din adamları eliyle toplumu pasifize etmeyi ve ilâhî rızayı kendi siyasi ajandasıyla eşitlemeyi hedeflemektedir. Tâhir bin Âşûr, bu noktada çok hayati bir ilke ortaya koyar: "İstiklâliyyetü’l-Ulemâ" (استقلالية العلماء / Âlimlerin Bağımsızlığı). Bin Âşûr’a göre ÂLİMLER, “Yöneticilerin Kapıkulu veya Ferman İmzalayıcıları Olamazlar.” Eğer bir âlim, elindeki dinî otoriteyi siyasi erkin zulmünü örtmek için seferber ediyorsa, o âlim İslâm’ın makâsıdını koruma vasfını yitirmiş demektir. Âlimin bağımsızlığı, toplumun adalet payının ve fıtrî haklarının korunması adına DİNİN en büyük güvencelerinden biridir. Sîsî rejimi altında ezilen FETVA müesseseleri, bin Âşûr'un bu bağımsızlık ilkesini tamamen ihlâl etmektedir. Hakikati haykırması gereken kurumlar, tiranlığın FETVA bürolarına dönüştüğünde ilâhî kelamın izzeti de zedelenmiş olur. Büyük âlim bin Âşûr, sulta entrikaları ve siyasi baskılara boyun eğmeyen ulema modelini savunurken, tam olarak bugün Mısır’da şahit olduğumuz dinî otoriterliğin ve kurumsal esaretin önüne geçmeyi amaçlamıştır. Âlimin kalemi hükümdarın kılıcına ram olduğunda, adaletin yerini mutlak bir fıtrat gaspı alır. 4. SONUÇ: Hakiki Adalet Kendi Sınırını Bilmektir Adalet, her hak sahibine hakkını eksiksiz teslim etmektir. Bir insanın yeryüzünde adaleti tesis edebilmesinin ilk şartı, kendi haddini ve sınırını bilmesidir. Allâh'ın yeryüzündeki her bir bireye doğuştan bahşettiği onur, hak ve özgürlükleri gasp eden zihniyet en büyük tehlikedir. Adalet ve hürriyet unsurlarını ilâhî bir buyruk olarak değil de Abdülfettâh es-Sîsî gibi ‘Kendi Lütfettiği Bir İmtiyaz’ gibi dağıtmaya kalkanlar dini araçsallaştırmaktadır. Tâhir bin Âşûr'un tespitiyle, dinin asıl gayesi insandaki bu tiranlık arzusunu törpülemektir. Din, yeryüzünde ‘Müsâmaha / مسامحة’, ‘Musâvât / مساواة / eşitlik’ ve ‘Hürriyet/ حرية’ ekseninde fıtrî bir düzen inşa etmek için vardır. ALLÂH'ı devre dışı bırakarak hâkimiyet kuran bu çağdaş firavun ve müstekbir kaçınılmaz bir sonla yüzleşecektir. Bu yapı, en nihayetinde inşa ettiği zulüm düzeninin altında kalmaya mahkûmdur. **** TERİMLER Sözlüğü: Makâsıdü’ş-Şerîa (مقاصد الشريعة): İslâm hukukunun ve ilâhî emirlerin arkasında yatan genel amaçlar, hikmetler ve toplumsal maslahatlar. Fıtrat (فطرة): ALLÂH'ın evrendeki tüm varlıkları ve insanı üzerinde yarattığı doğal düzen, yaratılış kodu ve temiz öz. İstikbâr / Müstekbir (استكبار / مستكبر): Kendini diğer insanlardan üstün görerek büyüklük taslama, hakikate ve adalete karşı kibirlenme; kibirlenen kişi. İstiklâliyyetü’l-Ulemâ (استقلالية العلماء): Âlimlerin siyasi otoriteden ve baskılardan bağımsız kalarak hakikati savunma ilkesi. Hürriyetü’l-İ’tikad / Tefkir / Kavl / Fi’l (حرية الاعتقاد / التفكير / القول / الفعل): Sırasıyla inanç, düşünce, ifade ve eylem özgürlüklerini ifade eden makâsıd terimleri. Musâvât (مساواة): İnsanların haklar karşısındaki mutlak eşitliği. KAYNAK Eserler: İbn Âşûr, Muhammed Tâhir. "Makâsıdü’ş-Şerîati’l-İslâmiyye (مقاصد الشريعة الإسلامية)” (İslâm Hukûk Felsefesi ve Amaçları üzerine yazılmış, adalet, hürriyet ve ulemanın bağımsızlığı kavramlarını modern vizyonla harmanlayan şaheser) İbn Âşûr, Muhammed Tâhir. "et-Tahrîr ve’t-Tenvîr (التحرير والتنوير)” (Fıtrat, adalet, ulema-idareci ilişkisi ve dinî özgürlükleri ayetlerin nüzul bağlamıyla inceleyen 30 ciltlik anıtsal TEFSİRİ)
Ekleme Tarihi: 29 Ekim 2026 -Perşembe

İLÂHÎ MAKÂSIDIN GASPI

- Dinî Otoriterlik ve Kulluk Üzerinde İlâhlık Taslama Kusuru -

İnsanoğlunun yeryüzündeki serüveni, bir yandan yaratıcısına karşı sorumluluklarını yerine getirme gayretiyle şekillenir. Diğer yandan ise nefsindeki mutlak egemenlik arzusunun doğurduğu sapmalarla doludur.

Bu sapmaların en tehlikelisi, inanan insanın kendi inancını, dogmalarını veya toplumsal gücünü merkeze almasıdır. Başkalarının hayatı, adalet payı ve hürriyeti üzerinde mutlak bir otorite iddia etmesi bu sapmanın bir tezahürüdür.

Kişinin ALLÂH’ın mülkünde O’nun belirlediği ‘FITRAT’ ilkelerini ve hudutları göz ardı etmesi derin bir krizdir. Kendini yeryüzünün tek hâkimi gibi görmesi, yalnızca sosyolojik bir zorbalık değil, aynı zamanda teolojik bir sapmadır.

Modern İslâm düşüncesinin en güçlü isimlerinden biri olan Tunuslu büyük âlim Muhammed Tâhir bin Âşûr (محمد الطاهر بن عاشور), bu konuyu derinlemesine inceler. Din felsefesi ve hukuk teorisinde bu sapmayı insan onuru, adalet ve özgürlük bağlamında köklü bir eleştiriye tabi tutar.

Bu ilâhî sınırları çiğneyerek modern dünyada ‘Müstekbir’ (مستكبر / BÜYÜKLÜK Taslayan) bir figür olarak öne çıkan Abdülfettâh es-Sîsî gibi isimler ise güncel tiranlık pratiklerinin en somut örneğidir. Din müessesesi ve kurumlarını kendi despotik iktidarlarını meşrulaştırmak için kullanarak halkın adalet ve özgürlük payını gasp etmektedirler.

1. FITRATIN GASPI: ALLÂH'ı Devre Dışı Bırakarak Hükmetme Yanılsaması
İslâm teolojisinde mülk ve hüküm mutlak olarak ALLÂH’ındır. İnsana verilen irade, güç ve yönetim yetkisi ise yalnızca birer ‘emanet/أَمَانَة’ niteliğindedir.

Bir insanın ya da grubun, dinî argümanları arkasına alarak mutlak kararlar vermeye kalkışması emanete ihanettir. Kimin ne kadar özgür olacağına ve adalet terazisinin kime ne kadar pay dağıtacağına tek başına karar vermek bu kapsamdadır.

Mısır'da Abdülfettâh es-Sîsî rejimi, tam olarak bu ihaneti sergilemektedir. Ezher gibi köklü dinî müesseseleri tahakküm altına alarak, siyasi zorbalığına kutsal bir kılıf bulmaya çalışmaktadır.

Tâhir bin Âşur’a göre İslâm’ın tüm hükümleri insanın yaratılış kodlarına tam bir uyum gösterir. Yani İslâm, doğrudan ‘fıtrat (فطرة)’ ilkelerine dayanır.

ALLÂH insanı hür, onurlu ve adalete muhtaç bir varlık olarak yaratmıştır. Bu durum fıtrî düzenin temel taşıdır.
Kendini dünyanın hâkimi zanneden muhayyel bir dinî otorite, ALLÂH'ın koyduğu evrensel sınırları devre dışı bıraktığında aslında doğrudan fıtrata müdahale etmiş olur. Halkını demir yumrukla yöneten Sîsî gibi müstekbir bir yönetici için de durum aynıdır.

İnsanlara adalet ve hürriyet dağıtırken ilâhî ilkeleri çiğnemek fıtrata müdahaledir. Bu durum, dinî literatürde ‘İstikbar (استكبار)’ (kibirlenerek büyüklük taslama) ve en ileri aşamada ‘firavunlaşma’ (Tefer'un/تَفَرْعُن) olarak nitelendirilir.

2. Tâhir bin Âşûr’un Makâsıd Teorisinde ‘HÜRRİYET’ ve ‘ADALET’
Klasik fıkıh usulünde hürriyet genellikle dar bir hukuki statüyle sınırlı tutulmuştur. Çoğu zaman sadece ‘köle olmama durumu’ (Ademü'r-Rıkkıyye/عَدَمُ الرِّقِّيَّة) olarak ele alınmıştır.

Ancak Tâhir bin Âşûr, bu yaklaşımı kökten değiştirmiştir. Hürriyet ve adaleti müstakil birer 'Makâsıdü’ş-Şerîa (مقاصد الشريعة) (Dinin/Şeriatın Yüce Amaçları)' olarak ilân etmiştir.

Âşûr'a göre hürriyet; bireyin kendi iradesiyle hareket edebilmesidir. Kişinin başkasının baskısı altında kalmadan davranabilmesini ifade eder.

Sîsî'nin modern Mısır zindanlarında on binlerce muhalifi hapsederek kurduğu hegemonya, bu amaçları açıkça çiğnemektedir. İnsanları kendi baskısı altına alıp onlara din adına sınır çizen ve adalet terazisini kendi lehine büken bir yapı, ALLÂH'ın kullarına tanıdığı şu dört temel özgürlük alanını doğrudan baltalamaktadır:
a)- ‘Hürriyetü’l-İ’tikad (حرية الاعتقاد)’ (İnanç Hürriyeti):
İnsanın kalbi ve zihni üzerinde yalnızca ALLÂH egemendir. Kulun inancını zorla ve rejim baskısıyla şekillendirmeye çalışmak ilâhî murada aykırıdır.

b)- ‘Hürriyetü’t-Tefkîr (حرية التفكير)’ (Düşünce Hürriyeti): İnsanın aklını kullanma yetisinin rejim ideolojileriyle ipotek altına alınamayacağını savunur.

c)- ‘Hürriyetü’l-Kavl (حرية القول)’ (İfade Hürriyeti): Sîsî zulmünün susturmaya çalıştığı hakikati haykırma ve fikrini özgürce beyan etme özgürlüğüdür.

d)- ‘Hürriyetü’l-Fi’l (حرية الفعل)’ (Eylem Hürriyeti): Başkasına zarar vermemek kaydıyla insanın hayatına kendisinin yön vermesidir.

İnançlı bir zihnin ya da kutsalı arkasına alan totaliter bir diktatörün ‘Adalet ve Özgürlük Dağıtan Bir Tanrı’ rolüne soyunması, bin Âşûr’un inşa ettiği makâsıd piramidini tersyüz etmek demektir. Zira din, insanı kula kul olmaktan çıkarıp yalnızca ALLÂH’a kul kılmak için gelmiştir.

İnsanların üzerinde mutlak tahakküm kuran, ilâhî düzene savaş açmış olur. Sîsî müstekbirliğinde olduğu gibi kendisini mutlak itaat mercii gören, dolaylı olarak varlığını ‘Kulluk Edilen’ makamına yerleştirerek gizli bir ‘ŞİRK (شرك)’ bataklığına saplanır.

3. Sîsî Rejiminin Ezher’i Araçsallaştırması ve ‘ÂLİMLERİN BAĞIMSIZLIĞI’ İlkesi
Müstekbir yönetimlerin en belirgin vasıflarından biri, kendi gayrimeşru icraatlarına dinî bir meşruiyet zemini arama çabasıdır. Abdülfettâh es-Sîsî rejimi de iktidara geldiği günden itibaren Mısır’ın köklü ilim merkezi Ezher’i ve FETVA mekanizmalarını adeta birer ‘Siyasi Onay’ makamı olarak kullanmaya yeltenmiştir.

Askerî darbeyi, haksız idamları ve muhaliflere yönelik amansız baskıları dinî ambalajlarla halka sunma gayreti, bu araçsallaştırmanın en net göstergesidir.

Sîsî, devletin resmi din adamları eliyle toplumu pasifize etmeyi ve ilâhî rızayı kendi siyasi ajandasıyla eşitlemeyi hedeflemektedir.

Tâhir bin Âşûr, bu noktada çok hayati bir ilke ortaya koyar: "İstiklâliyyetü’l-Ulemâ" (استقلالية العلماء / Âlimlerin Bağımsızlığı).

Bin Âşûr’a göre ÂLİMLER, “Yöneticilerin Kapıkulu veya Ferman İmzalayıcıları Olamazlar.”
Eğer bir âlim, elindeki dinî otoriteyi siyasi erkin zulmünü örtmek için seferber ediyorsa, o âlim İslâm’ın makâsıdını koruma vasfını yitirmiş demektir. Âlimin bağımsızlığı, toplumun adalet payının ve fıtrî haklarının korunması adına DİNİN en büyük güvencelerinden biridir.

Sîsî rejimi altında ezilen FETVA müesseseleri, bin Âşûr'un bu bağımsızlık ilkesini tamamen ihlâl etmektedir. Hakikati haykırması gereken kurumlar, tiranlığın FETVA bürolarına dönüştüğünde ilâhî kelamın izzeti de zedelenmiş olur.

Büyük âlim bin Âşûr, sulta entrikaları ve siyasi baskılara boyun eğmeyen ulema modelini savunurken, tam olarak bugün Mısır’da şahit olduğumuz dinî otoriterliğin ve kurumsal esaretin önüne geçmeyi amaçlamıştır.
Âlimin kalemi hükümdarın kılıcına ram olduğunda, adaletin yerini mutlak bir fıtrat gaspı alır.

4. SONUÇ: Hakiki Adalet Kendi Sınırını Bilmektir
Adalet, her hak sahibine hakkını eksiksiz teslim etmektir. Bir insanın yeryüzünde adaleti tesis edebilmesinin ilk şartı, kendi haddini ve sınırını bilmesidir.

Allâh'ın yeryüzündeki her bir bireye doğuştan bahşettiği onur, hak ve özgürlükleri gasp eden zihniyet en büyük tehlikedir. Adalet ve hürriyet unsurlarını ilâhî bir buyruk olarak değil de Abdülfettâh es-Sîsî gibi ‘Kendi Lütfettiği Bir İmtiyaz’ gibi dağıtmaya kalkanlar dini araçsallaştırmaktadır.
Tâhir bin Âşûr'un tespitiyle, dinin asıl gayesi insandaki bu tiranlık arzusunu törpülemektir.

Din, yeryüzünde ‘Müsâmaha / مسامحة’, ‘Musâvât / مساواة / eşitlik’ ve ‘Hürriyet/ حرية’ ekseninde fıtrî bir düzen inşa etmek için vardır.

ALLÂH'ı devre dışı bırakarak hâkimiyet kuran bu çağdaş firavun ve müstekbir kaçınılmaz bir sonla yüzleşecektir. Bu yapı, en nihayetinde inşa ettiği zulüm düzeninin altında kalmaya mahkûmdur.
****
TERİMLER Sözlüğü:
Makâsıdü’ş-Şerîa (مقاصد الشريعة): İslâm hukukunun ve ilâhî emirlerin arkasında yatan genel amaçlar, hikmetler ve toplumsal maslahatlar.

Fıtrat (فطرة): ALLÂH'ın evrendeki tüm varlıkları ve insanı üzerinde yarattığı doğal düzen, yaratılış kodu ve temiz öz.

İstikbâr / Müstekbir (استكبار / مستكبر): Kendini diğer insanlardan üstün görerek büyüklük taslama, hakikate ve adalete karşı kibirlenme; kibirlenen kişi.

İstiklâliyyetü’l-Ulemâ (استقلالية العلماء): Âlimlerin siyasi otoriteden ve baskılardan bağımsız kalarak hakikati savunma ilkesi.

Hürriyetü’l-İ’tikad / Tefkir / Kavl / Fi’l (حرية الاعتقاد / التفكير / القول / الفعل): Sırasıyla inanç, düşünce, ifade ve eylem özgürlüklerini ifade eden makâsıd terimleri.

Musâvât (مساواة): İnsanların haklar karşısındaki mutlak eşitliği.

KAYNAK Eserler:
İbn Âşûr, Muhammed Tâhir. "Makâsıdü’ş-Şerîati’l-İslâmiyye (مقاصد الشريعة الإسلامية)” (İslâm Hukûk Felsefesi ve Amaçları üzerine yazılmış, adalet, hürriyet ve ulemanın bağımsızlığı kavramlarını modern vizyonla harmanlayan şaheser)
İbn Âşûr, Muhammed Tâhir. "et-Tahrîr ve’t-Tenvîr (التحرير والتنوير)” (Fıtrat, adalet, ulema-idareci ilişkisi ve dinî özgürlükleri ayetlerin nüzul bağlamıyla inceleyen 30 ciltlik anıtsal TEFSİRİ)

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.