Din, insanlık tarihi boyunca toplumsal yapıları inşa eden en güçlü kurum olmuştur. Kitleleri ortak bir ideal etrafında birleştirmiştir. Ahlâkî bir üst norm oluşturmuştur.
Ancak dinin bu muazzam meşruiyet gücü, egemen elitlerin de iştahını kabartmıştır. İslâm tarihi (Târîhu'l-İslâm / تاريخ الإسلام), saf inanç umdelerinin siyasi birer araca dönüştürülmesinin çarpıcı sosyolojik örneklerini barındırır.
Bu dönüşüm, sadece basit bir niyet sûistimali değildir. Bilgi üretim mekanizmalarının ve toplumsal psikolojinin sistemli bir şekilde yeniden yapılandırılması sürecidir.
Çağdaş İslâm düşünürü Muhammed Âbid el-Câbirî (محمد عابد الجابري), Arap-İslâm siyasi aklının kodlarını çözümlerken bu mekanizmayı ortaya koyar. Câbirî’ye göre İslâm toplumu, nübüvvet döneminin ardından saf inanç zemininden (Akîde / عقيدة) süratle uzaklaşmıştır.
İktidarı elinde tutan kliklerin güç arayışına (Asabiyye / عصبية) teslim olmuştur. Bu gücün getirdiği ekonomik kaynakların paylaşımı (Ğanîmet / غنيمة - Ğanîme) öne çıkmıştır. Bu yapısal dönüşümün sürdürülebilmesi ise ancak dinin manipüle edilmesiyle mümkün kılınmıştır.
KADERİN SİYASALLAŞMASI: İlâhî Meşruiyet İnşası ve Teslimiyet Sosyolojisi
Siyâsî otoritenin kendi eylemlerini ilâhî irâdenin kaçınılmaz bir sonucu olarak sunması, en kurumsal MANİPÜLASYON (Telâub/تَلَاعُب) yöntemidir.
Bu durum, toplumsal muhalefeti sönümlendirmek adına geliştirilmiş bir rıza üretme mekanizmasıdır. Statükoyu kutsallaştırmayı amaçlar.
Tarihsel kaynaklar incelendiğinde bu yöntemin en somut tezâhürü kadercilik (Cebriyye / جبرية) ekolüdür. Bu ekol, Emeviler dönemiyle birlikte devletin resmi ideolojisi haline getirilmiştir.
İlk Emevi halifesi Muâviye b. Ebî Süfyân, iktidarını meşrulaştırmak adına çarpıcı ifadeler kullanmıştır. "Eğer Allâh Bu Makamı Bana Layık Görmeseydi, Beni Halife Yapmazdı" demiştir. [Lev lem yeranillâhu ehlen li-hâze'l-emri mâ vellânî iyyâh / لو لم يرني الله أهلاً لهذا الأمر ما ولاني إياه]
Bu söylem, siyasi eylemleri beşerî sorumluluk alanından çıkarıp ilâhî alana taşımıştır. Böyle bir sosyolojik zeminde, yönetime karşı yapılacak herhangi bir adalet talebi, doğrudan ALLÂH’ın takdirine isyan etmekle eşdeğer tutulmuştur.
Câbirî, bu süreci ‘Siyâsî Aklın Teolojik Zırhla Kaplanması’ (İlbâsu'l-Akli’s-Siyâsiyyi Durûan Lâhûtiyyeh/ إلباس العقل السياسي دروعاً لاهوتية) olarak tanımlar. Egemen güçler, toplumu edilgen kılmak adına rasyonel akıl yürütmeyi (el-Aklu’l-Burhânî/ العقل البرهاني) bilinçli bir şekilde bastırmıştır.
Onun yerine nassların otoriter ve teslimiyetçi bir yorumunu (el-Aklul-Beyânî/ العقل البياني) ikâme etmiştir.
Muhammed Âbid el-Câbirî, ‘Arap-İslâm dünyasındaki siyasi bilinçaltını ve güç savaşlarını’ üç temel kavram üzerinden çözümler.
Ona göre Müslüman toplumların siyasi tarihi, kutsal ilkelerden ziyade bu üç unsurun yönlendirmesiyle şekillenmiştir:
Kabile (el-Kabîle/ القَبِيلَة):
Siyasetin toplumsal ve asabiyet tabanını oluşturur. Dinî veya fikrî akımlar, iktidara gelebilmek veya güçlerini koruyabilmek için her zaman bir kabîlenin ya da gücün (asabiyye/ عَصَبِيَّة) arkasına sığınmıştır.
Ganimet (el-Ganîme/ الغَنِيمَة):
Siyasetin ekonomik itici gücüdür. İslâm tarihindeki pek çok iç çatışma ve fetih hareketi, arka planda ganimetlerin, vergilerin (Harâc/ خَرَاج) ve ekonomik kaynakların bölüşülmesi mücadelesidir.
Akîde (el-Akîde/ العَقِيدَة):
Siyasetin meşrulaştırma aracıdır. Kabîle ve ganimet üzerine kurulan dünyevi iktidar mücadeleleri, kitleleri ikna etmek ve kutsallık kazanmak için teolojik bir zırhla yani dinî inanç formuyla (akîde/ عَقِيدَة) kaplanmıştır.
Câbirî, bu yapıların günümüzde de sürdüğünü ve modern kurumların (partiler, sendikalar) altında hâlâ bu tarihsel kabîlecilik ve ganimet mantığının (el-Lâşuûr es-Siyâsî/ اللاشعور السياسي /Siyasal Bilinçaltı) yattığını savunur.
Câbirî, İslâm tarihinin en büyük kırılma noktası olan Büyük Fitne (el-Fitnetu'l-Kübrâ/ الفتنة الكبرى) ve Emevîlerin iktidara geliş sürecini şu şekilde çözümler:
Kabile:
Hz. Osman döneminin sonlarında, Hâşimoğulları ile Ümeyyeoğulları (Emevîler) arasındaki eski kabîle rekabeti yeniden canlandı. Hakem Olayı ve sonrasındaki süreçte Muâviye, Ümeyyeoğulları'nın kabile asabiyetini (dayanışmasını) arkasına alarak siyasi ve askerî gücü elinde topladı.
Ganimet:
Fetihlerin yavaşlamasıyla birlikte ganimetlerin ve devlet gelirlerinin (beytülmâl) dağıtımı büyük bir krize dönüştü. Emevîler, Şâm bölgesinin ekonomik gücünü ve haraç gelirlerini kendi iktidarlarını pekiştirmek ve taraftar toplamak için bir finansal güç olarak kullandı.
Akîde:
Muâviye ve Emevî iktidarı, kabile gücü ve ganimet odaklı bu ‘dünyevi sultanlığı’ halkın gözünde meşrulaştırmak için kaderci (Cebriyye) bir din anlayışı geliştirdi. İktidara gelişlerini "Allâh'ın Takdiri ve Kazası" olarak sunarak siyasi muhalefeti dine karşı gelmekle eşdeğer tuttular.
Böylece Câbirî'ye göre Emevîler, tamamen kabile ve ganimet temelli olan siyasal aklı teolojik bir zırhla (Tedrîu'l-Akli’s-Siyâsî Bil-Lâhût/تدريع العقل السياسي باللاهوت) kaplayarak saltanatlarını kutsal bir zemine oturtmuş oldular.
[Muhammed Âbid el-Câbirî, Arap-İslâm Siyasal Aklı: İslâm Kültüründeki Siyasal Aklın Oluşumu ve Yapısı (el-Aklu's-Siyâsî el-Arabî), Bölüm 3: "Siyasal Bilinçaltının Belirleyicileri: Kabile, Ganimet, Akide"]
- D E V A M Edecek -


