Yeryüzünde Hiçbir Millet veya Sistem, İSLÂM'ın Maruz Kaldığı Kadar SİNSİ ve KÖTÜ Niyetli Bir SAVAŞLA Karşılaşmamıştır.
Bu SAVAŞ, İSLÂM'ın özelliklerini yok edip çarpıtmayı amaçlamıştır. İslâm düşmanlarının yürüttüğü bu muharebenin neticeleri arasında; “İslâm İnancının Çarpıtılması ve Yanlış Temsil Edilmesi, Şüphe Tohumları Ekilmesi, Kardeşlik Ruhu ve Birlik Duygusunun Zayıflatılması, Mezhepçiliğin Kışkırtılması, Müslümanların İslâmî Bir Medeniyet Kurma veya Dünyaya Yeniden Liderlik Etme Yeteneğinin Baltalanması” yer almaktadır.
Sonuç olarak, kaderimizi Batı'nınkine bağladık ve her şeyde onları taklit ettik. Hz. Resûlün şu sözleri bizde gerçekleşti:
"Şüphesiz ki sizden önce gelenlerin yollarını karış karış, arşın arşın izleyeceksiniz. Öyle ki, bir kertenkele deliğine girseler bile, siz de onları izlersiniz."
Dedik ki:
"Ey ALLÂH'ın Resûlü! Yahudiler ve Hristiyanlar mı?"
Cevap verdi:
"Başka kim olabilir ki?" [Buhari]
Bu Ümmetin/Topluluğun günümüzde başına gelen en tehlikeli bela, düşmanları karşısında hâkim olan YENİLGİCİ ruh halidir.
Bu ruh hali, özgüvenini aşındırarak azmini zayıflatmış, hatta mevcut durumunu teşhis etme veya bir çözüm bulma girişiminde bulunmaktan vazgeçme noktasına kadar getirmiştir. Böylelikle, bir felaketten diğerine, bir gerilemeden daha da şiddetli ve tehlikeli bir gerilemeye doğru sürüklenmiştir.
Evet, bu, ALLÂH'ın;
"Siz, İnsanlık İçin Meydana Çıkarılmış En Hayırlı Ümmetsiniz!.. / كُنْتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ" (ÂL-i İMRÂN: 110) diye tanımladığı ve insanlığa şahitlik etmesi için murat ettiği ümmettir; "ve Böylece Sizi, İnsanlığa Şahitlik Etmeniz İçin ORTA BİR ÜMMET Kıldık. .. / وَكَذَلِكَ جَعَلْنَاكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِتَكُونُوا شُهَدَاءَ عَلَى النَّاسِ" (BAKARA: 143).
İşte bugün burada, hayal kırıklığının izlerini taşıyarak, yenilginin her türlü rengini sergileyerek, sanık sandalyesinde duruyor. Düşmanları tarafından bu dünyadaki kötülüğün yani terörizmin, simgesi olmakla suçlanıyor ve masumiyet kararının çıkması umuduyla, BOYUN EĞMİŞ, TESLİM OLMUŞ ve tüm gücüyle suçlamayı reddetmeye çalışıyor.. Muarızlarının gözünde şüphe ve suçlamanın kaynağı haline gelen DEĞER ve İLKELERİNDEN vazgeçiyor.
Evet, bu zavallı, aşağılanmış ÜMMET işte böyle bir hale geldi. Halklarının çoğu yenilgiyi kabullendi ve gerçekliği sanki bir terörizm ülkesiymiş gibi tasvir ediyor.
Karar vericilerinin çoğu, cihat kavramı başta olmak üzere İSLÂM'ın birçok öğretisinin, kimlik tanımlarının, kadim miraslarına bakış açılarının ve yeryüzünde kendileriyle diğer uluslar ve halklar arasında meydana gelen olaylara bakış açılarının yeniden incelenmesini talep ediyor.
Birçoğu; İslâm tarihinin, dinlerinin ÖĞRETİ ve DEĞERLERİNİ, Haçlı Seferlerinden bugüne kadar dünyanın genelinde ve özellikle Batı'nın onlara karşı beslediği nefret ve düşmanlığın bir suçlama kaynağı ve sebebi olarak görmeye başladı.
İslâm toplumu, eskiden önderlik ettiği, yol gösterici meşaleleri taşıdığı uluslar kervanının en arkasında kalmış, onlara yetişmeye çalışmakta.. Ancak trajedi şu ki, kültürel elitleri artık bu ümmeti nereye yönlendirmek veya nereye liderlik etmek istediklerini bilmiyor.
Onların örneği, “Kaptanlığı İçin Birden Fazla Kaptanın Yarıştığı ve Her Birinin GEMİYİ Diğerlerinden FARKLI BİR YÖNE Doğru Yönlendirmek İstediği Bir GEMİNİN Durumuna” benziyor.
Ve yine Trajedi şu ki; Arap ve İslâm toplumlarımızdaki tüm kültürel elit ve karar vericiler reform çağrısında bulunuyor. Fakat gerekli reformun görüntüsü NET DEĞİL, özellikleri ise tüm bu kesimler ve entelektüel akımlar arasında kabul görmemiş durumda.
Her kültürlü insan, kılavuzluğun yönünü kendi umut ve hedeflerini gördüğü yöne doğru yönlendirmeye çalışıyor.
Oysa bizlerin, Peygamberin takipçileri olduğumuzu, tek bir Rabbimize ibadet ettiğimizi, dinimizin bir olduğunu, tek bir yöne baktığımızı, bu yönün, HEVESLİ ve YENİK ruhlu olanların, kişisel ve bencil çıkarlarını elde etmek için Doğu veya Batıya yönelme çabalarına rağmen, aynı kalması gerektiğini unutuyor veya görmezden geliyor.
Hepimiz biliyoruz ki, Müteâl olan ALLÂH dünyaya mesajlarını İSLÂM ile sonlandırmış ve vahiy sona ermiştir. Yeryüzünü neredeyse her yerine yayılmış olan hata ve bozulmadan arındırmak için gökten yeryüzüne yeni bir bağlantı beklememeliyiz.
İnsanları karanlıktan aydınlığa çıkaracak, ALLÂH'ın Resûlü (S.A.S.)’den sonra başka bir peygamber yoktur ve şaşkın insanlığı doğru yola yönlendirecek başka bir yeni ilâhî mesaj da yok!
Fakat ALLÂH bizlere Mukaddes KİTABINI ve Resûlünün SÜNNETİNİ bırakmıştır ve bunlara uyan kimse sapmaz, bunlara göre hareket eden kimse de mutsuz olmaz.
İlâhî mesajların geri kalanına gelince, Yahudilik ve Hristiyanlık, onlarla oynayanların avı haline geldiler. Ruh ve biçimlerini kaybettiler. Hükümleri çözülme, düzensizlik ve karmaşayla doldu. Dünyaya hiçbir mesaj iletmiyorlar. Değerlerinde iflas ettiler ve hayat kaynakları kurudu. Artık cennetin vahyini temsil eden saf bir metodolojiye veya insanı kurtarmak ve yolunu düzelterek Yüce ALLÂH'ın istediği gibi O'nun rızasına götürmek için gelen SAF dine sahip değiller.
Günümüzdeki bu mesajlar ve dinler, insanı ALLÂH 'ın bir yaratımı olarak ele alan istikrarlı bir sistemi artık tanımıyor. Aksine, GÜÇLÜLERİN ÇIKARLARINA HİZMET EDEN ve onları sağa veya sola yönlendirebilen birilerinin gücüyle hareket eden uydurma prensipler altında yaşıyor. DEĞERLER ve İLKELER artık insanların hayat ve geçim kaynaklarında yer almıyor.
İSLÂM'ın mesajı ile diğer dinlerin mesajı arasındaki bu FARKLILIĞA ve İSLÂM ÜMMETİNİN uzun tarihi boyunca gösterdiği parlaklık ve açıklığa rağmen, çeşitli tahrifat ve yanlış yönlendirmelerden kurtulamamıştır. Fakat TESLİMİYET ve BOYUN EĞMEYE karşı DİRENÇLİ olmuştur ve olmaya devam edecektir.
Bu toplum, tökezlemelerinden sıyrılacak, uykusundan uyanacak ve medeniyet şahitliği merdiveninin basamaklarını tırmanacak, ALLÂH'ın izniyle kendisine yakışan o prestijli konuma ulaşacak, tüm zorluk ve entrikalara rağmen DEĞERLER ve AHLAKA dayalı, makinelerden evvel gelen, dünyanın tüm medeniyetlerinin başaramadığı İNSANLIĞI HEDEFLEYEN, sağduyuya kulak veren ve ona karşı çıkmayan bir İSLÂM MEDENİYETİ ve gerçek bir İNSANLIK RÖNESANSI yaratacaktır.
Ömer ibn Hattâb'ın şu sözü gerçekten çok anlamlıdır:
"Biz, ALLÂH'ın İSLÂM ile şereflendirdiği bir ümmetiyiz ve ne zaman bu dinden başka bir şeyde şeref ararsak, ALLÂH bizi rezil eder."
Evet, bu ümmetin birçok evladı İSLÂM'dan başka bir şeyde şeref aramak istiyor ve bu yüzden ümmeti bir rezaletten diğerine, bir utançtan diğerine sürüklüyor. Üstüne üstlük kendileri, İYİLİK YAPTIKLARINI SANIYOR.
Öte yandan, Avrupalılar dünyayı; “Kendi Bakış Açıları, Materyalist Kültürleri ve Dini Fanatizmlerinden Etkilenerek Yazmak İstedi.” Bu da, sağlıklı bir hayat için gerekli birçok değeri ihmal etmelerine ve sonuç olarak hatalar yapmalarına yol açtı. Önyargıları nedeniyle, Avrupa'yı dünyanın merkezi yapmak istediler, insanlık tarihini açıkça etkileyen diğer faktörleri göz ardı ettiler ve Avrupa'da ortaya çıkmayan olayları küçümsediler.
Hiç şüphe yok ki İSLÂM, insanlığın uzun tarihinde bilinen hiçbir sistemin, hatta tüm sistemlerin bir araya gelmesinin bile başaramadığı, hayatın sorunlarını sağlam ve kökten bir şekilde ele alan ve ele almaya devam eden bir yapıdır.
SÖMÜRGECİ ve YAHUDİ komplolarının İSLÂM'ı Müslümanların hayatının gerçekliğinden uzaklaştırmadaki başarısı, adil düşünen insanların gözünde, doktrin veya ideolojilerinden bağımsız olarak, tartışılmaz olan bu gerçeğin değiştiği anlamına gelmez.
İnsanlığın bugüne kadar dünyayı bir bütün olarak organize etme ve toplumu bir bütün olarak örgütleme konusunda İSLÂM fikrinden daha büyük ve daha kapsamlı olan bir fikri yoktur.
Ayrıca İSLÂM, hayatın güçleri ve insan enerjilerini uzlaştırma ve koordine etme konusunda da daha yeteneklidir. İSLÂM öğretilerinden türetilen sosyal sistem, insan doğasını gözeten, hayatı geliştirmek ve yükseltmek için çalışan olumlu güç ve enerjileri ortaya çıkaran en ADİL ve DENGELİ sistemdir.
Günümüzde İSLÂM'ın etkisinin azalması, amacını yitirdiği anlamına asla gelmez.
Gördüğümüz ve duyduğumuz şey, kötü niyetli propaganda ve abartılı iddialardan başka bir şey değildir. Bu iddialar, kendi arzularının peşinden gidenlerin büyük miktarda para harcamasına dayanmaktadır.
Âlemlerin RABBİ Buyuruyor:
"Şüphesiz KÂFİRLER, İnsanları ALLÂH Yolundan Saptırmak İçin Mallarını Harcar ve Harcayacaklardır da. Sonra Bu Onlara Dert Olacak; Ardından da Hüsrana Uğrayacaklar. / إِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا يُنْفِقُونَ أَمْوَالَهُمْ لِيَصُدُّوا عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ فَسَيُنْفِقُونَهَا ثُمَّ تَكُونُ عَلَيْهِمْ حَسْرَةً ثُمَّ يُغْلَبُونَ" (ENFÂL: 36)


