DİCLE ELKEKTİRK
Yusuf Metin Yardımcı
Köşe Yazarı
Yusuf Metin Yardımcı
 

ORTADOĞU'DA SAVAŞ ÇANLARI

           Ortadoğu, tarihin kritik bir dönüm noktasında bir kez daha bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılda imparatorluk bölünmesi, Soğuk Savaş, bölgesel çatışmalar ve iç karışıklıklar gibi çeşitli dönemler yaşayan bölge, şimdi yeni ve potansiyel olarak daha tehlikeli bir çatışmanın eşiğinde.            İran ve ABD arasındaki son askeri gerilimler sadece bölgeyi değil, küresel siyaseti ve ekonomiyi de sarstı. İsrail bu gerilimde doğrudan rol oynarken, Arap devletleri karmaşık ve belirsiz bir durumla boğuşuyor.   Soru artık savaşın olup olmayacağı değil, bu çatışmanın hangi yöne gideceği ve etkilerinin ne kadar yayılacağıdır.            İran'a yönelik son saldırılar, İran içinde beklenmedik bir iç birlik yarattı. Dışarıdan gelen saldırılar ise ulusal söylemi güçlendirdi. Tahran'da savaş artık ulusal egemenlik ve hayatta kalma savaşı olarak nitelendiriliyor. ABD, yeni İran liderliğinin müzakerelere meyilli olabileceği izlenimini verdi, ancak sahadaki gerçekler bunun tam tersini gösteriyor.   İran'ın stratejisi iki yönlüdür:   Bir yandan güçlü bir askeri karşılık, diğer yandan ise tam ölçekli bir savaştan kaçınma isteği.   Fakat, sahadaki artan eylemlerin bu dengeyi nasıl koruyacağı zamanla belli olacaktır. Bölgedeki ABD askeri üsleri ve İsrail'in güvenliği meselesi de bu çatışmayı daha da karmaşık hale getirmektedir.            İran, saldırılarını Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletti. Bu gelişme Arap dünyası için ciddi bir sınav niteliğinde. Yöneticiler diplomatik dengeyi korumaya çalışıyor, ancak halkın endişesi açıkça ortada.            Bu muharebenin çok önemli bir yönü küresel ekonomiyle bağlantılıdır. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, küresel petrol arzının damarlarıdır. İran bu geçidi kapatarak küresel piyasalarda endişe yarattı. Güzergâhın kalıcı olarak etkilenmesi, petrol fiyatlarında olağanüstü bir artışa, küresel ticarette yavaşlamaya ve yeni bir enflasyon dalgasına yol açabilir. Avrupa ve Asya'nın enerji ihtiyaçları büyük ölçüde bu bölgeye bağlıdır, bu nedenle krizin etkileri küresel olarak hissedilecektir.   Dünya güçlerinin tepkisi de dikkate alınmaya değer.            Britanya doğrudan çatışmaya girmekten çekindiğini belirtirken, bölgenin kilit paydaşları olan Çin ve Rusya ise temkinli bir sessizlik içinde görünüyor. Çin'in İran'daki büyük yatırımları ve enerji çıkarları, çatışmanın sınırlı kalmasını istediğini gösteriyor. Rusya da bölgedeki güç dengesini korumakla ilgileniyor. Eğer çatışma yayılırsa, dünya güçlerinin hizalanması yeni bir Soğuk Savaş şeklini alabilir.            İsrail'in bakış açısı açık: İran'ın füze ve nükleer programlarını varlığına yönelik bir tehdit olarak görüyor ve önleyici bir saldırı stratejisine inanıyor. Ayrıca İran'ın Suriye, Lübnan ve diğer bölgelerdeki etkisini de güvenliğine karşı bir tehdit olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, son askeri operasyonlar bu düşüncenin bir devamı gibi görünüyor.            Lakin İran'ın doğrudan cevabı, siber savaş, insansız hava aracı teknolojisi ve alışılmadık taktiklerin geleneksel hava saldırılarıyla birlikte kullanıldığı yeni bir boyuta taşıdı. ABD'nin konumu son derece kırılgan. Washington aslında uzun ve maliyetli bir savaşa girmek konusunda isteksiz. İç siyasi baskılar, ekonomik öncelikler ve küresel prestij, stratejisini etkiliyor. ABD müzakerelere kapıyı açık tutmaktan bahsetse de, fiili askeri varlığı ve desteği İsrail'in eylemlerini güçlendiriyor.            İşte bu noktada diplomasi ve askeri güç arasındaki denge en büyük zorluk haline geliyor. İran'ın iç durumu da bu senaryoda önemli bir rol oynuyor. Dış baskı şimdilik ulusal birliği güçlendirirken, uzun süren bir savaş ve ekonomik yaptırımlar enflasyonu, işsizliği ve ekonomik zorlukları artırabilir. Tahran için nerede sertlik göstereceği ve nerede geri çekileceği kararı kolay değil. Ancak mevcut tepki, İran'ın yakın zamanda baskıya boyun eğmeyeceğini gösteriyor.            Tarih bize büyük savaşların genellikle sınırlı saldırılar ve yanlış hesaplamalarla başladığını gösterir. Bir füze, bir insansız hava aracı veya bir askeri üsse yapılan saldırı, tüm bir bölgeyi ateşe verebilir. Bu nedenle küresel diplomatlar perde arkası iletişimlerle meşgul. Hiçbir güç bu çatışmanın Üçüncü Dünya Savaşı'na dönüşmesini istemiyor çünkü bunun etkileri küresel güç dengesini değiştirebilir.            Müslüman dünyası için bu an, ciddi müzakereler gerektiriyor. Tarafların ne zaman ve nasıl diplomatik masaya oturacaklarını şu an söylemek zor. Ancak bir şey açık: Orta Doğu bir kez daha belirsizlik bulutlarıyla örtülü.   Eğer itidal, bilgelik ve ciddi diplomasiye öncelik verilmezse, bu ateş hudutları aşabilir ve küresel istikrarı sarsabilir.   Dünyanın gözleri Tahran, Washington ve Tel Aviv'de. Önümüzdeki günler, tarihin kanlı bir sayfa daha yazıp yazmayacağını veya akıllı diplomasinin potansiyel bir felaketi önleyip önlemeyeceğini belirleyecek.
Ekleme Tarihi: 04 Mart 2026 -Çarşamba

ORTADOĞU'DA SAVAŞ ÇANLARI

           Ortadoğu, tarihin kritik bir dönüm noktasında bir kez daha bulunuyor. Geçtiğimiz yüzyılda imparatorluk bölünmesi, Soğuk Savaş, bölgesel çatışmalar ve iç karışıklıklar gibi çeşitli dönemler yaşayan bölge, şimdi yeni ve potansiyel olarak daha tehlikeli bir çatışmanın eşiğinde.
           İran ve ABD arasındaki son askeri gerilimler sadece bölgeyi değil, küresel siyaseti ve ekonomiyi de sarstı. İsrail bu gerilimde doğrudan rol oynarken, Arap devletleri karmaşık ve belirsiz bir durumla boğuşuyor.
  Soru artık savaşın olup olmayacağı değil, bu çatışmanın hangi yöne gideceği ve etkilerinin ne kadar yayılacağıdır.
           İran'a yönelik son saldırılar, İran içinde beklenmedik bir iç birlik yarattı. Dışarıdan gelen saldırılar ise ulusal söylemi güçlendirdi. Tahran'da savaş artık ulusal egemenlik ve hayatta kalma savaşı olarak nitelendiriliyor. ABD, yeni İran liderliğinin müzakerelere meyilli olabileceği izlenimini verdi, ancak sahadaki gerçekler bunun tam tersini gösteriyor.
  İran'ın stratejisi iki yönlüdür:
  Bir yandan güçlü bir askeri karşılık, diğer yandan ise tam ölçekli bir savaştan kaçınma isteği.
  Fakat, sahadaki artan eylemlerin bu dengeyi nasıl koruyacağı zamanla belli olacaktır. Bölgedeki ABD askeri üsleri ve İsrail'in güvenliği meselesi de bu çatışmayı daha da karmaşık hale getirmektedir.
           İran, saldırılarını Körfez ülkelerini de kapsayacak şekilde genişletti. Bu gelişme Arap dünyası için ciddi bir sınav niteliğinde. Yöneticiler diplomatik dengeyi korumaya çalışıyor, ancak halkın endişesi açıkça ortada.
           Bu muharebenin çok önemli bir yönü küresel ekonomiyle bağlantılıdır. Basra Körfezi ve Hürmüz Boğazı, küresel petrol arzının damarlarıdır. İran bu geçidi kapatarak küresel piyasalarda endişe yarattı. Güzergâhın kalıcı olarak etkilenmesi, petrol fiyatlarında olağanüstü bir artışa, küresel ticarette yavaşlamaya ve yeni bir enflasyon dalgasına yol açabilir. Avrupa ve Asya'nın enerji ihtiyaçları büyük ölçüde bu bölgeye bağlıdır, bu nedenle krizin etkileri küresel olarak hissedilecektir.
  Dünya güçlerinin tepkisi de dikkate alınmaya değer.
           Britanya doğrudan çatışmaya girmekten çekindiğini belirtirken, bölgenin kilit paydaşları olan Çin ve Rusya ise temkinli bir sessizlik içinde görünüyor. Çin'in İran'daki büyük yatırımları ve enerji çıkarları, çatışmanın sınırlı kalmasını istediğini gösteriyor. Rusya da bölgedeki güç dengesini korumakla ilgileniyor. Eğer çatışma yayılırsa, dünya güçlerinin hizalanması yeni bir Soğuk Savaş şeklini alabilir.
           İsrail'in bakış açısı açık: İran'ın füze ve nükleer programlarını varlığına yönelik bir tehdit olarak görüyor ve önleyici bir saldırı stratejisine inanıyor. Ayrıca İran'ın Suriye, Lübnan ve diğer bölgelerdeki etkisini de güvenliğine karşı bir tehdit olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, son askeri operasyonlar bu düşüncenin bir devamı gibi görünüyor.
           Lakin İran'ın doğrudan cevabı, siber savaş, insansız hava aracı teknolojisi ve alışılmadık taktiklerin geleneksel hava saldırılarıyla birlikte kullanıldığı yeni bir boyuta taşıdı. ABD'nin konumu son derece kırılgan.
Washington aslında uzun ve maliyetli bir savaşa girmek konusunda isteksiz. İç siyasi baskılar, ekonomik öncelikler ve küresel prestij, stratejisini etkiliyor. ABD müzakerelere kapıyı açık tutmaktan bahsetse de, fiili askeri varlığı ve desteği İsrail'in eylemlerini güçlendiriyor.
           İşte bu noktada diplomasi ve askeri güç arasındaki denge en büyük zorluk haline geliyor. İran'ın iç durumu da bu senaryoda önemli bir rol oynuyor. Dış baskı şimdilik ulusal birliği güçlendirirken, uzun süren bir savaş ve ekonomik yaptırımlar enflasyonu, işsizliği ve ekonomik zorlukları artırabilir. Tahran için nerede sertlik göstereceği ve nerede geri çekileceği kararı kolay değil. Ancak mevcut tepki, İran'ın yakın zamanda baskıya boyun eğmeyeceğini gösteriyor.
           Tarih bize büyük savaşların genellikle sınırlı saldırılar ve yanlış hesaplamalarla başladığını gösterir. Bir füze, bir insansız hava aracı veya bir askeri üsse yapılan saldırı, tüm bir bölgeyi ateşe verebilir. Bu nedenle küresel diplomatlar perde arkası iletişimlerle meşgul. Hiçbir güç bu çatışmanın Üçüncü Dünya Savaşı'na dönüşmesini istemiyor çünkü bunun etkileri küresel güç dengesini değiştirebilir.
           Müslüman dünyası için bu an, ciddi müzakereler gerektiriyor. Tarafların ne zaman ve nasıl diplomatik masaya oturacaklarını şu an söylemek zor. Ancak bir şey açık: Orta Doğu bir kez daha belirsizlik bulutlarıyla örtülü.
  Eğer itidal, bilgelik ve ciddi diplomasiye öncelik verilmezse, bu ateş hudutları aşabilir ve küresel istikrarı sarsabilir.
  Dünyanın gözleri Tahran, Washington ve Tel Aviv'de. Önümüzdeki günler, tarihin kanlı bir sayfa daha yazıp yazmayacağını veya akıllı diplomasinin potansiyel bir felaketi önleyip önlemeyeceğini belirleyecek.

Yazıya ifade bırak !
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.