SDG'YE YÖNELİK ENTEGRASYON VEYA OPERASYON SEÇENEKLERİ
Eski BA’S rejiminin devrilmesinin üzerinden bir yıl geçtikten sonra, yeni Suriye yönetimi bölgesel ve uluslararası düzeyde dikkat çekici diplomatik başarılar elde etti. Vaziyet artık eski Esed rejimi dönemindekinden tamamen farklı.
Bu durum, SDG için uygun ve rahat bir senaryoydu; zira eski rejim, uluslararası alanda terörizm ve uyuşturucuyla mücadelede ortaklık yapmaya yetersiz bir taraf olarak konumlandırılmıştı.
Yeni Suriye yönetimi, DEAŞ/IŞİD'e karşı mücadelede kilit bir ortak haline geldi. Türkiye ve Arap ülkelerinin artan desteği ve uluslararası kabul ile SURİYE devletinin yeniden inşası, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) meselesini bir şekilde yeniden gündeme getirdi.
Bu durum, SDG ile başa çıkmak için çeşitli senaryoların ortaya çıkmasına yol açtı.
Birinci SENARYO: Mart Anlaşmasına Göre Kademeli Entegrasyon
10 Mart tarihli ilk anlaşmada belirtildiği gibi, kademeli entegrasyon seçeneği teorik olarak tüm taraflar için en az maliyetli yol olmaya devam etmektedir. Bu anlaşma, SDG'nin feshedilmesini açıkça öngörmediği için "Yapıcı Belirsizlik" mantığına dayanmaktadır.
Ancak bu durum, ister ulusal ordu içindeki muharebe birliklerinin yeniden düzenlenmesi, ister güvenlik kurumlarının İçişleri ve Milli Güvenlik Bakanlıklarına entegre edilmesi, isterse de genişletilmiş idari Ademi Merkeziyetçilik modeli çerçevesinde özyönetimin yeniden şekillendirilmesi yoluyla olsun, askeri, güvenlik ve idari yapısının yeni devlet kurumlarına kademeli olarak entegre edilmesinin önünü açmaktadır.
Bu senaryonun gerçekleşme ihtimalini artıran bir dizi etken bulunmaktadır. Bunların başında SDG'nin artan bölgesel ve uluslararası izolasyon duygusu, Türkiye'nin SDG üzerindeki baskısının yoğunlaşması ve Washington'ın askeri varlığını azaltma yönünde adım atması durumunda Amerikan manevra alanının daralması gelmektedir.
Değişen şartlar göz önüne alındığında, Rusya'nın evvelki rejim döneminde olduğu gibi SDG'yi kucaklama kapasitesi ve isteği bulunmamaktadır. Buna ek olarak, Suriye hükûmetinin IŞİD/DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyona katılması da çok önemli bir faktördür. Böylelikle SDG'nin "Terörizmle Mücadelede Uluslararası Meşruiyet" tekelini ortadan kaldırmış ve kendisini vazgeçilmez bir ortak olarak sunma yeteneğini azaltmıştır.
Öte yandan, bu senaryo açıkça cesaret kırıcı faktörlerle karşı karşıya. Bunların başında SDG liderliğinin SURİYE siyasi sisteminin nihai şekli netleşmeden evvel müzakere kozlarını kaybetme korkusu ve erken entegrasyonu stratejik bir taviz olarak gören Kandil kanadına bağlı akımlardan gelen iç baskılar geliyor. ‘İSRÂİL Faktörü de Bu Süreci Yavaşlatmada Etkin Bir Rol Oynuyor.’
İkinci SENARYO: Suriye'nin Türkiye ile Ortaklaşa Büyük Ölçekli Bir Askeri Operasyonu
Diğer taraftan, Suriye-Türkiye ortak operasyonuyla kuzeydoğudaki "SDG"nin askeri yapısının dağıtılması yoluyla kapsamlı bir askeri çözüm senaryosu öne çıkmaktadır.
Bu seçenek, SDG liderliğinin entegrasyon sürecinde daha uzlaşmaz bir tutum sergilemesi ve Türkiye'nin güney hudutlarını güvence altına alma ve Suriye'nin derinliklerine doğru daha geniş kara koridorları açmasıyla, özellikle de yeni Suriye hükûmetine açık siyasi desteği ışığında, ivme kazanıyor.
Bu senaryoda belirleyici faktör Amerikan tutumu olmaya devam ediyor. Herhangi bir büyük ölçekli operasyonun başarısı, ya Amerikan'ın zımni desteğini ya da en azından müdahaleden kaçınmasını gerektirir. Netice olarak, sahada hızlı fiili durumlar ortaya konuyor ve uluslararası itirazlar geç ve etkisiz kalıyor. Ancak bu yol, başta kontrolsüz tırmanma riski olmak üzere bazı engellerle karşı karşıya.
Operasyonun 'Yıpratma Muharebesine' dönüşme ihtimali, İsrâil'in Washington'a kuzey Suriye'deki güç dengesini değiştirebilecek büyük ölçekli Türkiye-Suriye müdahalesini engelleme girişimlerine, belki de İsrâil'in güney Suriye'de Şâm'a kara harekâtı ve hava saldırıları yoluyla uyguladığı askeri baskıya ek olarak, Şam'a ulaşan baskı da söz konusu olabilir.
Coğrafi uzaklığı ve bunun Türkiye ile açık bir çatışmaya, hatta ABD'nin nüfuz alanındaki bir bölgeye uygunsuz bir müdahaleye yol açacağı gerçeği göz önüne alındığında, İsrâil'in Suriye'nin kuzeydoğusuna hava veya kara yoluyla müdahale etmesi beklenmese de, terör devletinin başkent ŞÂM'daki egemen bölgelere yönelik askeri bombardımanı gerçek bir baskı faktörü olabilir.
Ancak bu tesir büyük ölçüde sınırlı kalacaktır. Çünkü İsrâil'in Suveyda olayında gösterdiği yaklaşımı izlemesi beklenmiyor. Ayrıca Türk etkisinin de varlığı, İsrâil'in Şâm'dan geri çekilmeyi sağlamak için Suriye karargâhını bombaladığı Suveyda'daki denklemden farklı bir senaryo oluşturacaktır.
Genel olarak, bu çözüm yolu ‘tercih edilmiyor’ gibi görünüyor.
Üçüncü SENARYO: Aşamalı İlhak Veya Kademeli Askeri İlerleme
Tam Entegrasyon ve Tam Çözüm Yoluyla, kısa vadede daha gerçekçi görünen üçüncü bir senaryo ortaya çıkıyor. Siyasi baskı, yerel anlayışlar ve aşiret kartı gibi yerel sosyal mekanizmaların harekete geçirilmesi yoluyla, özellikle petrol sahaları, yol kavşakları ve büyük Arap merkezleri gibi en stratejik alanların kademeli olarak geri kazanılması.
Bu bağlamda, Suriye hükûmeti, DEAŞ ile mücadele, altyapıyı koruma ve Suriye devletinin egemenliğini tesis etme gerekliliğiyle petrol sahaları ve enerji santralleri çevresinde bir varlık talep etmeye başlayabilir.
Ancak bu yol tamamen engellerden muaf değildir. Zira Şam, kademeli ilerlemenin kapsamlı bir stratejik değişime dönüşmesini engellemek için Amerikan çevreleme girişimleriyle veya İsrâil baskısıyla karşı karşıya kalabilir.
Dördüncü SENARYO: Çözümsüzlük
Entegrasyon veya askeri çözüm senaryolarının yanı sıra, en azından geçici olarak büyük ölçüde gerçekçi görünen alternatif bir senaryo ortaya çıkmaktadır: Askeri Çözümün Yokluğu ve Entegrasyon Sürecinde Fiilen İlerleme Kaydedilememesi!
Bu bağlamda, ABD'nin Suriye'deki varlığının geleceği ve SDG meselesine ilişkin vizyonu olgunlaşana kadar, anlaşmazlığı yönetmek için geçici bir çerçeve olarak 10 Mart anlaşmasının birkaç ay daha uzatılması muhtemeldir.
Geçtiğimiz dönemde, Washington'ın her iki taraf üzerinde de dengeli bir etki sağlamak amacıyla hem SDG'yi hem de Suriye hükûmetini bir arada tutma eğiliminde olduğu, ancak SDG'yi entegrasyona doğru itmek için gerçek bir baskı uygulamadığı daha belirgin hale geldi.
Aynı zamanda, kamuoyunda geniş çaplı siyasi destek verdiği halde, Suriye hükûmetine askeri harekât için yeşil ışık yakmadı. Bu KASITLI DENGE OYUNU, etkili bir şekilde bir çıkmaza ve zamanın hesaplı bir şekilde kullanılmasına yol açtı. SDG de bu durumu müzakere pozisyonunu güçlendirmek için kullandı.
Bu senaryo, SDG içindeki radikal grupların son zamanlarda RAKKA ve Doğu HALEP cephelerinde askeri gerilimi artırarak muhtemel anlaşmaları engellemeye, Şam ile ilişkileri güvensizlik halinde tutmaya, böylece çözümü geciktirmeye yönelik artan hareketleriyle daha da güçlenmektedir.

