İsrâil ordusu, Beşşâr Esed rejiminin Aralık 2024'teki çöküşünü fırsat bilerek Sûriye topraklarındaki askerî ve fiziki varlığını kalıcı bir işgale dönüştürüyor.
Ekim 2026 itibarıyla sahadan gelen veriler, Tel Aviv’in ‘güvenlik’ gerekçesinin arkasına sığınarak BM hudutlarını fiilen haritadan sildiğini açıkça gösteriyor.
Sahadaki Gerçek: Adım Adım Kalıcı Tahkimat
İsrâil Savunma Kuvvetleri (IDF), 1974 ateşkesiyle çizilen Birleşmiş Milletler kontrolündeki tampon bölgeyi (UNDOF) tamamen yutarak sınırın 1 kilometre derinliğine kadar ilerledi.
Güney Sûriye'de inşa edilen 10 yeni askerî karakol, kazılan devasa hendekler ve Kuneytra kırsalında Şâm'a sadece 40 kilometre mesafede kurulan stratejik üs, geçici bir operasyonun değil, kalıcı bir yerleşimin diplomatik kılıfıdır.
İnsani Bilanço ve Hukuk İhlalleri
Birleşmiş Milletler (OHCHR) raporlarına yansıyan 450'den fazla kara ihlali ve baskın, bölgedeki agresif genişlemenin boyutunu ortaya koyuyor. Kuneytra/القنيطرة ve Der’â/درعا’da mülklerine el konulan, tarlalarına sokulmayan yerel halk baskı altında tutulurken; 50'den fazla sivilin alıkonulması, bölgenin hukuki bir kara deliğe dönüştürüldüğünün en somut kanıtı.
‘Zorla Kaybetme’ ve Sistematik Gözaltı Dalgası
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği'nin (OHCHR) Ekim 2026 tarihli son verilerine göre, İsrâil terör ordusu yalnızca Eylül ayında güney Sûriye'ye 280 silahlı baskın düzenlemiştir.
Esed rejiminin devrilmesinden bu yana 240'tan fazla Sûriye vatandaşı İsrâil güçleri tarafından kaçırılmış veya keyfi olarak gözaltına alınmıştır.
Hukuksuz Sevkiyat:
Al-Monitor'un raporlarına göre, gözaltına alınan sivillerin bir kısmı uluslararası hukuka aykırı şekilde hudut ötesine taşınarak İsrâil içerisindeki gizli gözaltı merkezlerine sevk edilmektedir.
İşkence ve Kötü Muamele:
Serbest bırakılan esirlerin BM İnsan Hakları Sözcüsü Shabia Mantoo aracılığıyla aktardığı ifadelere göre, tutuklulara gerekçe gösterilmemekte; gözaltı sürecinde darp, köpek saldırtma, uzun süre ayakta bekletme ve aileleriyle tehdit edilme gibi ağır işkence metotları uygulanmaktadır.
Şu an en az 49 Sûriyeli doğrudan İsrâil cezaevlerinde tutulmaya devam ederken, aileleri Şâm'da seslerini duyurmaya çalışmaktadır.
Ankara ile Güç Savaşı ve Stratejik Körlük
İsrâil’in Sûriye politikasının arkasındaki en büyük jeopolitik kaygı ise Türkiye'nin Esed sonrası Şâm'da artan askerî ve diplomatik ağırlığıdır.
İsrâil düşünce kuruluşlarının (INSS) da kabul ettiği üzere Tel Aviv, güneyde kurduğu baskıyla Türkiye’nin nüfuz alanını sınırlamaya çalışıyor. Ancak bu hoyratça ve saldırgan ‘Tampon Bölge’ stratejisi, ters tepecektir. Egemenliği çiğnenen yeni Şâm yönetimini, denge unsuru olarak Ankara ile daha yakın bir askerî ittifaka ve savunma iş birliğine zorlamaktadır.
Netice Olarak;
İsrâil, Sûriye'nin zafiyetinden yararlanarak uluslararası hukuku bir kez daha ayaklar altına almıştır. Fiilen ortadan kaldırılan BM sınırları ve kalıcı askerî şerit hamlesi, Ortadoğu'da barışı değil, yeni bir kronik çatışma dinamizmini tetiklemektedir.

