Lübnân’ın Mârûnî Cumhurbaşkanı Joseph AVN, ABD Başkanı D. Trump'ın daveti üzerine Washington'a gitti ve ABD'nin arabuluculuğunda Lübnân ile Siyonist rejim arasında 26 Haziran'da imzalanan üçlü anlaşmadan sadece haftalar sonra Beyaz Saray'da kendisiyle bir araya geldi.
Lübnân Cumhurbaşkanlığı, bu ziyaretin odak noktasının:
“ATEŞKESİN Pekiştirilmesi, İSRÂİL İŞGAL GÜÇLERİNİN Lübnân'ın Güneyinden Çekilmesi, Yakın Zamandaki Anlaşmanın Hayata Geçirilmesi ve Lübnân Devletinin Egemenliğinin Güçlendirilmesi Konularındaki Görüşmeler Olacağını” duyurdu.
Washington'a hareket etmeden evvel Avn, başta Meclis Başkanı Nebîh BERRÎ olmak üzere Lübnânlı şahsiyetlerle çok sayıda temaslarda bulundu. Bu görüşmelerde Berrî, Siyonist rejimin Lübnân topraklarından tamamen çekilmesini elzem görüyor ve bunu, bundan sonraki her türlü siyasi veya güvenlik süreci için bir ön şart olarak değerlendiriyordu.
Reuters ayrıca, üst düzey bir Lübnânlı kaynağa dayandırdığı haberinde, Joseph Avn’ın Washington ziyareti sırasında ABD'li yetkililere Hizbullâh'ın silahsızlandırılması mekanizmasına ilişkin ayrıntılı ve yazılı bir belge sunacağını bildirdi.
Bu, dokuz yıl aradan sonra üst düzey bir Lübnânlı yetkilinin Beyaz Saray'da ABD Başkanı tarafından resmen karşılandığı ilk olay olma özelliğini taşıyor. Bu türden son görüşme, eski Lübnân Başbakanı Sa’d HARÎRÎ'nin Trump ile bir araya geldiği Temmuz 2017'de gerçekleşmişti.
Ancak bu ziyaretin ehemmiyeti, açıklanan gündem maddeleriyle mahdut değil. Siyonist rejimin Lübnân'ın güneyine yönelik süregelen saldırıları, ATEŞKES anlaşmasının uygulanmasındaki tıkanıklık ve Lübnân'ın güvenlik dinamiklerini değiştirme yönünde artan ABD baskısıyla eş zamanlı gerçekleşmesi, bu ziyareti son ayların en mühim siyasi olaylarından biri haline getirdi.
Bununla birlikte, Beyrût ile Washington arasındaki ilişkilerin geçmişi, bu tür ziyaretlerin bölgedeki kritik güvenlik ve siyasi dönemeçlerde sürekli olarak gerçekleştiğini ve sıklıkla ABD'nin Lübnân'ın iç siyasi dinamiklerini yeniden şekillendirme çabalarıyla örtüştüğünü göstermektedir.
Beyaz Saray'daki Sonuçsuz Toplantı Tecrübesi:
Son kırk yıl boyunca, Emîn Cemeyel ve İlyâs Herâvî'den Refik Harîrî, Fuâd Sinyora ve Mişel Süleymân'a kadar Lübnân'ın eski cumhurbaşkanı ve başbakanları Beyaz Saray'ı ziyaret ettiler.
Ekseri zaman Washington'ın Lübnân'daki krizlerin çözümünde arabuluculuk rolü üstlenmesini umuyorlardı. Ancak sonuçlar incelendiğinde, elde edilen somut kazanımların asgari düzeyde kaldığı ve pek çok durumda sahadaki gelişmelerin verilen sözlerle çelişen bir seyir izlediği görüldü.
Bu gerçeğin açık bir örneği, 17 Mayıs 1983 tarihli anlaşmadır; Emîn Cemeyel, ABD'nin arabuluculuğuna büyük güven duyduğu ve Reagan yönetiminin İsrail'i yükümlülüklerini yerine getirmeye zorlayabileceğine inandığı için Tel Aviv ile bu anlaşmayı imzalamıştır.
Anlaşma uyarınca, işgalci Siyonist ordunun LÜBNÂN'dan kademeli olarak çekilmesi ve Lübnân hükûmetinin güneyin kontrolünü devralması öngörülüyordu; ancak netice tam tersi oldu:
SİYONİST REJİM yalnızca TAAHHÜTLERİNİ yerine getirmemekle kalmayıp aynı zamanda Güney LÜBNÂN'daki İŞGALİNİ YILLARCA SÜRDÜRDÜ ve anlaşma fiilen çöktü.
Günümüzde de, söz konusu anlaşma ile yakın zamanda varılan anlaşma arasında çarpıcı benzerlikler göze çarpmaktadır. Her iki anlaşma da Lübnân Ordusunun güneye konuşlandırılması karşılığında Siyonist güçlerin kademeli olarak geri çekilmesini öngörmektedir.
Ne var ki sahadaki gerçeklik, anlaşma şartlarından önemli ölçüde farklılık göstermektedir. Bu arada Siyonist rejim SALDIRILARINI SÜRDÜRMEKTE, geri ÇEKİLMEYİ REDDETMEKTE ve güvenlik gerekçeleriyle ASKERÎ VARLIĞINI TAHKİM ETMEKTEDİR. Bu tutum, Tel Aviv'in yükümlülüklerini yerine getirme iradesinden temelden yoksun olduğunu ortaya koymaktadır.
Bu şartlar altında, Avn’ın ABD’nin Tel Aviv’i geri çekilmeye zorlayabileceğine dair beklentisi pek de gerçekçi görünmüyor.
Washington’ın geçmişteki tutumu, Lübnân’ın çıkarları ile Siyonist rejimin çıkarları arasında bir çatışma yaşandığında ABD’nin her zaman stratejik müttefikinin safında yer aldığını göstermektedir. Dolayısıyla, Avn’ın Trump ile yapacağı görüşmenin İsrâil’in tutumunda köklü bir değişikliğe yol açması pek muhtemel görünmüyor.
Hizbullah'ı Silahsızlandırmaya Yönelik Amerikan-Siyonist Tuzağı:
LÜBNÂN heyetiyle yürütülen müzakerelerde ABD-Siyonist tarafı açısından gündemdeki en kritik husus, Hizbullâh'ın silahsızlandırılması planının ilerletilmesidir.
İlginçtir ki Avn yönetimi, gruba yönelik son dönemdeki düşmanca tutumuyla bu hedefe olan bağlılığını ortaya koymuştur.
Hatta yönetim, Siyonist rejimle varılan sözde ATEŞKES anlaşmasında işgalci İsrâil ordusunun güney topraklarından çekilmesini, Direniş'in silahsızlandırıldığının bizzat o rejim tarafından teyit edilmesi şartına bağlayarak ulusal çıkarların önüne hizipsel çıkarları koyacak kadar ileri gitmiştir.
Tel Aviv açısından bakıldığında, Hizbullâh’ın askerî kapasitesinin tasfiye edilmesi, kuzey hudutları boyunca yeni güvenlik düzenlemelerinin tesis edilmesi için bir ön koşuldur.
Ancak bu koşul, Direniş cephesi ve Lübnân toplumunun ehemmiyetli bir kesimi tarafından tepkiyle karşılanmaktadır. Dolayısıyla, anlaşmadaki bu sinsi madde göz önüne alındığında, Lübnân heyetinin Washington’daki müzakereleri; fiilen, ülkedeki iç durumu istikrarsızlaştırmayı ve Avn ile Trump arasındaki diyalog fikrinin bizzat kendisine gölge düşürmeyi amaçlayan bir tuzağa dönüşmektedir.
Joseph Avn’ın Washington ziyareti, sembolik bir ziyaretten ziyade Lübnân’ın geleceği açısından bir sınav niteliği taşıyor.
Eğer bu ziyaret, Direniş’e baskı yapmanın ve ABD ile Siyonist rejimin güvenlik gündemlerini ilerletmenin bir aracı haline gelirse, yalnızca Lübnân’ın güneyindeki krizi çözmekte başarısız olmakla kalmayacak, aynı zamanda yeni gerilimlere de zemin hazırlayacaktır.
Son kırk yılın tecrübesi, gerçek bir güç dengesine dayanmayan anlaşmaların uzun ömürlü olmadığını göstermiştir.
