Uluslararası hukuk ve devletlerin egemenlik hakları, teoride evrensel ilkeler üzerine inşa edilmiş gibi görünse de pratik jeopolitikte küresel güçlerin çıkarlarına göre eğilip bükülen birer argümana dönüşmektedir.
Bir ülkenin iç işlerindeki iktidar mücadelesi veya hükûmet değişimi, üçüncü devletlerin askerî müdahalelerini hukuki olarak meşru kılmaz. Ancak küresel sistem, işine geldiğinde kağıt üzerindeki resmiyete, işine geldiğinde ise sahadaki fiili duruma yaslanarak devasa bir çifte standart üretmektedir.
Suudi Arabistan’ın Yemen müdahalesi, tırmanan yeni çatışma döngüsü ve küresel kurumların bu süreçteki rolü, bu seçici adaletin en somut laboratuvarıdır.
Ukrayna ve Yemen: Kağıt Üstündeki Liderler, Tabandaki Çelişkiler
Küresel siyasetteki çifte standardın en çarpıcı örneği, Rusya’nın Ukrayna müdahaleleri ile Yemen’deki durum karşılaştırıldığında net bir şekilde görülmektedir.
2014 yılında Ukrayna'da Batı yanlısı bir halk hareketiyle (Euromaidan) devrilen ve Rusya'ya kaçan eski Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç, kağıt üzerinde hâlâ ülkenin seçilmiş ve resmi lideriydi. Rusya, Ukrayna'ya müdahale ederken Yanukoviç'in kendilerine yazdığı ‘resmi yardım mektubunu’ yasal gerekçe göstermiştir.
Uluslararası toplum ve Batı bloku ise Yanukoviç'in artık fiilen güçte olmadığını, ülkeden kaçtığını belirterek bu daveti tamamen yasa dışı ilan etmiştir.
Ne var ki aynı küresel sistem, Yemen’de başkent Sana’yı kaybedip Aden’den kaçan ve Riyad’a sığınan Mansur Hadi için bu kuralı işletmemiştir. Hadi'nin sürgünde bir sığınmacı olarak otel odalarından yaptığı davet, Suudi Arabistan liderliğindeki koalisyonun askerî müdahalesi için kutsal ve meşru bir yasal zemin sayılmıştır.
Mansur Hadi’nin 28 Mayıs 2026 tarihinde Riyad’daki sürgün konutunda hayatını kaybetmesi ve cenazesinin dahi ülkesine dönememesi, uluslararası toplumun kağıt üstündeki ‘sürgün meşruiyeti’ ile sahadaki gerçekler arasındaki uçurumu sembolik olarak mühürlemiştir.
Hukuki açıdan bakıldığında Hadi, Nisan 2022'de yetkilerini zaten Reşad el-Alimi başkanlığındaki Başkanlık Liderlik Konseyi'ne (PLC) devretmiş olsa da, onun başlattığı ‘dış müdahale daveti’ mirası, fiili durumla resmiyet arasındaki paradoksu çıplak bırakmaya devam etmektedir.
BMGK'nın Çifte Standartlardaki Rolü ve Pekin Anlaşması
Uluslararası sistemde kuralların bu denli esnek uygulanabilmesinin arkasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) yapısal kilitlenmesi yatmaktadır. Daimi üyelerin veto ayrıcalığı, uluslararası hukuku adaleti sağlayan bir mekanizma olmaktan çıkarıp güç dengelerini koruyan bir kalkan haline getirmektedir.
Büyük güçler, çıkarlarına uygun düştüğünde sahada kimin güçlü olduğuna bakarak ‘fiili durumu (de facto)’ tanımakta; çıkarlarına ters düştüğünde ise sahadan kopmuş ‘kağıt üzerindeki resmiyete (de jure)’ sarılmaktadır.
Bu tıkanıklığı gören ve askerî meşruiyet tartışmaları ile ordu içindeki motivasyon sorunlarıyla yıpranan Suudi Arabistan, askerî bir zaferin mümkün olmadığını kabul ederek 2023 yılında Çin’in arabuluculuğunda Pekin Anlaşması’nı imzalamış ve İrân ile ilişkilerini normalleştirmiştir.
Bu hamleyle Ensârullâh Hareketi (Hûsîler) ile doğrudan masaya oturulmuş, geniş tavizler içeren bir barış yol haritası (roadmap) aranmıştır. Ancak bu yapay kalkan, yerel güç mücadelelerini ve asimetrik silahlanmayı durdurmaya yetmemiştir.
Cephede Kırılan Diplomatik Kalkan
Hûsîlerin stratejik Bâbülmendep Boğazı’nı ve enerji koridorlarını kontrol altına alacak askerî hamleleri, hudut güvenliği ve ekonomik çıkarlarını tehdit gören Riyad'ı yeniden bombardımanlara yöneltmiştir.
Hûsîler ise "Suudiler bize saldırdı, biz de onların topraklarını vurduk" diyerek Riyad Uluslararası Havalimanı ve Aramco petrol tesislerini balistik füze ve drone sürüleriyle doğrudan hedef almaya başlamıştır.
Bu tırmanış, asimetrik savaş yürüten devlet dışı aktörlerin modern hava savunma sistemlerini nasıl aşabildiğini ve milyarlarca dolarlık askerî bütçelerin stratejik altyapıyı korumakta ne kadar yetersiz kalabileceğini bir kez daha kanıtlamıştır.
Diplomatik anlaşmaların sahadaki askerî gerçekler karşısında tek başına bir güvenlik garantisi oluşturamadığı netleşmiştir.
Geleceğin Riskleri: Uluslararası Hukukun İflası ve Yeni Bölgesel Muhârebeler
BMGK'nın işlevsizleşmesi ve uluslararası hukukun küresel güvenilirliğini tamamen yitirmesi, çok tehlikeli iki temel emsal oluşturmaktadır:
1)- ‘Kendi Göbeğini Kendi Kesme’ Doktrini:
Orta ölçekli ve bölgesel güçler, uluslararası hukukun kendilerini korumayacağını görerek hudut ötesi askerî maceralara ve ‘önleyici saldırı’ doktrinlerine daha fazla başvuracaktır. Bu durum, küresel sistemi tamamen anarşik bir yapıya sürüklemektedir.
2)- Asimetrik Aktörlerin Meşrulaşması:
Yemen’de olduğu gibi, devlet dışı silahlı aktörler, askerî olarak güçlendikleri takdirde eninde sonunda küresel sistem tarafından ‘muhatap’ alınacaklarını fark etmektedir. Eğer yarın Hûsîler Yemen’in tamamında mutlak bir kontrol sağlar ve uluslararası alanda fiili yönetim olarak kabul görürse, dünya devletleri pragmatizm gereği eninde sonunda bu yeni otoriteyle diplomatik ilişki kurmak zorunda kalacaktır.
Sonuç
Yemen ve Ukrayna örnekleri; küresel siyasette ve uluslararası ilişkilerde ‘Haklı Olanın Hukuku’nun değil, ‘Güçlü Olanın Hukuku’nun geçerli olduğunu açıkça doğrulamaktadır.
Meşruiyet kavramı, evrensel bir adaleti değil, sadece güçlü devletlerin çıkarlarını örten diplomatik bir kılıfı temsil etmektedir.
Uluslararası kurumların bu riyâkarlığı düzeltilmediği sürece, dünya hukukun üstünlüğünden hızla uzaklaşarak gücün üstünlüğüne dayalı yeni bir bölgesel savaşlar çağına sürüklenebilecektir.

