“ALLÂH Kullarına Karşı Lütufkârdır. Dilediği Kimseye RIZIK Verir. O Kavîdir, Azîzdir.
“ALLÂH Kullarına Karşı Lütufkârdır. Dilediği Kimseye RIZIK Verir. O Kavîdir, Azîzdir.
Kim Ahiret EKİNİ/Kazancını İsterse, BİZ Onun Kazancını Artırırız.
Kim de Dünya Kazancını Arzu Ederse Ona da Ondan Veririz.
Fakat Onun Ahirette Hiçbir Nasibi Yoktur.”
(ŞÛRÂ: 19-20)
&
TEFSÎR
İslâm Âlimlerinin 19. Âyete Dâir Tefsir Ortak Noktaları Üç Ana Başlıkta Toplanır:
1. el-Latîf İsminin Tecellisi
a)- Sonsuz Lütuf: ALLÂH, yarattığı kullarına hak ettiklerinden çok daha fazla iyilik ve ikramda bulunur.
b)- Gizli Şefkat: Kullarının iyiliğine olan şeyleri, onlara hiç hissettirmeden ve ummadıkları yollarla ulaştırır.
c)- Kapsayıcılık: Buradaki ‘KULLARINA’ ifadesi geneldir; ALLÂH inanan veya inanmayan ayrımı yapmadan dünyada herkesin temel rızkını ve hayat imkânını verir.
2. Rızkın ‘Dilediğine’ Verilmesi / Hikmetli Paylaşım
a)- İmtihan ve Adalet: Ayetteki ‘Dilediğini Rızıklandırır’ ifadesi, ALLÂH'ın mutlak iradesini gösterir. Ancak bu dileyiş keyfi değildir, ilâhî bir hikmete dayanır.
b)- Denge Unsuru: Müfessirlere göre, eğer ALLÂH herkese sınırsız zenginlik verseydi yeryüzünde azgınlık ve kaos çıkardı.
c) Farklı Ölçüler: Kimine çok vererek şükrünü, kimine az vererek sabrını imtihan eder. Maddi rızkın yanında ilim, hidayet ve huzur gibi manevi rızıkları da dilediği kuluna lütfeder.
3. el-Kavî ve el-Azîz İsimlerinin Bağı
a)- Acizlikten Uzaklık: Âyetin sonunda bu iki ismin gelmesi çok mühimdir. ALLÂH'ın kullarına lütfetmesi veya rızık vermesi bir zayıflıktan ya da birinden çekindiğinden değildir.
b)- Mutlak Güç: O, sonsuz güç ‘Kavî’ ve üstünlük ‘Azîz’ sahibidir. Rızık verirken hiçbir varlığa muhtaç değildir, O'nun rızkını engelleyecek hiçbir güç de yoktur.
**
Şûrâ Sûresi 20. âyet, İslâm düşüncesindeki "Dünya Ahiretin Tarlasıdır" (الدُّنْيَا مَزْرَعَةُ الآخِرَةِ) ilkesinin Kur'ân-ı Kerîm'deki en net temellerinden biridir. İslâm alimleri ve müfessirler bu âyeti şu temel başlıklar altında açıklamışlardır:
1. ‘Ekin’ (Hars) Mecazının Anlamı
Âyet, insanın niyet, emek ve amellerini bir çiftçinin tarlaya tohum ekmesine benzetir.
a)- Dünya Bir Ekim Alanıdır: İnsan her gün davranış, söz ve niyetleriyle bu tarlaya bir tohum bırakır.
b)- Hasat Zamanı: Bu tohumların meyvesi ya dünyada ya da âhirette toplanacaktır.
2. Ahiret Kazancını İsteyenlerin Durumu "Onun Kazancını Artırırız”
Bir insan yaptığı iyilik, ibadet ve hatta günlük işlerini (ticaret, eğitim, aile geçindirmek vb.) ALLÂH'ın rızasını kazanmak ve ahirette güzel bir karşılık bulmak niyetiyle yaparsa, ALLÂH onun kazancını artırır. Bu artış birkaç şekilde tecelli eder:
a)- Bire On, Bire Yedi Yüz Kuralı: ALLÂH, ahiret için yapılan bir iyiliğe en az 10 katı, dilerse 700 katı ve daha fazlasıyla karşılık verir. (Bknz; BAKARA, 261)
b)- Dünyalık Bereket: Ahireti hedefleyen kişi dünyadan tamamen mahrum kalmaz. ALLÂH onun kalbine kanaat verir, ömrüne ve rızkına bereket katar.
c)- Tevfik ve Kolaylık: Hayırlı işler yapması için önü açılır, ibadetlerden lezzet alır.
3. Sadece Dünya Kazancını İsteyenlerin Durumu "Ona da Ondan Veririz..."
Tüm çaba, zeka ve emeğini sadece dünya malı, şöhret, makam ve lüks bir hayat için harcayan, ahireti ise hiç hesaba katmayan kişilerin durumu ise çok hassastır:
a)- ‘Ondan Veririz’ (Sınırlı Veriş): Ayette ‘dünyanın tamamını veririz’ denmez, "Ondan (Bir Miktar) Veririz" denir. İSRÂ Sûresi 18. âyet bu durumu açıklar:
"...Biz Orada Ona, Dilediğimiz Kimseye, Dilediğimiz Kadarını Hemen Veririz." Yani sadece dünyayı isteyen herkes zengin veya güçlü olamaz; sadece ALLÂH'ın takdir ettiği kadarını alabilir.
b)- ‘Hiçbir Nasibi Yoktur’: Bu kişilerin en büyük trajedisi buradadır. Niyetleri tamamen dünya olduğu için, yaptıkları iyiliklerin -örneğin bir hayır kurumu açmanın veya birine yardım etmenin- karşılığını alkış, övgü veya vergi indirimi olarak dünyada zaten almışlardır. Niyetlerinde ahiret olmadığı için, sonsuz hayatta ellerine geçecek hiçbir ödül, sevap ve pay kalmaz.
20. Âyet ise İnsanı, Niyetini Sorgulamaya Davet Eder. İslâm dini dünyadan tamamen el etek çekmeyi emretmez. Aksine, meşru bir şekilde çalışmayı teşvik eder. Ancak temel kural şudur:
‘Dünya Amaç Değil, Araç Olmalıdır.’
Eğer dünya kalbe girer ve tek hedef haline gelirse sonsuz hayat kaybedilir. Eğer dünya elde tutulur ama kalp ahirete bağlanırsa, insan hem dünyada huzuru bulur hem de ahirette kat kat fazlasını kazanır.
