FON AVCILARI (ORTAOYUNU)
KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER
(KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ |
05.10.2026 - 22:24, Güncelleme:
05.10.2026 - 22:24 297 kez okundu.
FON AVCILARI (ORTAOYUNU)
FON AVCILARI (ORTAOYUNU)
KİŞİLER
PİŞEKÂR: Akıllı, iş bitirici, düzenbazları sezen oyun kurucu. Elinde şakşağı vardır.
KAVUKLU: Saf, sözleri ters anlayan ama sonunda turnayı gözünden vuran halk adamı. Kafasında kocaman bir kavuk.
USTURA KAZIM: Sinekkaydı tıraşçı, mahallenin modern görünümlü ‘Yüksek Getirili Fon’ brokerı. Aslında usta bir Sülün.
TUZSUZ DELİ BEKİR: Mahallenin nara atan, eli palalı kabadayısı. Fona tüm servetini kaptırmıştır.
ZENNE ŞİKİ ŞAK ŞAK: Mahallenin neşeli, zilli, şıkır şıkır raks edeni. Altınlarını ve zillerini fona yatırmıştır.
1. PERDE: GİRİŞ (ŞAKŞAKIN SESİ)
(Meydan boştur. Pişekâr elinde şakşakla sahneye fiyakalı bir giriş yapar. Şakşağı havada iki kere şaklatır.)
PİŞEKÂR: (Seyirciyi selamlar) Ammaaaan ya Rabbi! Hak dostum hak! Hayal değil, hakikat; mazi değil, şimdiki saat! Mahallemizin kalburüstü takımı bir hayalin peşine düşmüş ki, sormayın. Ustura Kazım derler bir berber çıktı, ‘Usturam keskindir ama dilim ve fonum daha keskindir’ dedi, mahallenin varını yoğunu topladı! Bakalım bizim saf Kavuklu bu işin neresinde?
(Kavuklu sahneye arkası dönük, kafasını kaşıyarak girer. Kafasındaki devasa kavuk sallanmaktadır.)
PİŞEKÂR: Hoş geldin Kavuklu kardaaaaş! Kafandaki o koca kavuk neden öyle mahzun durur?
KAVUKLU: (Ters anlar) Ne? Kavun mu? Ne kavunu Pişekârım, mevsimi geçti! Hem benim kavun değil, kafamdaki koca Kavuk gitti, Kavuk!
PİŞEKÂR: Yahu kavuğun kafanda ya işte, nereye gitsin?
KAVUKLU: Kafamda durduğuna bakma, içi boşaldı! Ustura Kazım ‘Sana Kazım Paşa Fonu'ndan Hisse Vereceğim, Paranı Katlayıp Sana Kavun İçi Renginde Konaklar Alacağım’ dedi. Ben de fona yatırdım. Şimdi ne fon kaldı ne don! Kavuk kellede kaldı ama içi fona gitti!
2. PERDE: ZENNE’NİN ÇILDIRIŞI
(Arkadan zilsiz, ritimsiz, tuhaf bir feryat yükselir. Zenne Şiki Şak Şak, saç baş dağınık, ellerini havaya kaldırarak sahneye fırlar. Parmaklarında zil yoktur, sadece hayali zillerle oynar gibi yapar ama ağlamaktadır.)
ZENNE: Yandım anam, bittim anam! Gitti mangırlar, gitti ziynetler! Şiki şak şak bitti, şiki fukara kaldıııım!
PİŞEKÂR: Aman Zenne Hanım, bu ne hal? Zillerin nerede? Neden böyle zilsiz, ritimsiz çıldırırsın?
ZENNE: Ay sorma Pişekâr! O Kazım olacak ustura kılıklı adam aklımı çeldi. ‘Zenne’ dedi, “Sen bu zillerle üç beş kuruş kazanırsın. Gel sen bu zilleri, altın gerdanlıkları benim fona yatır. Sana her ay yüzde yüz ‘şiki şak şak’ kâr payı vereyim"dedi.
Sattım zillerimi, yatırdım fona. Dün dükkana gittim, fon batmış, Kazım kaçmış! Şimdi zilsiz kaldım, çıldırmayayım da ne yapayım? (Ağlayarak Kavuklu'nun üstüne yürür) Al bu da senin o kel kafana gelsin!
(Zenne, Kavuklu’nun kafasına hayali zillerle vurur gibi yapar, Kavuklu'nun kavuğu yere düşer.)
KAVUKLU: (Yerden kavuğunu alır)Yahu Zenne Hanım, vurma dazlak kafama! Zaten benim kavuk da fonzede oldu! Sende zil bitti, bende akıl gitti!
3. PERDE: TUZSUZ DELİ BEKİR SAHNEDE
(Arkadan müthiş bir nâra duyulur. Yer gök inler. Tuzsuz Deli Bekir, elinde kocaman palasıyla, gözleri dönmüş bir halde sahneye dalar. Sağa sola savrulmaktadır.)
TUZSUZ BEKİR: Hayyyyt! Var mı zatıma yan bakan? Mahallenin haracını, babadan kalma hanı ve de hamamı fona yatıran Bekir’im be! Ustura Kazıııım! Çık dışarı! Seni kendi usturanla tıraş etmezsem bana da Deli Bekir demesinler! Gitti benim mangırlar! Kaşım çatık, gözüm karadır, o Kazım’ı bulursam fonunu patlatırım!
PİŞEKÂR: (Korkarak saklanır) Aman Bekir Begim, sakin ol! Kazım buralarda yok, fona yüksek faiz verip sırra kadem bastı!
TUZSUZ BEKİR: (Kavuklu’nun yakasına yapışır) Sen misin la Kazım? Kafandaki ne? Fon sepeti mi?
KAVUKLU: (Tir tir titrer) Aman Bekir ağam, kurbanın olam! Ben Kazım değilim, ben fonzede Kavuklu’yum! Bu kafamdaki de sepet değil, vergi matrahı! Kazım’ı arıyorsan bak, arkanda usturasını biliyor!
4. PERDE: USTURA KAZIM YAKALANIYOR
(Ustura Kazım, elinde şık bir çanta ve büyük bir ustura ile gizlice sahnenin arkasından kaçmaya çalışırken Tuzsuz Deli Bekir’in ayağına basar.)
USTURA KAZIM: (Kendi kendine) Ah, şu paralarla bir adaya kaçsam, ustura yerine kokteyl sallasam...
TUZSUZ BEKİR: (Kazım'ın ensesinden tutar) Yakaladım seni fon faresi! Demek adaya kaçacaksın ha? Ben seni şimdi ahirete beleş biletle göndereyim!
USTURA KAZIM: (Yalvararak) Aman Bekir abem! Tuzsuz abem! Vallahi fon batmadı, sadece likidite sıkışıklığı var! Piyasalar manipüle oldu! Zenne Hanım’ın zilleri borsada değer kaybetti.
ZENNE: (Çantasıyla Kazım’a vurur) Yalan söylüyor! Benim zillerim saf gümüştü! Hırsıııız!
PİŞEKÂR: (Araya girer, şakşağı Kazım’ın kafasına vurur) ŞAAAK! Al sana likidite! ŞAAAK! Al sana yüksek getiri! Ula Kazım, mahallenin ahını aldın, şimdi hesabını vereceksin!
KAVUKLU: (Kazım’ın elindeki çantayı kapar) Durun, Bekir ağa palayı vurmadan evvel şu çantayı açalım. (Çantayı açar, içinden sadece boş kağıtlar ve bir adet tıraş sabunu çıkar) Aaa! Çantada para yok Pişekârım, sadece sabun var!
PİŞEKÂR: Ee, Kazım bu! Herkesi fona yatırıp, sabun köpüğü gibi eritti paraları!
TUZSUZ BEKİR: (Kazım’ı havaya kaldırır) Yürü ula Karavulhâneye! Seni orada bir güzel tıraş etsinler!
(Tuzsuz, Kazım’ı sürükleyerek sahne dışına çıkarır. Zenne de arkalarından ‘Zillerimi geri verin!’ diye bağırarak koşar.)
BİTİŞ
(Sahnede sadece Pişekâr ve Kavuklu kalır.)
PİŞEKÂR: Gördün mü Kavuklu kardaaş? Kolay para, fona yatar; sonunda insanı ustura yutar!
KAVUKLU: Doğru dersin Pişekârım. Alın teri dökmeden fona koşan, kavuğunu da yitirir donunu da! Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola!
PİŞEKÂR: Bir sonraki oyunda, paraları fona değil, doğru dürüst işe yatırmak üzere...
BİRLİKTE: Kalın sağlıcakla!
(Şakşak son kez patlar, ikili seyirciyi selamlar ve sahne kapanır.)
FON AVCILARI (ORTAOYUNU)
KİŞİLER
PİŞEKÂR: Akıllı, iş bitirici, düzenbazları sezen oyun kurucu. Elinde şakşağı vardır.
KAVUKLU: Saf, sözleri ters anlayan ama sonunda turnayı gözünden vuran halk adamı. Kafasında kocaman bir kavuk.
USTURA KAZIM: Sinekkaydı tıraşçı, mahallenin modern görünümlü ‘Yüksek Getirili Fon’ brokerı. Aslında usta bir Sülün.
TUZSUZ DELİ BEKİR: Mahallenin nara atan, eli palalı kabadayısı. Fona tüm servetini kaptırmıştır.
ZENNE ŞİKİ ŞAK ŞAK: Mahallenin neşeli, zilli, şıkır şıkır raks edeni. Altınlarını ve zillerini fona yatırmıştır.
1. PERDE: GİRİŞ (ŞAKŞAKIN SESİ)
(Meydan boştur. Pişekâr elinde şakşakla sahneye fiyakalı bir giriş yapar. Şakşağı havada iki kere şaklatır.)
PİŞEKÂR: (Seyirciyi selamlar) Ammaaaan ya Rabbi! Hak dostum hak! Hayal değil, hakikat; mazi değil, şimdiki saat! Mahallemizin kalburüstü takımı bir hayalin peşine düşmüş ki, sormayın. Ustura Kazım derler bir berber çıktı, ‘Usturam keskindir ama dilim ve fonum daha keskindir’ dedi, mahallenin varını yoğunu topladı! Bakalım bizim saf Kavuklu bu işin neresinde?
(Kavuklu sahneye arkası dönük, kafasını kaşıyarak girer. Kafasındaki devasa kavuk sallanmaktadır.)
PİŞEKÂR: Hoş geldin Kavuklu kardaaaaş! Kafandaki o koca kavuk neden öyle mahzun durur?
KAVUKLU: (Ters anlar) Ne? Kavun mu? Ne kavunu Pişekârım, mevsimi geçti! Hem benim kavun değil, kafamdaki koca Kavuk gitti, Kavuk!
PİŞEKÂR: Yahu kavuğun kafanda ya işte, nereye gitsin?
KAVUKLU: Kafamda durduğuna bakma, içi boşaldı! Ustura Kazım ‘Sana Kazım Paşa Fonu'ndan Hisse Vereceğim, Paranı Katlayıp Sana Kavun İçi Renginde Konaklar Alacağım’ dedi. Ben de fona yatırdım. Şimdi ne fon kaldı ne don! Kavuk kellede kaldı ama içi fona gitti!
2. PERDE: ZENNE’NİN ÇILDIRIŞI
(Arkadan zilsiz, ritimsiz, tuhaf bir feryat yükselir. Zenne Şiki Şak Şak, saç baş dağınık, ellerini havaya kaldırarak sahneye fırlar. Parmaklarında zil yoktur, sadece hayali zillerle oynar gibi yapar ama ağlamaktadır.)
ZENNE: Yandım anam, bittim anam! Gitti mangırlar, gitti ziynetler! Şiki şak şak bitti, şiki fukara kaldıııım!
PİŞEKÂR: Aman Zenne Hanım, bu ne hal? Zillerin nerede? Neden böyle zilsiz, ritimsiz çıldırırsın?
ZENNE: Ay sorma Pişekâr! O Kazım olacak ustura kılıklı adam aklımı çeldi. ‘Zenne’ dedi, “Sen bu zillerle üç beş kuruş kazanırsın. Gel sen bu zilleri, altın gerdanlıkları benim fona yatır. Sana her ay yüzde yüz ‘şiki şak şak’ kâr payı vereyim"dedi.
Sattım zillerimi, yatırdım fona. Dün dükkana gittim, fon batmış, Kazım kaçmış! Şimdi zilsiz kaldım, çıldırmayayım da ne yapayım? (Ağlayarak Kavuklu'nun üstüne yürür) Al bu da senin o kel kafana gelsin!
(Zenne, Kavuklu’nun kafasına hayali zillerle vurur gibi yapar, Kavuklu'nun kavuğu yere düşer.)
KAVUKLU: (Yerden kavuğunu alır)Yahu Zenne Hanım, vurma dazlak kafama! Zaten benim kavuk da fonzede oldu! Sende zil bitti, bende akıl gitti!
3. PERDE: TUZSUZ DELİ BEKİR SAHNEDE
(Arkadan müthiş bir nâra duyulur. Yer gök inler. Tuzsuz Deli Bekir, elinde kocaman palasıyla, gözleri dönmüş bir halde sahneye dalar. Sağa sola savrulmaktadır.)
TUZSUZ BEKİR: Hayyyyt! Var mı zatıma yan bakan? Mahallenin haracını, babadan kalma hanı ve de hamamı fona yatıran Bekir’im be! Ustura Kazıııım! Çık dışarı! Seni kendi usturanla tıraş etmezsem bana da Deli Bekir demesinler! Gitti benim mangırlar! Kaşım çatık, gözüm karadır, o Kazım’ı bulursam fonunu patlatırım!
PİŞEKÂR: (Korkarak saklanır) Aman Bekir Begim, sakin ol! Kazım buralarda yok, fona yüksek faiz verip sırra kadem bastı!
TUZSUZ BEKİR: (Kavuklu’nun yakasına yapışır) Sen misin la Kazım? Kafandaki ne? Fon sepeti mi?
KAVUKLU: (Tir tir titrer) Aman Bekir ağam, kurbanın olam! Ben Kazım değilim, ben fonzede Kavuklu’yum! Bu kafamdaki de sepet değil, vergi matrahı! Kazım’ı arıyorsan bak, arkanda usturasını biliyor!
4. PERDE: USTURA KAZIM YAKALANIYOR
(Ustura Kazım, elinde şık bir çanta ve büyük bir ustura ile gizlice sahnenin arkasından kaçmaya çalışırken Tuzsuz Deli Bekir’in ayağına basar.)
USTURA KAZIM: (Kendi kendine) Ah, şu paralarla bir adaya kaçsam, ustura yerine kokteyl sallasam...
TUZSUZ BEKİR: (Kazım'ın ensesinden tutar) Yakaladım seni fon faresi! Demek adaya kaçacaksın ha? Ben seni şimdi ahirete beleş biletle göndereyim!
USTURA KAZIM: (Yalvararak) Aman Bekir abem! Tuzsuz abem! Vallahi fon batmadı, sadece likidite sıkışıklığı var! Piyasalar manipüle oldu! Zenne Hanım’ın zilleri borsada değer kaybetti.
ZENNE: (Çantasıyla Kazım’a vurur) Yalan söylüyor! Benim zillerim saf gümüştü! Hırsıııız!
PİŞEKÂR: (Araya girer, şakşağı Kazım’ın kafasına vurur) ŞAAAK! Al sana likidite! ŞAAAK! Al sana yüksek getiri! Ula Kazım, mahallenin ahını aldın, şimdi hesabını vereceksin!
KAVUKLU: (Kazım’ın elindeki çantayı kapar) Durun, Bekir ağa palayı vurmadan evvel şu çantayı açalım. (Çantayı açar, içinden sadece boş kağıtlar ve bir adet tıraş sabunu çıkar) Aaa! Çantada para yok Pişekârım, sadece sabun var!
PİŞEKÂR: Ee, Kazım bu! Herkesi fona yatırıp, sabun köpüğü gibi eritti paraları!
TUZSUZ BEKİR: (Kazım’ı havaya kaldırır) Yürü ula Karavulhâneye! Seni orada bir güzel tıraş etsinler!
(Tuzsuz, Kazım’ı sürükleyerek sahne dışına çıkarır. Zenne de arkalarından ‘Zillerimi geri verin!’ diye bağırarak koşar.)
BİTİŞ
(Sahnede sadece Pişekâr ve Kavuklu kalır.)
PİŞEKÂR: Gördün mü Kavuklu kardaaş? Kolay para, fona yatar; sonunda insanı ustura yutar!
KAVUKLU: Doğru dersin Pişekârım. Alın teri dökmeden fona koşan, kavuğunu da yitirir donunu da! Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola!
PİŞEKÂR: Bir sonraki oyunda, paraları fona değil, doğru dürüst işe yatırmak üzere...
BİRLİKTE: Kalın sağlıcakla!
(Şakşak son kez patlar, ikili seyirciyi selamlar ve sahne kapanır.)
KIR'ATIM GAZETESİ
Habere ifade bırak !
Bu habere hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Habere ait etiket tanımlanmamış.
