İŞGALCİ Yahudi Çobanlar: Batı Şeria'daki TERÖR EKİPLERİ (I)
İŞGALCİ Yahudi Çobanlar: Batı Şeria'daki TERÖR EKİPLERİ (I)
Son yıllarda hız kazanan bir süreç, ‘İşgalci Yerleşimciler Arasında Silahlı Bir Ağın Genişlediğini’ gösteriyor.
Bu ağ, bazı durumlarda İsrâil rejiminin güvenlik ve siyasi kurumlarının desteği, kolaylaştırması veya koordinasyonuyla faaliyet yürütüyor.
Filistinli mukâvemet gruplarının silahsızlandırılması yönündeki baskıların artması ve bunun GAZZE savaşı sonrası her türlü siyasi ve güvenlik düzenlemesinin temel şartlarından biri olarak öne sürülmesiyle birlikte, bu denklemin karşısına önemli bir soru çıkıyor:
'Eğer amaç şiddet sarmalına son vermek ve gücün meşru kullanım tekeli oluşturmaksa, Siyonist yerleşimcilerin eline verilen binlerce silahın akıbeti ne olacak?'
Bu soru, işgalcilerin silahlandırılmasının marjinal bir süreç olmaktan çıkıp, aksine İsrâil rejiminin güvenlik politikasının bir parçası haline geldiği bir dönemde daha da büyük bir önem kazanıyor.
İşgal altındaki Batı Şeria’da silahlı yerleşimci sayısındaki artış, İsrâil Ulusal Güvenlik ve SOYKIRIM Bakanlığı'nın yürüttüğü agresif politikalar nedeniyle son yılların en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Sivil ve askerî sınırların belirsizleştiği bu sürece dair güncel veriler ve resmi politikalar şunlardır:
1. Ruhsatlandırılmış Bireysel Silah Sayısı
a)- Ekim 2023'ten bu yana İsrâil genelinde ve özellikle Batı Şeria'daki yerleşimciler arasında 100.000'den fazla KİŞİSEL SİLAH RUHSATI onaylanmıştır.
b)- Ulusal Güvenlik ve TERÖR Bakanı Itamar Ben-Gvir'in talimatıyla, yerleşim yerlerinde yaşayan neredeyse tüm Yahudi sakinlerin güvenlik geçmişine bakılmaksızın silah alabilmesinin önü açılmıştır. ‘Sadece Kudüs ve Çevresindeki 41 Mahallede 300.000'den Fazla Kişi OTOMATİK OLARAK SİLAH RUHSATI ALMA Hakkına Sahip Kılınmıştır.’
2. Terör Devleti Eliyle Silahlandırılan SİVİL BİRLİKLER
a)- İsrâil terör hükûmeti, ‘Kilitat Konenut’ olarak bilinen ve İŞGALCİLERDEN oluşan sivil ilk müdahale ekiplerine doğrudan ‘8.000 Adet Askerî Saldırı Tüfeği’ dağıtmıştır.
b)- Bu İŞGALCİ gruplarına devlet bütçesinden sadece silah değil, aynı zamanda askerî üniformalar, taktik araçlar (ATV) ve gece görüş dürbünleri de tahsis edilmiştir.
3. Yerleşim Birimlerinin Silah Ağına Eklenmesi
Batı Şeria ve Doğu KUDÜS'te yer alan yasadışı yerleşim birimlerinin sayısı her geçen gün artmaktadır. Bakanlık, silah ruhsatı dağıtım yetkisini her dönem yeni yasadışı yerleşim alanlarını listeye ekleyerek genişletmektedir.
4. Şiddet Vakalarındaki Artış
a)- Resmi güvenlik verilerine göre, aşırılıkçı yerleşimcilerin gerçekleştirdiği ve ‘milliyetçi suç’ (terör) olarak sınıflandırılan ağır saldırıların sayısı bir evvelki yılın aynı dönemine göre %63 artmıştır.
b)- Batı Şeria'da işgalcilerin karıştığı şiddet olaylarına yönelik açılan polis soruşturmalarının %93'ü herhangi bir iddianame hazırlanmadan kapatılmaktadır. Bu durum, silahlı sivil ağların bölgede tamamen hukûkun üstünde hareket etmesine yol açmaktadır.
YAHUDİ Halkın Silahlandırılmasından Yerleşim Yerlerinde Silahlı Bir Gücün OLUŞUMUNA:
Batı Şeria'daki Filistinlileri yıldırma politikası; çok sayıda kontrol noktasının kurulması, belediye izni olmadığı gerekçesiyle evlerin yıkılması, güvenlik bahanesiyle zorunlu tehcir, tarım arazileri ile zeytinliklerin tahrip edilmesi ve özellikle de yerleşimcilerin silahlandırılması gibi çeşitli baskı araçlarıyla Siyonistler tarafından her zaman gündemde tutulmuştur.
Bununla birlikte bu politika, Netİnyahu liderliğindeki tamamen radikal sağcı hükûmetin işbaşına gelmesi ve işgalci kökenli figürlerin kabinede yer almasıyla çok daha şiddetli bir şekilde sürdürülmektedir.
Siyonist yerleşimcilerin ellerindeki silahlara dair kesin istatistikler yayınlanmasa da İsrâil Ulusal TERÖR Bakanı Itamar Ben-Gvir, Ekim 2024'te yaptığı açıklamada, yalnızca Gazze savaşının başlangıcından itibaren yerleşimciler ve diğer vatandaşlar arasında 120 binden fazla ateşli silah dağıtıldığını duyurdu.
Ben-Gvir ayrıca Gazze, Lübnân ve Batı Şeria sınırlarına yakın bölgelerde yaşayan sakinlerin silahlandırılmasını da vurgulamıştı.
Bu süreç 2026 yılında da durmadı. Mart 2026'da Ben-Gvir, ateşli silah ruhsatı kriterlerinin genişletildiğini duyurdu. Bu karara göre, işgal altındaki Kudüs'te Yahudi yerleşim bölgelerinde yaşayan sakinler, askerî geçmişe veya uzmanlık eğitimine ihtiyaç duymaksızın sadece ikamet ettikleri yere dayanarak silah ruhsatı başvurusunda bulunabilecekler.
Bu karar; askerî hizmetini tamamlamayan bazı Haredi (Ultra-Ortodoks) bireyler de dâhil olmak üzere yaklaşık 300 bin Siyonist yerleşimcinin ateşli silahlara erişimini kolaylaştırmıştır.
Böyle bir ortamda, özellikle yerleşim yerlerinin Filistin köyleri ve yerleşim alanlarıyla doğrudan iç içe olduğu Batı Şeria'da, ‘Silahlı Sivil’ ile ‘Güvenlik Gücü’ arasındaki hudut her zamankinden daha bulanık hale gelmektedir.
Silahlar, Yerleşim Yerlerini GENİŞLETME ARACINA Dönüştüğünde:
İşgalci Yahudilerin silahlarının önemi, yalnızca dağıtılan silahların sayısıyla sınırlı değildir. Asıl mesele, bu silahların nasıl kullanıldığı ve Batı Şeria'daki güç yapısı içindeki konumudur.
Son yıllarda Siyonist işgalciler, mevcut yerleşim birimlerini büyütmenin yanı sıra küçük tarım ve hayvancılık çiftlikleri ile karakollar (karakol yerleşimleri) kurmaya yönelmişlerdir. Kaynaklara göre bu mekanizmalar, çok daha geniş topraklar üzerinde kontrol sağlamayı mümkün kılmıştır.
Bu modelde, çobanlık yapan Siyonist İŞGALCİLERİN silahlı varlığı, otlak alanı kavgaları bahanesiyle Filistinlileri yıldırmada ve yerli halkı kendi bölgelerinden sürmede belirleyici bir rol oynamaktadır.
Uygun bir güvenlik ortamı oluşturulmadan yeni bir karakol kurulması, sürülerin yerleştirilmesi veya toprakların kademeli olarak gasp edilmesi zordur. Bu nedenle silah; sözde bir ‘Meşru Müdafaa’ aracı olmaktan çıkıp varlığı kalıcı hale getirme, Filistinlilerin toprağa erişimini kısıtlama ve coğrafi gerçekliği kademeli olarak değiştirme aracına dönüşmektedir.
İsrâilli kuruluş ‘Kerem Navot’un 2022 yılında yayınladığı rapor, Batı Şeria'da büyük çoğunluğu son on yılda kurulan 77 tarım yerleşkesinin varlığını belgelemişti. Metindeki bilgilere göre bu tesisler, Siyonist yerleşim birimleriyle birlikte yaklaşık 60 bin hektarlık bir alanı kontrol altında tutmaktadır; bu da Batı Şeria'nın C Bölgesi'nin yaklaşık %7'sine denk gelen bir yüzölçümüdür.
17 Mart 2023'te Fransız ‘Le Monde’ gazetesi, işgal altındaki Batı Şeria hakkında yayınladığı bir raporda, Siyonist yerleşimcilerin Filistin toprakları üzerindeki kontrollerini genişletmek İÇİN KOYUN ÇİFTLİKLERİ KURMAYI bir araç olarak kullandıklarını yazdı.
Rapora göre 2017 yılından itibaren hız kazanan bu süreç, birçok Filistin köyünün kademeli olarak kuşatılmasına ve sakinlerinin otlak ile tarım arazilerinden mahrum bırakılmasına neden oldu. Bu süreç, Binyamin Netİnyahu hükûmetindeki aşırı sağcı kanadın varlığıyla daha da şiddetlendi.
Rapora göre, Batı Şeria'nın güneyindeki Tuvana köyü sakinleri, 2020 yılında köyün yakınında bir koyun çiftliği kurulmasından bu yana, silahlı İŞGALCİ Siyonist çobanların sürekli saldırı ve tacizleriyle karşı karşıya kalıyor.
Bu çobanlar, HAYVANLARINI FİLİSTİNLİLERE AİT TOPRAKLARDA OTLATARAK halkın mera ve tarım kaynaklarına erişimini kısıtlamakta, bazı durumlarda ise sivillere yönelik silahlı şiddet eylemleri yaşanmaktadır.
‘Peace Now’ (Şimdi Barış) ve ‘Kerem Navot’ kuruluşlarının Mart 2025 tarihli ortak raporu da son üç yılda Yahudi yerleşimcilerin kontrolü altına giren Batı Şeria topraklarının %70'inin hayvancılık ve koyun otlatma faaliyetleri yoluyla gasp edildiğini göstermektedir.
Rapora göre, çoban karakollarının kurulması, İŞGALCİLERİN Batı Şeria yüzölçümünün yaklaşık %14'üne tekabül eden bölgeleri kontrol etmelerine imkân tanımıştır.
Râmallâh'ın kuzeydoğusundaki ‘Deyr Cerîr/دير جرير’ ve ‘Tayyibe/طَيِّبَة’ gibi köylerde de çobanlık, yerleşim birimlerini kademeli olarak genişletmenin bir aracına dönüşmüştür. Yerleşimciler, sürülerini Filistin topraklarına taşıyarak ve hayvancılık üsleri kurarak çiftçilerin topraklarına erişimini aşama aşama engellemektedir.
Haylice rapor, bu çobanların “Bir Kısmının Aşırı Sağcı Akımlara Mensup Olduğunu ve Hayvancılığı Sadece Ekonomik Bir Faaliyet Olarak Değil, Toprak ve Doğal Kaynakları GASP Etmenin Bir Yöntemi Olarak Yürüttüklerini” vurgulamaktadır.
İnsan hakları örgütleri ayrıca, bu yerleşimcilerin bazıları tarafından silah taşındığını, saldırgan köpeklerin ve dronların kullanıldığını ve Filistinlilerin mülklerine zarar verildiğini bildirmektedir.
Mahallî halkın aktardığına göre, bir tepede tek bir sürünün konuşlandırılması bile zamanla geniş bir arazi alanını Filistinlilerin erişiminden çıkarabilmektedir. Tarım arazilerinin yanı sıra, Filistinlilere ait evler, traktörler ve hayvanlar da bazı durumlarda saldırıların veya el koymaların hedefi olmaktadır.
Râmallâh ve çevresindeki mıntıkaların belediye başkan ile sakinleri, “Bu Çobanlık Faaliyetlerinin Genişlemesi Nedeniyle Filistinlilerin Kendilerine Ait Topraklara Özgürce Erişim İmkânını Kaybettiklerini” belirtiyor; üstelik işgalcilerin silahlı olması sebebiyle onlara karşı koyacak güçleri de bulunmuyor.
Bu modelde çobanlık, fiilen Yerleşim Birimi Kurmanın Ön Aşamasına dönüşmüş durumdadır; sürülerin ve hayvancılık üslerinin yayılması, Filistin toprakları üzerindeki kontrolü kalıcı hale getirmenin yolunu açmaktadır.
- DEVAM Edecek -
