Kurak TOPRAKTA Hayâlî Bir İmparatorluk

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 05.08.2026 - 14:30, Güncelleme: 05.08.2026 - 14:30 248 kez okundu.
 

Kurak TOPRAKTA Hayâlî Bir İmparatorluk

Netİnyahu "İrân’a Saldırmaktan" Bahsederken Genelkurmay "İç Çöküşü" Ortaya Koyuyor / Siyonist Rejim Ordusunda Personel Krizi: 45.000 Asker Açığı ve Givati ​​Tugayı’ndan FİRAR Eden Binlerce ASKER
Son günlerde, ABD terör ordusunun Siyonist rejimin terörist milisleriyle işbirliği içinde İrân’a yönelik yeni bir HAREKÂT planına ilişkin olarak, Amerikan ve Siyonist haber organları tarafından devasa bir medya ve propaganda kampanyası başlatıldı. Bu propaganda ve medya kampanyasının dikkat çekici bir yönü, Siyonist yetkililerin İrân ile yeni bir çatışma turuna duydukları istekliliği yansıtan savaş yanlısı söylemleridir. Bizzat Binyamin Netİnyahu ve bilhassa da KATLİÂM Bakanı Yisrael Katz, İrân ile topyekûn bir SAVAŞ hakkında her geçen gün daha saldırgan ve böbürlenen bir üslupla konuşurken; aynı zamanda Mısır'a açık ya da örtülü uyarılarda bulunmakta ve Türkiye'ye yönelik sözlü tehditler savurmaktadır. Sıklıkla yeni cepheler açmaya yönelik tuhaf bir hevesin eşlik ettiği bu saldırgan söylem, mutlak ve sınırsız bir güç imajı çiziyor. Öte yandan, İsrâil terör rejimine dair nesnel ve sarsıcı gerçeklik; en ufak bir ciddi sarsıntıda çökebilecek, tamamen eriyip yok olmanın eşiğindeki, zayıf ve tükenmiş bir yapıya işaret etmekte.. Bu paradoksun derinliğini kavramak için, söz konusu rejimin temel unsurlarını incelemek yeterlidir. Her şeyden önce İsrâil, son derece kırılgan bir demografik ve coğrafi yapıya sahiptir. Ülke bile denemeyecek bu Terör YAPISI, “Ortak Bir Ulusal Bütünlükten Yoksun Olan; Kimlik, İnanç ve Sosyal Geçmişleri Bakımından Birbirinden Büyük Ölçüde Farklılık Gösteren, Dünyanın Dört Bir Yanından Gelmiş Yahudi Göçmenlerin Heterojen Bir Karışımı ile Mühim Bir Arap Topluluğundan Oluşan On Milyonun Altındaki Bir Nüfusa ve Harita Üzerinde Adeta Bir NOKTA Kadar Yer Kaplayan Bir Yüzölçümüne Sahiptir.” Yapay Rejim; İrân veya Yemen gibi ülkelerde bulunan sarp dağlar, uçsuz bucaksız çöller ya da dağlık araziler gibi doğal savunma unsurlarından ve stratejik derinlikten yoksundur. Buna karşılık İsrâil, dünyanın en az su kaynağına sahip bölgelerinden birinde yer almakta; Kudüs, Tel Aviv ve Hayfa gibi yalnızca üç büyük şehre ve bunların yanı sıra, tamamı büyük çaplı bir saldırının kolayca menziline girebilecek konumdaki az sayıda yoğunlaştırılmış rafineri ile sanayi ve askerî merkeze bağımlı bulunmaktadır. Şimdi, bu çelimsiz bedene bir de 7 Ekim 2023'ten bu yana süregelen savaşın derin ve kanayan yaralarını ekleyin! Bu süreçte İsrâil,eş zamanlı olarak birden fazla cephede bir yıpratma muharebesi yürütmüş; özellikle İrân ve Hizbullâh ile yaşanan doğrudan çatışmalarda, askerî ve iktisâdî tesislerinin yanı sıra kritik altyapısını da hedefleyen ağır darbeler almıştır. Washington’ın sağladığı cömert mali desteğe rağmen, rejimin ekonomisi giderek artan bir şekilde enflasyon, durgunluk ve on milyarlarca şekel tutarındaki bütçe açıklarına doğru sürüklenirken; İrân’la yaşanan son çatışmanın ardından keskin bir ivme kazanan “ELİTLERİN, SERMAYENİN ve BİLİMSEL YETENEKLERİN KİTLESEL GÖÇÜ”, rejimin gelecekteki varlığına yönelik varoluşsal bir tehdit oluşturuyor. Bu Tükenmişlik Ortamında Ciddi Bir Soru Ortaya Çıkıyor: Netİnyahu ve siyasi kliği, yanıltıcı bir coşkuyla hareket ederek neden daha fazla savaş kışkırtıcılığına yöneliyor da Türkiye ve Mısır gibi nüfus ve toprak bakımından çok daha büyük ülkeleri tehdit ediyor? Cevap, siyasi çaresizliklerinde ve kişisel hayatta kalma mücadelelerinde yatıyor; Netİnyahu ve Katz, tükenmiş, kanlı bir İsrâil toplumunun önünde hesap vermekten veya kamuoyunun ve resmi yasal süreçlerin mahkemesinden kaçmak için sürekli olarak çatışmayı körüklemekten ve sürekli bir olağanüstü hal durumundan başka bir yol görmüyor. Bu patolojik yüzleşmenin sonucu; liderliğin pervasız hedefleri ile rejimin mevcut -ve giderek azalan- kapasitesi arasında derinleşen bir uçurumdur. Zira sahadaki bulgular ve bizzat rejimin üst düzey komutanlarının uyarılarına göre rejim, yalnızca yeni bir cephe açma kapasitesinden yoksun olmakla kalmayıp, aynı zamanda iç çöküşün ve mevcut cephelerde harbi sürdürme becerisinin tükenmesinin de eşiğindedir. Bu uçurum, İsrâilli askerî komutanların raporlarına ve nesnel verilere dayanarak aşağıda ayrıntılı bir şekilde ele alacağımız analizin temelini oluşturur. Sayısal Kriz: Personel Açığı İlk Tahminleri de Aşıyor: Siyasi yetkililerin verdiği güvencelerin aksine, üst düzey askerî komutanlar yakın bir çöküş konusunda açıkça uyarıda bulunuyor. 21 Mart'ta, rejimin Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Eyal Zamir, kapalı bir oturumda Güvenlik Kabinesi'ni; ordunun on ‘KIRMIZI SİNYAL’ verdiğini, yedek kuvvetlerin ‘DAYANAMAYACAĞINI’ ve ordunun ‘İÇSEL BİR ÇÖKÜŞE’ doğru sürüklendiğini belirterek uyarmıştı. Ayrıca Knesset Dışişleri ve Savunma Komitesi'ne ‘Yedek Ordunun Çökeceğini’ söyleyip zorunlu askerlik süresinin 30 aya indirilmesinin ardından, Ocak 2027'den itibaren ordunun binlerce muharip asker daha kaybedeceği uyarısında bulunmuştu. Yeni İstatistikler, Durumun Daha Evvel Bildirilenden Daha Kritik Olduğunu Gösteriyor: Ordu sözcüsü Effi/Ephraim DEFRİN, ordunun yaklaşık 45.000 asker açığıyla karşı karşıya olduğunu ve bu sayının 7.000 ila 18.000'inin muharip birliklerden oluştuğunu tahmin etti. Bu rakam, daha evvelki 12.000'lik tahminin üzerindedir. Ordunun yedek kuvvet katılımını hesaplama yöntemi iyimser bir tablo ortaya koyuyor. Oysa Ordu Radyosu'na göre, yüzde 50 ila 70 oranında katılım bildiren birlikler, uygulamada çok daha düşük bir fiili mevcutla faaliyet gösteriyor. Bir yedek birlik komutanı Ordu Radyosu'na panikle şunu haykırmıştı: "Yedek birlikler bugün eksik kadroyla görev yapıyor. Bir tabur tam bir tabur değil, bir bölük de aslında tam bir bölük sayılmaz." Güç Kaybının Somut KANITLARI: Tugayın Çöküşünden Garnizondan FİRARA Kadar Raporlar, ciddi güç kaybına dair somut ve endişe verici örneklere işaret ediyor. İsrâil Ordu Radyosu, bazı yedek tugayların ‘Fiilen Çöküş’ noktasına yaklaştığını bildirdi. Lübnân'a konuşlandırılan bir yedek zırhlı tugay kritik düzeyde tank sıkıntısı yaşadı ve komutanlar, söz konusu tugayların ‘Tam Kadrolu Olmaktan Çok Uzak’ olduğunu rapor etti. Bir örnekte, yedek bir bölük, bölük komutanının görevden alınması ve astsubay bulunmaması nedeniyle sadece tek bir subayla Lübnân'da bir görevi tamamladığıdır. Son gelişmelerden birinde, İsrail Hayom gazetesi 31 Temmuz 2026'da, Givati ​​Tugayı'ndan 100 askerin bölük komutanlarına protesto amacıyla görev yerlerini terk ederek SİLAHLARINI YERE ATIP, FİRÂR ettiklerini bildirdi. Ekipman Krizi: Tank, Mühimmat ve Yedek Parça Eksikliği Sorun sadece personel eksikliği değil; ordu aynı zamanda ciddi bir ekipman yetersizliğiyle de boğuşuyor. Faal durumdaki tankların yetersizliği: Özellikle Gazze ve Lübnân'ın güneyindeki çatışmalarda tankların ağır hasar görmesi nedeniyle, ordunun elinde artık yeterli sayıda savaşa hazır tank bulunmuyor ve zırhlı birlikler gereğinden daha az sayıda tankla faaliyet gösteriyor. Mâlî Krizler de cabası…
Netİnyahu "İrân’a Saldırmaktan" Bahsederken Genelkurmay "İç Çöküşü" Ortaya Koyuyor / Siyonist Rejim Ordusunda Personel Krizi: 45.000 Asker Açığı ve Givati ​​Tugayı’ndan FİRAR Eden Binlerce ASKER

Son günlerde, ABD terör ordusunun Siyonist rejimin terörist milisleriyle işbirliği içinde İrân’a yönelik yeni bir HAREKÂT planına ilişkin olarak, Amerikan ve Siyonist haber organları tarafından devasa bir medya ve propaganda kampanyası başlatıldı.

Bu propaganda ve medya kampanyasının dikkat çekici bir yönü, Siyonist yetkililerin İrân ile yeni bir çatışma turuna duydukları istekliliği yansıtan savaş yanlısı söylemleridir.

Bizzat Binyamin Netİnyahu ve bilhassa da KATLİÂM Bakanı Yisrael Katz, İrân ile topyekûn bir SAVAŞ hakkında her geçen gün daha saldırgan ve böbürlenen bir üslupla konuşurken; aynı zamanda Mısır'a açık ya da örtülü uyarılarda bulunmakta ve Türkiye'ye yönelik sözlü tehditler savurmaktadır.

Sıklıkla yeni cepheler açmaya yönelik tuhaf bir hevesin eşlik ettiği bu saldırgan söylem, mutlak ve sınırsız bir güç imajı çiziyor.

Öte yandan, İsrâil terör rejimine dair nesnel ve sarsıcı gerçeklik; en ufak bir ciddi sarsıntıda çökebilecek, tamamen eriyip yok olmanın eşiğindeki, zayıf ve tükenmiş bir yapıya işaret etmekte..

Bu paradoksun derinliğini kavramak için, söz konusu rejimin temel unsurlarını incelemek yeterlidir. Her şeyden önce İsrâil, son derece kırılgan bir demografik ve coğrafi yapıya sahiptir.

Ülke bile denemeyecek bu Terör YAPISI, “Ortak Bir Ulusal Bütünlükten Yoksun Olan; Kimlik, İnanç ve Sosyal Geçmişleri Bakımından Birbirinden Büyük Ölçüde Farklılık Gösteren, Dünyanın Dört Bir Yanından Gelmiş Yahudi Göçmenlerin Heterojen Bir Karışımı ile Mühim Bir Arap Topluluğundan Oluşan On Milyonun Altındaki Bir Nüfusa ve Harita Üzerinde Adeta Bir NOKTA Kadar Yer Kaplayan Bir Yüzölçümüne Sahiptir.”

Yapay Rejim; İrân veya Yemen gibi ülkelerde bulunan sarp dağlar, uçsuz bucaksız çöller ya da dağlık araziler gibi doğal savunma unsurlarından ve stratejik derinlikten yoksundur.

Buna karşılık İsrâil, dünyanın en az su kaynağına sahip bölgelerinden birinde yer almakta; Kudüs, Tel Aviv ve Hayfa gibi yalnızca üç büyük şehre ve bunların yanı sıra, tamamı büyük çaplı bir saldırının kolayca menziline girebilecek konumdaki az sayıda yoğunlaştırılmış rafineri ile sanayi ve askerî merkeze bağımlı bulunmaktadır.

Şimdi, bu çelimsiz bedene bir de 7 Ekim 2023'ten bu yana süregelen savaşın derin ve kanayan yaralarını ekleyin!
Bu süreçte İsrâil,eş zamanlı olarak birden fazla cephede bir yıpratma muharebesi yürütmüş; özellikle İrân ve Hizbullâh ile yaşanan doğrudan çatışmalarda, askerî ve iktisâdî tesislerinin yanı sıra kritik altyapısını da hedefleyen ağır darbeler almıştır.

Washington’ın sağladığı cömert mali desteğe rağmen, rejimin ekonomisi giderek artan bir şekilde enflasyon, durgunluk ve on milyarlarca şekel tutarındaki bütçe açıklarına doğru sürüklenirken; İrân’la yaşanan son çatışmanın ardından keskin bir ivme kazanan “ELİTLERİN, SERMAYENİN ve BİLİMSEL YETENEKLERİN KİTLESEL GÖÇÜ”, rejimin gelecekteki varlığına yönelik varoluşsal bir tehdit oluşturuyor.

Bu Tükenmişlik Ortamında Ciddi Bir Soru Ortaya Çıkıyor:
Netİnyahu ve siyasi kliği, yanıltıcı bir coşkuyla hareket ederek neden daha fazla savaş kışkırtıcılığına yöneliyor da Türkiye ve Mısır gibi nüfus ve toprak bakımından çok daha büyük ülkeleri tehdit ediyor?

Cevap, siyasi çaresizliklerinde ve kişisel hayatta kalma mücadelelerinde yatıyor; Netİnyahu ve Katz, tükenmiş, kanlı bir İsrâil toplumunun önünde hesap vermekten veya kamuoyunun ve resmi yasal süreçlerin mahkemesinden kaçmak için sürekli olarak çatışmayı körüklemekten ve sürekli bir olağanüstü hal durumundan başka bir yol görmüyor.

Bu patolojik yüzleşmenin sonucu; liderliğin pervasız hedefleri ile rejimin mevcut -ve giderek azalan- kapasitesi arasında derinleşen bir uçurumdur. Zira sahadaki bulgular ve bizzat rejimin üst düzey komutanlarının uyarılarına göre rejim, yalnızca yeni bir cephe açma kapasitesinden yoksun olmakla kalmayıp, aynı zamanda iç çöküşün ve mevcut cephelerde harbi sürdürme becerisinin tükenmesinin de eşiğindedir.

Bu uçurum, İsrâilli askerî komutanların raporlarına ve nesnel verilere dayanarak aşağıda ayrıntılı bir şekilde ele alacağımız analizin temelini oluşturur.

Sayısal Kriz: Personel Açığı İlk Tahminleri de Aşıyor:
Siyasi yetkililerin verdiği güvencelerin aksine, üst düzey askerî komutanlar yakın bir çöküş konusunda açıkça uyarıda bulunuyor. 21 Mart'ta, rejimin Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Eyal Zamir, kapalı bir oturumda Güvenlik Kabinesi'ni; ordunun on ‘KIRMIZI SİNYAL’ verdiğini, yedek kuvvetlerin ‘DAYANAMAYACAĞINI’ ve ordunun ‘İÇSEL BİR ÇÖKÜŞE’ doğru sürüklendiğini belirterek uyarmıştı.

Ayrıca Knesset Dışişleri ve Savunma Komitesi'ne ‘Yedek Ordunun Çökeceğini’ söyleyip zorunlu askerlik süresinin 30 aya indirilmesinin ardından, Ocak 2027'den itibaren ordunun binlerce muharip asker daha kaybedeceği uyarısında bulunmuştu.

Yeni İstatistikler, Durumun Daha Evvel Bildirilenden Daha Kritik Olduğunu Gösteriyor:
Ordu sözcüsü Effi/Ephraim DEFRİN, ordunun yaklaşık 45.000 asker açığıyla karşı karşıya olduğunu ve bu sayının 7.000 ila 18.000'inin muharip birliklerden oluştuğunu tahmin etti. Bu rakam, daha evvelki 12.000'lik tahminin üzerindedir.

Ordunun yedek kuvvet katılımını hesaplama yöntemi iyimser bir tablo ortaya koyuyor. Oysa Ordu Radyosu'na göre, yüzde 50 ila 70 oranında katılım bildiren birlikler, uygulamada çok daha düşük bir fiili mevcutla faaliyet gösteriyor.

Bir yedek birlik komutanı Ordu Radyosu'na panikle şunu haykırmıştı:
"Yedek birlikler bugün eksik kadroyla görev yapıyor. Bir tabur tam bir tabur değil, bir bölük de aslında tam bir bölük sayılmaz."

Güç Kaybının Somut KANITLARI: Tugayın Çöküşünden Garnizondan FİRARA Kadar
Raporlar, ciddi güç kaybına dair somut ve endişe verici örneklere işaret ediyor.
İsrâil Ordu Radyosu, bazı yedek tugayların ‘Fiilen Çöküş’ noktasına yaklaştığını bildirdi. Lübnân'a konuşlandırılan bir yedek zırhlı tugay kritik düzeyde tank sıkıntısı yaşadı ve komutanlar, söz konusu tugayların ‘Tam Kadrolu Olmaktan Çok Uzak’ olduğunu rapor etti.

Bir örnekte, yedek bir bölük, bölük komutanının görevden alınması ve astsubay bulunmaması nedeniyle sadece tek bir subayla Lübnân'da bir görevi tamamladığıdır.

Son gelişmelerden birinde, İsrail Hayom gazetesi 31 Temmuz 2026'da, Givati ​​Tugayı'ndan 100 askerin bölük komutanlarına protesto amacıyla görev yerlerini terk ederek SİLAHLARINI YERE ATIP, FİRÂR ettiklerini bildirdi.

Ekipman Krizi: Tank, Mühimmat ve Yedek Parça Eksikliği
Sorun sadece personel eksikliği değil; ordu aynı zamanda ciddi bir ekipman yetersizliğiyle de boğuşuyor.

Faal durumdaki tankların yetersizliği: Özellikle Gazze ve Lübnân'ın güneyindeki çatışmalarda tankların ağır hasar görmesi nedeniyle, ordunun elinde artık yeterli sayıda savaşa hazır tank bulunmuyor ve zırhlı birlikler gereğinden daha az sayıda tankla faaliyet gösteriyor.

Mâlî Krizler de cabası…

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.