MARDİN’İN TARİHİ SİLÜETİ BETONUN GÖLGESİNDE KALMAMALI
MARDİN’İN TARİHİ SİLÜETİ BETONUN GÖLGESİNDE KALMAMALI
Mardin’in tarihi dokusunu bozan betonarme yapılar meselesi artık yalnızca bir estetik tartışma değildir. Bu, şehrin kimliğini ve geleceğini ilgilendiren ciddi bir koruma meselesidir.
Taş evleri, dar sokakları, tarihi yapıları ve yüzyıllar boyunca oluşmuş eşsiz siluetiyle Mardin, Türkiye’nin en önemli kültür şehirlerinden biridir. Ancak tarihi yapıların üzerine veya arasına sonradan eklenen betonarme yapılar ve geleneksel mimariyle uyumsuz eklentiler, bu özgün görünümü ciddi biçimde gölgelemektedir.
Mardin’e betonun değil, taşın ve tarihin silueti yakışıyor.
Aslında bu konuda önemli bir adım zaten atılmış durumda. Mardin Valiliği’nin Haziran 2025’te yaptığı açıklamaya göre, Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından 240 betonarme eklenti için yıkım kararı alınmış; yaklaşık 1.000 yapının da tarihi dokuya aykırı olduğu tespit edilmişti. Aynı açıklamada o tarihe kadar 50 yapı ve 194 bağımsız bölümün yıkıldığı belirtilmişti.
Anadolu Ajansı da 2025 yılında Ulu Cami çevresinde tarihi silueti kapatan betonarme katların yıkımına yeniden başlandığını ve çalışmaların tarihi kentin özgün görünümünü ortaya çıkarmayı amaçladığını haberleştirdi.
Demek ki mesele tespit edilmiş, kararlar alınmış ve çalışma başlatılmış durumda.
Şimdi ihtiyaç duyulan şey, bu sürecin kararlılıkla sürdürülmesidir.

TARİHİN ÜZERİNE BETON EKLENMEMELİ
Özellikle sit alanlarında tarihi yapıların görünümünü kapatan, kent siluetini bozan ve geleneksel Mardin mimarisiyle uyum göstermeyen yapı ve eklentiler yeniden gözden geçirilmelidir.
Elbette burada amaç gelişigüzel yıkım değildir.
Mülkiyet hakları, ilgili mevzuat ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararları gözetilerek, gerekli hukuki süreçler işletilmeli; vatandaşlarla uzlaşma ve mağduriyetlerin giderilmesi ilkeleri korunmalıdır. Nitekim Valilik, 2025’teki açıklamasında yıkımların vatandaşlarla görüşülerek, uzlaşma sağlanarak ve belirlenen bedeller ödenerek gerçekleştirildiğini belirtmişti.
Yıkılan yapıların bulunduğu alanların da bölgenin ihtiyacına göre yeşil alan, otopark veya kamu alanı olarak değerlendirilmesi, dönüşümün yalnızca yıkımdan ibaret olmaması açısından önem taşıyor.
AMAÇ MARDİN’İN TARİHİ FOTOĞRAFINI ORTAYA ÇIKARMAK OLMALI
Mardin’e gelen insanlar betonarme yapıları görmek için gelmiyor.
Mardin’e Mardin’i görmek için geliyor.
Bu nedenle tarihi dönüşüm yalnızca birkaç binanın yıkılması olarak görülmemeli. Ulu Cami, tarihi çarşılar, geleneksel taş yapılar ve kentin genel silueti bir bütün olarak ele alınmalıdır. 2025’teki çalışmalarda da betonarme eklentilerin yanı sıra Birinci Cadde’nin yayalaştırılması, tarihi çarşıların canlandırılması ve tarihi çeşme ile ibadethanelerin restorasyonu gibi çalışmaların birlikte yürütüleceği açıklanmıştı.
Mardin’in ihtiyacı olan şey tam da budur:
Parça parça müdahaleler yerine, tarihi kentin bütününü koruyan kapsamlı bir plan.
Çünkü mesele yalnızca görüntü değildir. Mesele Mardin’in hafızasıdır.
Bugün kaldırılması mümkün olan ve tarihi dokuyu bozan bir yapı yarın kentin kalıcı bir parçasına dönüşebilir. Buna karşılık bugün korunan her taş yapı, gelecek kuşaklara bırakılmış gerçek bir mirastır.
Mardin’in tarihi dönüşüm süreci yeniden hızlandırılmalı; daha önce alınmış kararların uygulanması, tespitlerin güncellenmesi ve tarihi silueti bozan yapıların mevzuat çerçevesinde ortadan kaldırılması için çalışmalar kararlılıkla sürdürülmelidir.
Mardin’in tarihi silueti betonun gölgesinde kalmamalı.
Taşın, tarihin ve medeniyetlerin şehri; geçmişinden aldığı güzelliği geleceğe taşımalıdır.
Çünkü Mardin yalnızca bugünün şehri değildir.
Mardin, gelecek nesillere bırakacağımız ortak bir mirastır.



