NETiNYAHU NEDEN ORTA DOĞU'DA BARIŞA İZİN VERMİYOR?
NETiNYAHU NEDEN ORTA DOĞU'DA BARIŞA İZİN VERMİYOR?
Operasyonun ölçeği, güneydeki ilerlemenin derinliği, köprülerin ve yerleşim bölgelerinin yıkımı, Beyrut'a yapılan büyük saldırılar ve sözde tampon bölgenin sürekli genişlemesi, bunun sadece Hizbullah'ı kontrol altına almaya yönelik taktiksel bir girişim olmadığını gösteriyor.
Bu, Güney Lübnan'ın askerî ve siyâsî gerçekliğini gelecek yıllar için yeniden şekillendirme girişimidir. İsrail bunu Litani Nehri'ne kadar bir güvenlik kuşağı oluşturulması olarak tanımlıyor. Ancak bölgenin dilinde bu farklı yorumlanıyor. Bu, uzun vadeli toprak kontrolüne, hudut şeridi nüfusunun tahliyesine ve sahada geri döndürülmesi çok zor olacak gerçekliklerin yaratılmasına giden bir yoldur.
Resmi olarak, muharebenin yeni merhalesi 2 Mart'ta, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve İran liderinin suikastının ardından Hizbullah'ın İsrail'e ateş açmasıyla başladı.
İsrail, Lübnan'a karşı büyük bir hava harekâtıyla karşılık verdi ve ardından güneydeki kara operasyonlarını genişletti. O dönemde, Nevvâf Selâm/ نوّاف سلام hükûmeti, Hizbullah'ın kararından uzaklaşmaya çalışarak, hareketin devlet kurumları dışındaki askerî faaliyetlerini yasaklama ve silahlarının hükûmete teslim edilmesini talep etme gibi eşi benzeri görülmemiş bir adım attı.
Bu, Lübnan içindeki dengenin değiştiğinin ehemmiyetli bir işaretiydi. Hizbullah artık silahlı bağımsızlığının hükûmet tarafından otomatik olarak kabul edildiği gibi davranamazdı. Ancak bu hamle, krizin diğer yüzünü de ortaya koydu. Beyrut, Hizbullah üzerinde siyasi baskı uyguluyor, ancak daha derin bir iç bölünme riskine girmeden onu hızla silahsızlandırmak için ne kaynaklara ne de bir iç uzlaşmaya sahip!
Başka Bir İsimle Toprak Gaspı
Askerî açıdan İsrail, misilleme saldırılarının sınırlarını hızla aştı. Mart ayı sonlarında Savunma Bakanı Yisrael Katz, Lübnan topraklarının yaklaşık onda birini oluşturan Litani Nehri'ne kadar olan güney Lübnan'ı güvenlik bölgesi olarak tutma niyetini açıkça ilan etti.
Bunu köprü saldırıları, hudut köylerindeki evlerin yıkılması ve nehrin güneyindeki sakinlerin tahliyesi izledi. Kısa bir süre sonra İsrail yeni tahkimatlar inşa etmeye ve ıssız köyleri yıkmaya başladı, Başbakan Benjamin Netİnyahu ise güvenlik bölgesini genişletmekten açıkça bahsetti. İsrail askeri makinesi artık operasyonun uzun vadeli doğasını gizlemiyordu. BU bir saldırı değildi. Bu, Hizbullah'la mücadele bahanesiyle yürütülen BİR TOPRAK DÖNÜŞÜM PROJESİYDİ.
İşte asıl siyâsî soru burada yatıyor. İsrail sağ kanadı için Güney Lübnan giderek ideolojik bir alan haline geliyor. En açık ifade, Mart ayı sonlarında İsrail'in yeni sınırının Litani Nehri boyunca uzanması gerektiğini söyleyen Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'ten geldi; bu, üst düzey bir İsrail yetkilisinin Lübnan topraklarını ele geçirme çağrısının en net örneğiydi.
Şu anda resmi bir kabine belgesinde Güney Lübnan'da Yahudi yerleşimlerinin inşasına dair resmi olarak onaylanmış bir hükûmet planı bulunmamaktadır. Ancak, üst düzey bir bakan sınırın değiştirilmesinden bahsederken, ordu aynı anda hudut bölgesini ateşe verip evleri yıkıyor ve bölgenin uzun vadeli kontrolü için hazırlık yapıyorsa, analitik sonuç zaten açıktır.
Gelecekteki yerleşim genişlemesi fikri neredeyse doğal olarak işgalden kaynaklanmaktadır. İsrail'deki aşırı sağ için bu sonuç arzu edilir görünmektedir. Gerekçe olarak Hizbullah'la mücadele gösterilmektedir. Gerçek içerik ise sahnede yeni bir baskıcı düzenin pekiştirilmesidir.
İşte tam da bu yüzden Lübnan'da korkular bu kadar yoğun. Lübnan toplumu için tampon bölge söylemi, 2000 yılına kadar süren güneydeki uzun işgal ve istila tarihini yankılıyor.
İsrail, Litani Nehri üzerindeki köprüleri yıkıp nüfusu evlerinden çıkardığında, aslında yeni ve uzun vadeli bir varlık için şartlar yaratıyor. İsrail söylemi bunu sadece bir güvenlik bölgesi olarak sunsa bile, sonuç sakinler için klasik bir askerî kontrol modeline çok benziyor. Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Lübnan'ın toprak bütünlüğünü koruma ihtiyacını vurgularken, Birleşmiş Milletler bu tür söylemleri son derece endişe verici olarak nitelendirdi.
Katliamlar ve Hedefli Saldırılar
Taarruzların en kanlı anı 8 Nisan saldırılarıyla yaşandı. O gün İsrail, savaşın başlangıcından bu yana Lübnan'a en ağır hava saldırılarını düzenledi.
İsrail güçleri, Beyrut, Bekaa Vadisi ve ülkenin güneyinde, çoğu yoğun nüfuslu bölgelerde olmak üzere 100'den fazla Hizbullah hedefini vurduklarını açıkladı. Lübnan Sivil Savunmasına göre 254 kişi öldü ve 1100'den fazla kişi yaralandı. Lübnan Sağlık Bakanlığı o dönemde daha düşük, ancak yine de korkunç bir rakam verdi ve sayımın henüz tamamlanmadığını vurguladı. Haberlerde, saldırıdan sonra ambulansların Beyrut'un merkezine ulaşmakta zorlandığı ve insanların yaralıları motosikletlerle taşıdığı sahneler anlatıldı. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, bunu kalıcı bir ATEŞKES şansını baltalayan bir KATLİAM olarak nitelendirdi.
Savaş burada bitmedi. 10 Nisan'da İsrail, Nabatiye'ye saldırdı, bir hükûmet binasını vurarak Lübnan devlet güvenlik güçlerinin 13 üyesini öldürdü. Bu çok anlamlı bir olaydı. Sadece Hizbullah üsleri değil, aynı zamanda Lübnan hükûmet kurumları ve güvenlik yapıları da saldırıya uğradığında, silahlı bir harekete karşı savaş ile Lübnan devletinin kendisine karşı savaş arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başlar.
O dönemde Lübnanlı yetkililer, 2 Mart'tan bu yana en az 1953 kişinin öldüğünü tahmin ediyor. 6303 kişi de yaralanmıştı. Bir milyondan fazla insan evlerinden edilmişti. İsrail'in tahliye emri, Lübnan topraklarının yaklaşık yüzde 15'ini kapsıyordu.
İsrail, bu eylemleri Hizbullah'ı sınırından uzaklaştırmak, kuzey İsrail'e ateş açma kapasitesini ortadan kaldırmak ve derin bir caydırıcılık oluşturmak için gerekli olarak gerekçelendirmeye devam ediyor.
Askerî yetkililer ve uzmanlar, İsrail'in yeni "SONSUZ SAVAŞ" doktrininden bahsediyor; bu doktrine göre çatışma yarı kalıcı bir durum ve tampon bölgeler sadece Lübnan'da değil, GAZZE ve SURİYE'de de oluşturuluyor.
Bu çok önemli bir strateji; artık“İsrail'in Düşmanlarının Tamamen Yok Edilmesi Fikri Üzerine Değil, Toprakların Korunması Yoluyla KALICI OLARAK ZAYIFLATILMASI, YERİNDEN EDİLMESİ ve KONTROL ALTINA ALINMASI Üzerine Kurulu.”
Netİnyahu Neden Barışın Ötesinde?
Bu nedenle Netİnyahu ve sağcı koalisyonu için savaş, sadece dış politikanın bir aracı değil, aynı zamanda iç siyasi hayatta kalmanın da bir koşulu haline geldi.
Netİnyahu, muhtemelen kaybedeceği erken seçimlerden kaçınmak istiyor ve savaş, kamuoyunun dikkatini iç siyasi aksaklıklar ve krizlerden ulusal seferberlik söylemine kaydırmaya yardımcı oluyor.
Anketler onun için büyük bir siyasi kazanım göstermiyor, ancak savaş yine de ona ateşkesin vermediği bir şeyi verdi. Güvenlik odaklı bir gündemi sürdürmesine, muhalefet baskısını geciktirmesine ve doğrudan siyâsî hesaplaşma anını ertelemesine imkân sağladı. Ateş kesilirse, rahatsız edici sorular kalacak: Bu kadar yaygın yıkım neden gerekli görüldü? Belirtilen hedeflere neden ulaşılamadı? Ve Netİnyahu'nun kendi siyâsî erozyonuna ne yapılmalı?
Hizbullah Üzerindeki Baskı Giderek Artıyor
Aynı zamanda Hizbullah da zor bir durumda. Bir yandan karşı saldırı kapasitesini koruyor. Mart başından beri grup, İsrail'e yüzlerce roket ve insansız hava aracı fırlattı. Nisan başında bir roket, Tel Aviv de dâhil olmak üzere bazı bölgelerde hava saldırısı sirenlerini tetikledi. Hizbullah Hayfa'daki İsrail askerî altyapısına yönelik bir saldırının sorumluluğunu üstlendi.
8 Nisan'daki büyük bir İsrail saldırısının ardından Hizbullah, ateşkes ihlaline karşılık olarak roket atışlarına yeniden başladı. Mart sonuna kadar, Güney Lübnan'daki çatışmalarda en az dört İsrail askeri öldürüldü. Bu, İsrail saldırısının gerçek bir DİRENİŞLEkarşılaştığı anlamına geliyor. İsrail ordusunda kayıplar doğrulandı.
Ekipman kayıplarına gelince, İsrail zırhlı araçları ve altyapısının hasar görmesi veya imha edilmesiyle ilgili raporlar genellikle Hizbullah veya savaşın diğer tarafları tarafından yayınlanıyor ve her zaman bağımsız olarak ayrıntılı bir şekilde doğrulanmıyor. Ancak genel tablo açık. İsrail'in hava ve ateş gücündeki ezici üstünlüğüne rağmen, bu savaş kansız bir yürüyüş değil. Hizbullah hâlâ zarar verebiliyor ve İsrail'in güneyi tamamen ve güvenli bir şekilde ele geçirmesini engelleyebiliyor.
Öte yandan, Hizbullah üzerindeki baskı bugün sadece İsrail'den değil, Lübnan içinden de geliyor. Hükûmet, örgütün askerî faaliyetlerini yasakladı. Savaşın başında bile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail ile doğrudan müzakerelere hazır olduğunu ifade etmişti ve Nisan başlarında, ABD'nin arabuluculuğuyla Washington'da İsrail ve Lübnan büyükelçileri arasında bir görüşmenin hazırlandığı anlaşılmıştı.
Lübnan'ın resmi pozisyonu, evveliyâtlı olarak ATEŞKESİN sağlanması, ardından daha geniş kapsamlı müzakerelerin yapılması gerektiği yönündedir.
Ancak Beyrut'un böyle bir çerçeveye girmesi, Hizbullah'ın ülke içindeki silahlı özerkliğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir reddini ve savaştan duyduğu derin bıkkınlığı yansıtmaktadır. Aynı zamanda Hizbullah, İsrail ile doğrudan görüşmelere karşı çıkmakta ve Lübnan meselesinin ABD-İran diyaloğunun daha geniş çerçevesi içinde ele alınmasını tercih etmektedir.
Hizbullah'a yakın Lübnanlı yetkililer, ABD-İran görüşmeleri için Pakistan yolunu destekliyor gibi görünüyor ve bunu Washington'da yürütülecek ayrı bir süreçten daha uygun buluyorlar. İşte bu, Hizbullah'ın mevcut durumunu bu kadar ciddi kılıyor.
Daha Geniş Perspektif
Bu noktada, Lübnan cephesi doğrudan İran cephesiyle bağlantılıdır. İran, ABD ile yaptığı görüşmelerde, herhangi bir ATEŞKESİN sadece ABD-İran savaş alanıyla sınırlı kalmayıp Lübnan'ı da kapsaması gerektiğini vurguladı.
İran Dışişleri Bakanlığı, ATEŞKEStaahhütlerine tüm cephelerde saygı gösterilmesini sağlamak için Lübnan ile temas halinde olduğunu belirtti. İran'ın İslamabad görüşmelerindeki başlıca taleplerinden biri, yaptırımların hafifletilmesi ve saldırıların yol açtığı zararların tazmini meselesiyle birlikte Lübnan'da ATEŞKES sağlanmasıydı. Başka bir deyişle, Tahran Lübnan cephesini ikincil bir mesele olarak görmüyor.
İran için bu, “Müttefik Ülkeleri ve Bağlı Hareketleri İçeren Tek Bir Bölgesel Anlaşmanın Parçasıdır.” İran'ın bakış açısına göre, İsrail Hizbullah'a karşı savaşını sürdürdüğü ve ardından Tahran'la aynı çizgideki diğer güçlere karşı aynı baskı modelini uyguladığı sürece durum gerçekten istikrara kavuşamaz.
Bu nedenle İsrail'in İran'la ATEŞKESİNLübnan'ı kapsamadığı yönündeki tutumu, teknik bir kısıtlama değil, daha geniş bölgesel gerilimi azaltma girişimlerinden muaf kalma çabası gibi görünüyor.
Netİnyahu, Lübnan'ın İran'la yapılacak ATEŞKESE dâhil edilmeyeceğini açıkça belirtti ve aynı gün İsrail, Mart savaşının en yıkıcı saldırılarını Beyrut'a gerçekleştirdi.
Aslında İsrail, “Yeni Bir Bölgesel Mimari Üzerine Müzakerelere Katılma Hakkını GÜVENCE Altına Almaya Çalışırken, Aynı Zamanda Komşu Bölgeleri Zorla Yeniden Şekillendirmeye Devam Ediyor.”
Bu formül Netİnyahu hükûmetine uygun, ancak uzun süreli bir çatışmayı neredeyse garanti ediyor.
Lübnan için bu, ‘Bombardıman Altında Müzakere Etmek’ anlamına geliyor. Hizbullah için bu, ‘Güneyden Kademeli Olarak Çıkarılma Tehdidi’ anlamına geliyor. İran için ise, ‘Müzakere Masasına Oturması Beklendiği Anda Müttefiklerini Sistematik Olarak Baltalamak’anlamına geliyor.
Bu bağlamda, durumu fazla basitleştirmemek mühimdir. Evet, Hizbullah yıllardır olduğundan daha zayıf.
Reuters, harekete yakın kaynaklara atıfta bulunarak, savaşın başlamasından bu yana en az 400 savaşçısının şehit olduğunu bildirdi.
Evet, silahsızlandırılması şu anda Lübnan'da devlet politikasının bir unsuru olarak tartışılıyor. ABD hem Beyrut hem de İsrail'e bir müzakere çerçevesi oluşturmaları için baskı yapıyor.
Ancak bunların hiçbiri Hizbullah'ın yenildiği veya İsrail ordusunun hedeflerine ulaştığı anlamına gelmiyor. Aksine, tampon bölge oluşturma, köyleri yerle bir etme ve köprüleri yıkma ihtiyacı, İsrail'in geleneksel bir askerî saldırı yoluyla kalıcı güvenlik sağlayamayacağını gösteriyor.
İsrail direnişin coğrafyasını değiştirmek istiyor. Bu tür projeler neredeyse her zaman uzun bir savaş, yeni mülteci dalgaları, daha fazla radikalleşme ve çok yüksek bir sivil maliyet anlamına gelir.
Şu anki denge şöyle görünüyor: İsrail, Hizbullah'ın ateşine misilleme olarak sadece bir misilleme kampanyası başlatmakla kalmadı, aynı zamanda Güney Lübnan'ı uzun vadeli kontrol altına alma projesinin açık özelliklerini taşıyan bir saldırı da başlattı.
Sağcı İsrailli politikacılar, Litani'ye kadar olan bölgeyi arzu edilen yeni bir sınır olarak her zamankinden daha açık bir şekilde dile getiriyorlar. Bu kampın bir kısmı için, güneyi işgal etme ve nihayetinde orada Yahudi yerleşimlerini genişletme fikri artık marjinal bir fantezi değil, savaşın daha somut hale getireceği bir yol gibi görünüyor.
Hizbullah gerçekten de ciddi bir baskı altında; aynı anda İsrail ordusu, Lübnan hükûmeti ve uluslararası müzakerelerin mantığı tarafından baskı görüyor. Ancak, İsrail'e karşı saldırılarına ve zarar vermeye devam ediyor. Bu da İsrail ordusu için hızlı bir zaferin henüz ulaşılabilir görünmediği anlamına gelir.
İran ise, Washington ile yürüttüğü daha geniş kapsamlı müzakereler çerçevesinde, İsrail'in Lübnan ve Tahran'la ittifak halindeki diğer ülke ve hareketlere yönelik saldırganlığını sona erdirmeye çalışıyor.
Netİnyahu ve sağcı koalisyonu için ise savaş siyâsî olarak gerekli; çünkü savaş olmadan, iktidarlarının maliyeti, stratejilerinin başarısızlıkları ve seçmenlere karşı hesap verebilirlik konuları tüm gücüyle gündeme gelecek. Bu, mevcut krizin en tehlikeli yönü.
Savaş, uzun zamandır sadece bir güvenlik aracı olmaktan çıktı. İsrail'in iktidardaki elit kesiminin önemli bir bölümü için, siyâsî görev sürelerini uzatmanın bir yolu haline de geldi.


