ORTA DOĞU’da Değişen GÜÇ DENKLEMİ: Ensârullâh Askerî Aktivizmi ve Bölgesel Güvenlik Arayışları

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 22.09.2026 - 13:33, Güncelleme: 22.09.2026 - 13:33 203 kez okundu.
 

ORTA DOĞU’da Değişen GÜÇ DENKLEMİ: Ensârullâh Askerî Aktivizmi ve Bölgesel Güvenlik Arayışları

ORTA DOĞU’da Değişen GÜÇ DENKLEMİ: Ensârullâh Askerî Aktivizmi ve Bölgesel Güvenlik Arayışları
Orta Doğu jeopolitiği, devlet dışı veya yarı-devlet niteliğindeki silahlı aktörlerin stratejik etkinliklerini artırdığı hibrit bir döneme tanıklık etmektedir. Bu aktörlerin en dikkat çekeni, Yemen'in kuzeyini kontrol altında tutan Ensârullâh Hareketi’dir. Gazze'deki askerî operasyonlara tepki olarak Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve doğrudan bir TERÖR devleti olan İsrâil topraklarını hedef alan füze/İHA eylemleri, hareketi bölgesel denklemin merkezine taşımıştır. Bu durum, bir yandan İsrâil’in güvenlik mimarisini güney cephesinden zorlarken, diğer yandan bölgenin geleneksel güç merkezi olan Suûdî Arabistan’ı stratejik bir yol ayrımına sürüklemiştir. Ensârullâh’ın Askerî Aktivizmi ve İsrâil/Direniş Ekseni Denklemindeki Rolü "Ensârullâh’a yönelik her askerî darbenin İsrâil’e yarayacağı" yönündeki stratejik argüman, sahadaki maddi ve operasyonel gerçekliklerle doğrudan ilişkilidir. Harekete yönelik askerî yaptırımlar veya zayıflatma girişimleri iki temel düzlemde sonuç doğurmaktadır: 1)- Askerî ve Ekonomik Baskının Hafiflemesi: Ensârullâh, Kızıldeniz’de uyguladığı ticari blokaj ve asimetrik saldırılarla Tel Aviv yönetimini güney cephesinden sıkıştırmış ve ciddi bir lojistik baskı oluşturmuştur. Hareketin askerî kapasitesinin zayıflatılması, İsrâil üzerindeki bu güney baskısını hafifleterek Tel Aviv’in bölgesel hareket alanını genişletmektedir. 2)- Direniş Ekseni Entegrasyonu: İrân destekli ‘Direniş Ekseni’nin en otonom ve agresif bileşenlerinden biri olan Ensârullâh, İsrâil karşıtı bölgesel cephenin lojistik ve operasyonel derinliğini sağlamaktadır. Dolayısıyla, harekete vurulan darbeler kolektif bir zayıflamaya yol açarak statükoyu İsrâil lehine değiştirmektedir. Retorik ile Eylem Arasındaki Yarılma: Arap Devletleri vs. Ensârullâh Gazze krizi sürecinde, sokaktaki Arap ve Müslüman kamuoyu nezdinde Ensârullâh’a yönelik sempati dalgasının yükselmesi, eylemsel düzeydeki somut farklılıklardan kaynaklanmaktadır. Geleneksel Güçlerin Diplomatik Statükosu: Suûdî Arabistan, Mısır, Ürdün ve Körfez monarşileri; jeopolitik riskler, küresel ittifak bağları ve ekonomik istikrar kaygıları nedeniyle kriz karşısında bürokratik kınamalar ve arabuluculuk girişimleri gibi konvansiyonel diplomatik araçlarla sınırlı kalmışlardır. Askerî Angajman ve Popülarite: Devlet yapısının getirdiği egemenlik ve uluslararası hukuk bağlarından muaf olan Ensârullâh, doğrudan askerî güç kullanarak kamuoyu nezdinde ‘Filistin Davasının Fiilî Savunucusu’ imajını pekiştirmiştir. Ancak bu eylemsel farklılık, Ensârullâh’ın tamamen fedakarlık odaklı bir ajandaya sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Bölgesel eleştirmenler ve analistler; hareketin bu eylemleri iç harpteki meşruiyet krizini örtmek, Yemen halkının milliyetçi duygularını konsolide etmek ve iç savaştaki konumunu güçlendirmek için taktiksel bir araç olarak kullandığını savunmaktadır. Suûdî Arabistan’ın Güvenlik Arayışı ve Batı Dışı Alternatifler Yemen sahil şeridinden kendi petrol altyapısına yönelik tehditleri bertaraf etmek isteyen Riyad yönetimi, Batılı müttefiklerinden (ABD ve İngiltere) beklediği doğrudan ve kapsamlı muharip desteği alamamıştır. ABD’nin bölgede yeni bir geniş çaplı askerî cephe açmaktan kaçınması, MBS yönetimini alternatif arayışlara itmiştir. Gizli Ortaklık İddiası: İsrâil Kartı Batı’dan doğrudan muharip destek alamayan Riyad için askerî masada radikal bir seçenek bulunmaktadır. Ensârullâh'ın hem İsrâil'e hem de Suûdî Arabistan'a karşı eş zamanlı blokaj ve saldırılar yürütmesi, Riyad ile Tel Aviv'i ortak bir tehdit paydasında buluşturmaktadır. ABD'nin doğrudan rol almayı reddettiği bu denklemde, halihazırda bölgede İrân ekseniyle açık savaş yürüten İsrâil'in, Suûdî Arabistan adına Yemen'deki Ensârullâh mevzilerine yönelik hava ve istihbarat desteği sağlama teklifinde bulunduğu belirtilmektedir. Bu durum, Suûdî Arabistan için iç kamuoyunda ve İslâm dünyasında siyasi olarak taşınması son derece zor, ancak askerî tehdidi dengelemek adına masada tutulan pragmatik ve gizli bir seçenektir. Körfez İçi Dengeler ve İsrâil Opsiyonunun BAE ile Rekabete Etkisi Riyad’ın askerî denklemde ‘İsrâil kartını’ masaya sürmesi veya bu yönde gizli iş birliklerine kapı aralaması, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içindeki güç dengelerini, özellikle de Suûdî Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki örtülü rekabeti derinden etkilemektedir. İbrahim Anlaşmaları ile İsrâil ile normalleşme sürecini başlatan ve Tel Aviv ile derin güvenlik/ticaret bağları kuran BAE, uzun süredir kendisini bölgede ‘Batı ve İsrâil’in birincil ve en güvenilir Körfez ortağı’ olarak konumlandırmaktadır. Suûdî Arabistan'ın, Ensârullâh tehdidi karşısında İsrâil’in askerî ve istihbarat kapasitesinden doğrudan yararlanmaya başlaması, BAE'nin bu tekelini ve ayrıcalıklı konumunu sarsma potansiyeli taşımaktadır. Ayrıca Yemen sahası, Riyad ile Abu Dabi’nin vizyoner ve stratejik olarak ayrıştığı bir alandır. BAE, Güney Yemen'deki ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi'ni (GGK) destekleyerek stratejik limanlar ve liman güvenliği üzerinde nüfuz kurmaya odaklanırken; Suûdî Arabistan, Yemen'in toprak bütünlüğünü ve kendi sınır güvenliğini öncelemektedir. Riyad-Tel Aviv hattında kurulacak gizli bir askerî angajman, BAE'nin Güney Yemen'deki jeopolitik hesaplarını karmaşıklaştırabilir ve iki Körfez devi arasındaki diplomatik liderlik yarışını daha kırılgan hale getirebilir. Dolayısıyla İsrâil kartı, sadece Ensârullâh'ı dengeleme aracı değil, aynı zamanda Körfez içi liderlik mücadelesinde de ağırlık merkezini değiştirebilecek kritik bir parametredir. Diplomatik Default: Zorunlu Geri Çekilme (Çin ve Umman Ekseni) Askerî araçlarla Ensârullâh'ı geriletemeyeceğini ve Batı'nın kendisi adına savaşmayacağını gören MBS'nin, eninde sonunda diplomatik de-eskalasyon (gerilimi düşürme) yolunu seçmesi en güçlü ihtimal olarak öne çıkmaktadır. Bu aşamada devreye girmesi beklenen aktörler Çin, Umman ve Pakistan'dır. Suûdî Arabistan, Ensârullâh üzerinde doğrudan nüfuzu olan İrân'ı dizginlemek ve baskılamak için Pekin'in diplomatik ağırlığına; doğrudan Ensârullâh yönetimiyle arka kapı diplomasisi yürütebilmek için ise bölgenin geleneksel arabulucusu Umman'ın kapısını çalacaktır. Ancak bu zorunlu diplomatik geri çekilme senaryosunda elini güçlendiren taraf Ensârullâh olmuştur. Hareket; Suûdî Arabistan'dan Yemen limanlarındaki ablukanın tamamen kaldırılmasını, ülkenin petrol gelirlerinden büyük pay almayı ve Sana'daki kendi hükûmetlerinin meşru otorite olarak tanınmasını talep etmektedir. Riyad, bu ağır siyasi tavizleri kabul etmek veya sürdürülemez bir savaşı tek başına göğüslemek arasında sıkışmış durumdadır. Netîce olarak; Orta Doğu’daki krizler, asimetrik aktörlerin konvansiyonel devletlerin güvenlik paradigmalarını kökten değiştirebildiğini kanıtlamıştır. Ensârullâh’ın Kızıldeniz operasyonları, Batı’nın koruma şemsiyesinden mahrum kalan Suûdî Arabistan’ı hem İsrâil kartı gibi riskli askerî ortaklıklara zorlamakta hem de BAE ile olan Körfez içi nüfuz rekabetini yeni bir boyuta taşımaktadır. Nihai kertede, askerî çözümlerin ve riskli ittifakların tıkandığı bu denklemde Riyad için en rasyonel ve kaçınılmaz çıkış yolu, Çin ve Umman'ın arabuluculuğunda şekillenecek olan zorunlu bir diplomatik uzlaşı zeminidir.
ORTA DOĞU’da Değişen GÜÇ DENKLEMİ: Ensârullâh Askerî Aktivizmi ve Bölgesel Güvenlik Arayışları

Orta Doğu jeopolitiği, devlet dışı veya yarı-devlet niteliğindeki silahlı aktörlerin stratejik etkinliklerini artırdığı hibrit bir döneme tanıklık etmektedir. Bu aktörlerin en dikkat çekeni, Yemen'in kuzeyini kontrol altında tutan Ensârullâh Hareketi’dir.

Gazze'deki askerî operasyonlara tepki olarak Kızıldeniz, Babülmendep Boğazı ve doğrudan bir TERÖR devleti olan İsrâil topraklarını hedef alan füze/İHA eylemleri, hareketi bölgesel denklemin merkezine taşımıştır.

Bu durum, bir yandan İsrâil’in güvenlik mimarisini güney cephesinden zorlarken, diğer yandan bölgenin geleneksel güç merkezi olan Suûdî Arabistan’ı stratejik bir yol ayrımına sürüklemiştir.

Ensârullâh’ın Askerî Aktivizmi ve İsrâil/Direniş Ekseni Denklemindeki Rolü
"Ensârullâh’a yönelik her askerî darbenin İsrâil’e yarayacağı" yönündeki stratejik argüman, sahadaki maddi ve operasyonel gerçekliklerle doğrudan ilişkilidir. Harekete yönelik askerî yaptırımlar veya zayıflatma girişimleri iki temel düzlemde sonuç doğurmaktadır:
1)- Askerî ve Ekonomik Baskının Hafiflemesi: Ensârullâh, Kızıldeniz’de uyguladığı ticari blokaj ve asimetrik saldırılarla Tel Aviv yönetimini güney cephesinden sıkıştırmış ve ciddi bir lojistik baskı oluşturmuştur. Hareketin askerî kapasitesinin zayıflatılması, İsrâil üzerindeki bu güney baskısını hafifleterek Tel Aviv’in bölgesel hareket alanını genişletmektedir.
2)- Direniş Ekseni Entegrasyonu: İrân destekli ‘Direniş Ekseni’nin en otonom ve agresif bileşenlerinden biri olan Ensârullâh, İsrâil karşıtı bölgesel cephenin lojistik ve operasyonel derinliğini sağlamaktadır. Dolayısıyla, harekete vurulan darbeler kolektif bir zayıflamaya yol açarak statükoyu İsrâil lehine değiştirmektedir.

Retorik ile Eylem Arasındaki Yarılma: Arap Devletleri vs. Ensârullâh
Gazze krizi sürecinde, sokaktaki Arap ve Müslüman kamuoyu nezdinde Ensârullâh’a yönelik sempati dalgasının yükselmesi, eylemsel düzeydeki somut farklılıklardan kaynaklanmaktadır.

Geleneksel Güçlerin Diplomatik Statükosu: Suûdî Arabistan, Mısır, Ürdün ve Körfez monarşileri; jeopolitik riskler, küresel ittifak bağları ve ekonomik istikrar kaygıları nedeniyle kriz karşısında bürokratik kınamalar ve arabuluculuk girişimleri gibi konvansiyonel diplomatik araçlarla sınırlı kalmışlardır.

Askerî Angajman ve Popülarite: Devlet yapısının getirdiği egemenlik ve uluslararası hukuk bağlarından muaf olan Ensârullâh, doğrudan askerî güç kullanarak kamuoyu nezdinde ‘Filistin Davasının Fiilî Savunucusu’ imajını pekiştirmiştir.

Ancak bu eylemsel farklılık, Ensârullâh’ın tamamen fedakarlık odaklı bir ajandaya sahip olduğu anlamına gelmemektedir.

Bölgesel eleştirmenler ve analistler; hareketin bu eylemleri iç harpteki meşruiyet krizini örtmek, Yemen halkının milliyetçi duygularını konsolide etmek ve iç savaştaki konumunu güçlendirmek için taktiksel bir araç olarak kullandığını savunmaktadır.

Suûdî Arabistan’ın Güvenlik Arayışı ve Batı Dışı Alternatifler
Yemen sahil şeridinden kendi petrol altyapısına yönelik tehditleri bertaraf etmek isteyen Riyad yönetimi, Batılı müttefiklerinden (ABD ve İngiltere) beklediği doğrudan ve kapsamlı muharip desteği alamamıştır. ABD’nin bölgede yeni bir geniş çaplı askerî cephe açmaktan kaçınması, MBS yönetimini alternatif arayışlara itmiştir.

Gizli Ortaklık İddiası: İsrâil Kartı
Batı’dan doğrudan muharip destek alamayan Riyad için askerî masada radikal bir seçenek bulunmaktadır. Ensârullâh'ın hem İsrâil'e hem de Suûdî Arabistan'a karşı eş zamanlı blokaj ve saldırılar yürütmesi, Riyad ile Tel Aviv'i ortak bir tehdit paydasında buluşturmaktadır.

ABD'nin doğrudan rol almayı reddettiği bu denklemde, halihazırda bölgede İrân ekseniyle açık savaş yürüten İsrâil'in, Suûdî Arabistan adına Yemen'deki Ensârullâh mevzilerine yönelik hava ve istihbarat desteği sağlama teklifinde bulunduğu belirtilmektedir.

Bu durum, Suûdî Arabistan için iç kamuoyunda ve İslâm dünyasında siyasi olarak taşınması son derece zor, ancak askerî tehdidi dengelemek adına masada tutulan pragmatik ve gizli bir seçenektir.

Körfez İçi Dengeler ve İsrâil Opsiyonunun BAE ile Rekabete Etkisi
Riyad’ın askerî denklemde ‘İsrâil kartını’ masaya sürmesi veya bu yönde gizli iş birliklerine kapı aralaması, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içindeki güç dengelerini, özellikle de Suûdî Arabistan ile Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) arasındaki örtülü rekabeti derinden etkilemektedir.

İbrahim Anlaşmaları ile İsrâil ile normalleşme sürecini başlatan ve Tel Aviv ile derin güvenlik/ticaret bağları kuran BAE, uzun süredir kendisini bölgede ‘Batı ve İsrâil’in birincil ve en güvenilir Körfez ortağı’ olarak konumlandırmaktadır.
Suûdî Arabistan'ın, Ensârullâh tehdidi karşısında İsrâil’in askerî ve istihbarat kapasitesinden doğrudan yararlanmaya başlaması, BAE'nin bu tekelini ve ayrıcalıklı konumunu sarsma potansiyeli taşımaktadır.

Ayrıca Yemen sahası, Riyad ile Abu Dabi’nin vizyoner ve stratejik olarak ayrıştığı bir alandır. BAE, Güney Yemen'deki ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyi'ni (GGK) destekleyerek stratejik limanlar ve liman güvenliği üzerinde nüfuz kurmaya odaklanırken; Suûdî Arabistan, Yemen'in toprak bütünlüğünü ve kendi sınır güvenliğini öncelemektedir.

Riyad-Tel Aviv hattında kurulacak gizli bir askerî angajman, BAE'nin Güney Yemen'deki jeopolitik hesaplarını karmaşıklaştırabilir ve iki Körfez devi arasındaki diplomatik liderlik yarışını daha kırılgan hale getirebilir.
Dolayısıyla İsrâil kartı, sadece Ensârullâh'ı dengeleme aracı değil, aynı zamanda Körfez içi liderlik mücadelesinde de ağırlık merkezini değiştirebilecek kritik bir parametredir.

Diplomatik Default: Zorunlu Geri Çekilme (Çin ve Umman Ekseni)
Askerî araçlarla Ensârullâh'ı geriletemeyeceğini ve Batı'nın kendisi adına savaşmayacağını gören MBS'nin, eninde sonunda diplomatik de-eskalasyon (gerilimi düşürme) yolunu seçmesi en güçlü ihtimal olarak öne çıkmaktadır. Bu aşamada devreye girmesi beklenen aktörler Çin, Umman ve Pakistan'dır.

Suûdî Arabistan, Ensârullâh üzerinde doğrudan nüfuzu olan İrân'ı dizginlemek ve baskılamak için Pekin'in diplomatik ağırlığına; doğrudan Ensârullâh yönetimiyle arka kapı diplomasisi yürütebilmek için ise bölgenin geleneksel arabulucusu Umman'ın kapısını çalacaktır.

Ancak bu zorunlu diplomatik geri çekilme senaryosunda elini güçlendiren taraf Ensârullâh olmuştur. Hareket; Suûdî Arabistan'dan Yemen limanlarındaki ablukanın tamamen kaldırılmasını, ülkenin petrol gelirlerinden büyük pay almayı ve Sana'daki kendi hükûmetlerinin meşru otorite olarak tanınmasını talep etmektedir. Riyad, bu ağır siyasi tavizleri kabul etmek veya sürdürülemez bir savaşı tek başına göğüslemek arasında sıkışmış durumdadır.

Netîce olarak; Orta Doğu’daki krizler, asimetrik aktörlerin konvansiyonel devletlerin güvenlik paradigmalarını kökten değiştirebildiğini kanıtlamıştır.

Ensârullâh’ın Kızıldeniz operasyonları, Batı’nın koruma şemsiyesinden mahrum kalan Suûdî Arabistan’ı hem İsrâil kartı gibi riskli askerî ortaklıklara zorlamakta hem de BAE ile olan Körfez içi nüfuz rekabetini yeni bir boyuta taşımaktadır.

Nihai kertede, askerî çözümlerin ve riskli ittifakların tıkandığı bu denklemde Riyad için en rasyonel ve kaçınılmaz çıkış yolu, Çin ve Umman'ın arabuluculuğunda şekillenecek olan zorunlu bir diplomatik uzlaşı zeminidir.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.