Ortadoğu’daki Stratejik Çıkmaz GÜÇ SINIRLARI VE ASİMETRİNİN ZAFERİ
Ortadoğu’daki Stratejik Çıkmaz GÜÇ SINIRLARI VE ASİMETRİNİN ZAFERİ
Ortadoğu coğrafyası, askerî harcamaların ve konvansiyonel silahlanmanın en yoğun olduğu bölgelerin başında gelmesine rağmen, ‘Güç ile Netice’ arasındaki doğrusal ilişkinin en sık kırıldığı yerdir.
İsrâil’in sahip olduğu devasa ateş gücü, mutlak hava üstünlüğü ve gelişmiş istihbarat altyapısı, onu kağıt üzerinde yenilmez bir güç kılmaktadır. Ancak sahadaki gerçeklik, askerî doktrinlerin sınırlarını zorlayan asimetrik bir yıpratma savaşına işaret etmektedir.
İsrâil; Gazze, Lübnân ve Batı Şeria’da operasyonel başarılar elde etse de, bunu kalıcı bir siyasi zafere veya Tel Aviv başta olmak üzere ana yerleşim yerleri için sürdürülebilir bir stratejik derinliğe dönüştürememiştir.
Bu stratejik çıkmaz, bölgenin ve çevre coğrafyaların entelektüel havzalarında farklı okumalara tabi tutulmaktadır.
1. Uluslararası İlişkiler Boyutu: Çok Kutupluluk ve Diplomatik Kırılmalar
Uluslararası ilişkiler teorileri açısından mevcut kriz, tek kutuplu Amerikan hegemonyasının bölgesel düzeyde gerilediğini ve ittifakların çok boyutlu bir yapıya evrildiğini göstermektedir.
Anti-Emperyalist Hat ve Küresel Dengeler: Bazı resmi ve yarı resmi medya organları, krizi yerel bir sınır çatışması olarak değil, ABD’nin bölgedeki varlığına ve yaptırım rejimlerine karşı küresel bir hesaplaşma alanı olarak okumaktadır. Bu perspektiften bakıldığında, Washington’ın uyguladığı ağır ekonomik baskı politikalarına karşı verilecek her diplomatik taviz bir zayıflık işareti olarak kabul edilmektedir. Bölgedeki tırmanış, Batı’nın küresel kaynaklarını tüketmeye yönelik uzun vadeli bir jeopolitik hamle olarak sunulmaktadır.
Bölgesel Güvenlik Arayışları ve Enerji Tehdidi: Dünyadaki bazı ana akım medya, krizin bölge devletlerinin egemenliği ve ekonomik istikrarı üzerindeki yıkıcı etkilerine odaklanmaktadır.
Özellikle Pakistan ve Suûdî Arabistan öncülüğünde şekillenen Mekke Savunma Paktı gibi diplomatik girişimler, Arap kaynaklarında İslâm dünyasının kendi güvenlik mimarisini kurma çabası olarak yorumlanmaktadır. Bununla birlikte, tırmanan çatışmaların Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz gibi kritik enerji ve ticaret hatlarını riske atması, Körfez sermayesi için en büyük tehdit unsuru olarak görülmektedir. Arap analistler, bölgesel bir savaşın petrol altyapılarına zarar vermesinden ve asimetrik risklerin Körfez ekonomilerini istikrarsızlaştırmasından endişe etmektedir.
Uluslararası Hukuk ve İslam Dünyasının Sorumluluğu: Diğer bazı yayın organları meseleyi daha çok uluslararası hukuk, BM kararları ve ahlaki meşruiyet zemininde ele almaktadır. Haylice kaynak, İsrâil’in iki devletli çözümü dışlayan ve işgali kalıcı kılan politikalarını küresel adaletin bir ihlali olarak nitelendirir. Pakistan’ın nükleer güce sahip bir İslâm ülkesi olarak bölgedeki ağırlığı vurgulanırken, İslamabad’ın "Barış Kurulu (Board of Peace)” ilkelerine olan bağlılığı ve Filistin devletinin meşruiyeti konusundaki net tavrı analizlerin merkezini oluşturmaktadır.
2. Konvansiyonel Güç ile Asimetrik Direnişin Çatışması
Askerî strateji açısından sahadaki durum; teknolojisi yoğun, merkezi bir ordunun doktrini ile coğrafyaya yayılmış, merkezsizleştirilmiş bir yıpratma harbi doktrininin doğrudan çarpışmasıdır.
İsrâil Doktrini; azami ateş gücü, hava üstünlüğü ve önleyici saldırılara dayalı konvansiyonel bir yaklaşımı temsil ederken, Direniş Ekseni Doktrini asimetrik yıpratma savaşı, stratejik dayanıklılık ve coğrafi-lojistik derinliği ön plana çıkarmaktadır.
Bu iki zıt askerî felsefe, bir tarafta teknolojik üstünlüğe dayalı hızlı sonuç alma hedefiyle, diğer tarafta ise esnek ve uzun vadeli bir savunma yapısıyla çatışmaktadır.
Önleyici Saldırı ve Bölgesel Ağ Esnekliği: Askerî analistler, askerî doktrinde köklü bir değişim yaşandığını belirtmektedir.
Savunma pozisyonundan "Önleyici ve Ofansif Saldırı (Preemptive Strikes)” çizgisine geçildiği, düşmana verilecek cevapların artık tek bir cepheyle sınırlı kalmayacağı vurgulanmaktadır.
Buna göre, Direniş Ekseni’nin (Hizbullâh, Hûsîler, Irak Direnişi) lider kadrolarına yönelik sûikastlar veya ağır bombardımanlar bu yapıları çökertmeye yetmemektedir.
Çünkü bu yapılar, hiyerarşik bir ordudan ziyade, coğrafyaya yayılmış esnek birer askerî ve siyasi ağ niteliğindedir.
Hûsîlerin Kızıldeniz’deki deniz blokajı yeteneği, konvansiyonel donanmalara karşı asimetrik gücün ne kadar büyük bir stratejik kaldıraç oluşturabileceğinin en somut kanıtı olarak sunulmaktadır.
Şehir Savaşı, Tüneller ve Coğrafi Sıkışmışlık: Askerî uzmanlar, Gazze ve Güney Lübnân’daki taktiksel gerçeklikleri derinlemesine incelemektedir. İsrâil ordusunun teknolojik üstünlüğü, meskûn mahal savaşlarında, tünel altyapılarında ve toprağa kök salmış insan kaynağı karşısında hız kaybetmektedir.
Arap kaynakları, İsrâil’in kesin bir askerî zafer ilan edememesini bu coğrafi ve lojistik faktörlere bağlamaktadır. Ayrıca, İsrâil’in stratejik derinlikten yoksun dar coğrafyası, Tel Aviv gibi finansal ve idari merkezleri Yemen, Irak veya Lübnân’dan fırlatılan ucuz ama etkili dron ve füze tehditlerine karşı kalıcı bir güvenlik çemberine almayı imkânsız kılmaktadır.
Tarihsel Gerilla Doktrini ve Caydırıcılık: Bazı kaynaklar da meseleyi tarihsel bir perspektifle ele alarak konvansiyonel orduların gerilla hareketleri karşısındaki yapısal dezavantajlarını hatırlatmaktadır.
Afganistan’daki Sovyet ve ABD başarısızlıkları ile Keşmir’deki direniş örneklerine atıfta bulunularak, düzenli bir ordunun, halk tabanına sahip asimetrik unsurları tamamen yok etmesinin askerî açıdan mümkün olmadığı savunulmaktadır.
Buna Göre; Trump ve Netİnyahu 'Naneyi Yemiş' Görünüyor.
Ne diyelim, Bize Nezaket Yaraşır: Âfiyet Olsun!
