TÂRİH AYNASINDA SUÛD ÂİLE KRALLIĞININ GERÇEĞİ (IV)

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 19.08.2026 - 13:01, Güncelleme: 19.08.2026 - 13:01 2004 kez okundu.
 

TÂRİH AYNASINDA SUÛD ÂİLE KRALLIĞININ GERÇEĞİ (IV)

Suûd Âilesinin İngilizlerle Yaptığı Utanç Verici Anlaşmalar İngiliz sömürge yönetimi ile Suûd Hanedanı arasında varılan utanç verici bir anlaşma ile İngiliz hükûmetinin Osmanlı Hilafeti'ni yıkmak amacıyla Suûd Hanedanı'nı kullandığı bilinen bir hakikattir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz hükûmeti, Arap aşîretlerini Osmanlı İmparatorluğu'na karşı İSYANA teşvik etmek amacıyla bir plan hazırladı.   Bu plan, kısmen İmparatorluğu Almanya'nın safında yer aldığı için cezalandırmayı, kısmen de varlığına son vermek için bir bahane oluşturmayı hedefliyordu. Mekke Şerifi olarak bilinen Mekke Emiri Hüseyin bin Ali, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı bir isyan başlatması halinde tüm Arap topraklarının kralı yapılacağına ve Türk Halife'nin yerine kendisine ‘Müslümanların Halifesi’ unvanının verileceğine ikna edildi.   Bu doğrultuda, 1915 yılında Kahire'de Şerîf'in oğlu Emîr Abdullâh ile İngiliz temsilci Kont 'Horatio Herbert Kitchener' arasında resmî bir ANLAŞMA yapıldı. Bu anlaşma uyarınca Mekke Şerîfi Osmanlı İmparatorluğu'na karşı İSYAN etti ve savaş meydanında Türk kuvvetlerini mağlup etti.   Ancak Türk kuvvetleri yenilip geri çekildiğinde ve Osmanlı Hilafeti'nin Arap toprakları üzerindeki otoritesi sona erdiğinde, İngilizler Mekke Şerîfi Hüseyin bin Alî'yi Arap dünyasının kralı olarak tanımak yerine onun oğlu Emîr Abdullâh'ı, günümüzde Ürdün Haşimi Krallığı olarak bilinen ve Ürdün Nehri kıyısı boyunca uzanan bölgenin egemeni olarak başa getirdiler. Ürdün'ün şu anki bir İngiliz dölü olan RAMBO lakaplı Kralı olan Abdullâh, işte o Emîr Abdullâh'ın torun çocuğudur.   Bu sırada Hicaz'da ise, daha evvel yalnızca Necd ve çevresine hükmetmiş olan Suûd Âilesini güçlendirerek; onların Şerîf Hüseyin bin Alî'yi mağlup etmelerini, Hicaz'ın kontrolünü ele geçirmelerini ve Suûdî Arabistan Krallığı'nı kurmalarını sağladılar.   Osmanlı kuvvetlerinin Mekke Şerîfi karşısında uğradığı yenilginin ardından, Suûd Hanedanı'nın ani ilerleyişi ve Hicaz bölgesinin kontrolünü ele geçirmesi; sıradan Müslümanlara, bölgenin dindar bir ailenin himayesine geçtiği konusunda güvence verdi. Ne var ki gerçekte bu ailenin arkasında İngiliz hükûmeti bulunuyordu ve yaşanan tüm bu süreç, bizzat onların planları doğrultusunda gelişmişti.   Suûdî Krallığı'nın kurulmasının ardından, yeni rejimin “Türbe ve Anıt Mezarları Yıkması Hindistan'daki Sıradan Müslümanlar Arasında Endişe ve Kaygıya Yol Açtı.” Bunun üzerine çeşitli dini çevreler, Müslümanların hissiyatını Suûdî hükûmetine iletmek amacıyla harekete geçti. Bu gruplar arasında, ünlü ilim merkezi Firangi Mahal (Frenk Sarayı)'in lideri Hazret Mevlânâ Abdülbârî Firangî Mahalî'nin gayretleriyle kurulan Lucknow merkezli "Cemiyet-i Huddâmü'l-Haremeyn” de yer alıyordu.   Bu kuruluştan bir heyet 1926 yılında Hicaz'a giderek Suûdî Krallığı'nın kurucusu Kral Abdülazîz bin Suûd ile görüştü ve kendisine Hint Müslümanlarının hissiyatını aktardı. Heyetin ziyaretine ilişkin rapor, kuruluşun Genel Sekreteri Av. Şeyh Müşîr Hüseyin Kıdvâî tarafından Lucknow'da yayımlanmıştı.   1915 yılında Kral Abdülazîz bin Suûd ile İngiliz temsilci Tümgeneral Sir Percy Cox arasında yazılı olarak akdedilen ve hem Arapça hem de Urduca dillerinde kaleme alınan anlaşma metni bilinen bir hakikattir.   Bu anlaşmanın ardından, Suûd Âilesinin lideri Kral Abdülazîz'e İngiliz hükûmeti tarafından resmî bir nişan olan ‘Hindistan Yıldızı’ (Star of India) tevcih edilmiştir. Sir Percy Cox'un "Hindistan Yıldızı" madalyasını Kral Abdülazîz'in göğsüne takmasının ardından çekilen toplu fotoğraf da bu raporda yer almaktadır.   Bu Bağlamda, Anlaşma Metnini Dikkate Alınız! "Büyük Britanya Hükûmeti ile Necd, el-Ehsâ’, Katîf, Cübeyl ve bunlara bağlı bölgelerin Egemeni Abdülazîz bin Abdurrahmân bin Faysal Âl Suûd; kendileri, varisleri ve kabîleleri adına, iki taraf (Britanya ve İbn Suûd) arasındaki dostane ilişkileri yenilemeyi ve karşılıklı menfaatleri ile hedeflerini güçlendirecek sağlam bir uzlaşmaya varmayı uzun süredir arzu etmekteydiler.   Bu amaçla, Britanya Hükûmeti, Basra Körfezi'ndeki temsilcisi Sir Percy Cox'u Melik İbn Suûd ile bir ANLAŞMA akdetmek üzere tam yetkili temsilci olarak görevlendirmiştir. Sonuç olarak, adı geçen Sir Percy Cox ile İbn Suûd arasında aşağıdaki hususlara ilişkin bir anlaşma akdedilmiştir: Madde: 1 İngiliz Hükûmeti; Necid, el-Ehsâ’, Katîf, Cübeyl mıntıkalarının ve (hudutları daha sonra belirlenecek olan) Basra Körfezi'ne bitişik alanların Melik İbn Suûd'a ait olduğunu tanır ve bunu hiçbir çekince olmaksızın kabul eder. İngiliz Hükûmeti ayrıca, söz konusu Melik’in, oğulları ve halefleriyle birlikte bu bölgelerin daimi hükümdarları olduğunu; bu topraklar ve kabîleler üzerinde egemenlik yetkisi kullandıklarını ve meşru varislerinin onların yerini alacağını kabul eder. Bununla birlikte, 'Egemenliği Devralacak Varisin Seçimi ve Atanması; İlgili Kişinin İngiliz Hükûmeti'ne Hiçbir Şekilde Düşmanca Bir Tutum İçinde Bulunmaması ve Bu Antlaşmada Öngörülen Şartları İhlâl Ederek İngiltere Aleyhine Hareket Etmemesi' şartına bağlıdır.  [Günümüzde bu şart, ABD’ye mutlak İTAAT şeklinde tecelli ediyor. Prens Muhammet İbn Selmân’ın Trump’ın önünde TAKLALAR atması boşuna değil]   Madde: 2 Herhangi bir yabancı güç, İngiliz Hükûmeti'nin tavsiyesi olmaksızın veya kendisine İbn Suûd ile istişare etme fırsatı tanınmaksızın Melik İbn Suûd ve varislerinin topraklarına saldırırsa; İngiliz Hükûmeti -İbn Suûd ile istişare ettikten sonra- saldırgan güce karşı kendisine yardım sağlayacak ve kendi şartlarını da göz önünde bulundurarak, İbn Suûd'un çıkar, hedef ve topraklarının refahını koruyacak tedbirleri alacaktır.   Madde: 3 İbn Suûd bu antlaşmayı kabul eder ve herhangi bir yabancı devlet veya güçle her türlü görüşme, mutabakat veya anlaşmaya girmekten kaçınmayı taahhüt eder. Söz konusu bölgeye ilişkin olarak herhangi bir gücün müdahalede bulunması halinde, İbn Suûd durumu derhal İngiliz Hükûmeti'ne bildirecektir.   Madde: 4 İbn Suûd, bu anlaşmadan sapmamayı taahhüt eder; İngiliz Hükûmeti'ne danışmaksızın söz konusu bölgeleri -veya bunların herhangi bir kısmını- satma, ipotek etme, kiralama ya da başka bir yolla elden çıkarma yetkisine sahip olmayacaktır. Ayrıca, İngiltere'nin arzusu hilafına, söz konusu bölgeler dâhilinde herhangi bir devletin uyruğuna mensup kişilere herhangi bir imtiyaz veya ruhsat verme yetkisi de bulunmayacaktır. İbn Suûd, söz konusu talimatlar kendi çıkarına olsun ya da olmasın, İngiliz Hükûmeti'nin talimatlarına uymayı vaat eder.   Madde: 5 İbn Suûd, Krallık hudutları içinden geçen Kutsal Yerlere giden yolların açık kalmasını ve hacıların seyahatleri süresince korunmalarını sağlamayı taahhüt eder.   Madde: 6 İbn Suûd, kendisinden önceki Necid hükmedenleri gibi; Kuveyt ve Bahreyn topraklarına, Arap kabîle reislerinin topraklarına, Umman'ın kıyı bölgelerine ve İngiliz himayesi altında olup İngiliz Hükûmeti ile antlaşma ilişkilerini sürdüren diğer bitişik bölgelere müdahale etmemeyi taahhüt eder. İngiltere ile antlaşma yapmış olan bu devletlerin sınırları daha sonraki bir tarihte belirlenecektir.   Madde: 7 Ayrıca, İngiliz Hükûmeti ve İbn Suûd, iki taraf arasındaki geri kalan karşılıklı meseleleri ele almak üzere ayrıntılı bir başka antlaşmanın hazırlanması ve onaylanması hususunda mutabık kalmışlardır.”   Bu muahede, 26 Aralık 1915 tarihinde imzalanan Dârîn Antlaşması (معاهدة دارين)'dır. Antlaşma, Melik Abdülazîz bin Suûd ile İngiliz temsilci Sir Percy Zachariah Cox'un imzalarını taşımaktadır. Belge, 18 Mayıs 1916'da Şimla'da imzalayan Hindistan Genel Valisi Chelmsford tarafından onaylanmış olup, ayrıca Hindistan Hükûmeti Siyasi ve Dış İlişkiler Dairesi Sekreteri (Foreign and Political Department) Sir Alfred Hamilton Grant'in imzasını da ihtiva etmektedir.   Bu anlaşma, İngiliz hükûmetinin aynı yıl -1915- içinde hem Mekke Şerîfi'nin ailesiyle hem de Suûd Âilesi ile iki ayrı antlaşma yaptığını ortaya koymaktadır.   Başlangıçta plan, Hicaz ve Necd'de iki ayrı yönetim bulundurmak yönünde olabilir; ancak İngiliz hükûmeti, Osmanlı Hilafeti'ne karşı gerçekleştirdiği başarılı ayaklanmanın ardından Mekke Şerîfi'nden beklenen faydanın sağlanamayacağı sonucuna varınca tutumunu değiştirmiş ve neticede Hicaz bölgesi de Suûd Âilesine devredilmiştir.   O günden bugüne değişen tek fark, küresel sahnede Britanya'nın yerini Amerika Birleşik Devletleri'nin almış olmasıdır. Diğer hususlar ise tıpkı eskisi gibi devam ediyor.
Suûd Âilesinin İngilizlerle Yaptığı Utanç Verici Anlaşmalar İngiliz sömürge yönetimi ile Suûd Hanedanı arasında varılan utanç verici bir anlaşma ile İngiliz hükûmetinin Osmanlı Hilafeti'ni yıkmak amacıyla Suûd Hanedanı'nı kullandığı bilinen bir hakikattir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz hükûmeti, Arap aşîretlerini Osmanlı İmparatorluğu'na karşı İSYANA teşvik etmek amacıyla bir plan hazırladı.
 
Bu plan, kısmen İmparatorluğu Almanya'nın safında yer aldığı için cezalandırmayı, kısmen de varlığına son vermek için bir bahane oluşturmayı hedefliyordu. Mekke Şerifi olarak bilinen Mekke Emiri Hüseyin bin Ali, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı bir isyan başlatması halinde tüm Arap topraklarının kralı yapılacağına ve Türk Halife'nin yerine kendisine ‘Müslümanların Halifesi’ unvanının verileceğine ikna edildi.
 
Bu doğrultuda, 1915 yılında Kahire'de Şerîf'in oğlu Emîr Abdullâh ile İngiliz temsilci Kont 'Horatio Herbert Kitchener' arasında resmî bir ANLAŞMA yapıldı. Bu anlaşma uyarınca Mekke Şerîfi Osmanlı İmparatorluğu'na karşı İSYAN etti ve savaş meydanında Türk kuvvetlerini mağlup etti.
 
Ancak Türk kuvvetleri yenilip geri çekildiğinde ve Osmanlı Hilafeti'nin Arap toprakları üzerindeki otoritesi sona erdiğinde, İngilizler Mekke Şerîfi Hüseyin bin Alî'yi Arap dünyasının kralı olarak tanımak yerine onun oğlu Emîr Abdullâh'ı, günümüzde Ürdün Haşimi Krallığı olarak bilinen ve Ürdün Nehri kıyısı boyunca uzanan bölgenin egemeni olarak başa getirdiler.
Ürdün'ün şu anki bir İngiliz dölü olan RAMBO lakaplı Kralı olan Abdullâh, işte o Emîr Abdullâh'ın torun çocuğudur.
 
Bu sırada Hicaz'da ise, daha evvel yalnızca Necd ve çevresine hükmetmiş olan Suûd Âilesini güçlendirerek; onların Şerîf Hüseyin bin Alî'yi mağlup etmelerini, Hicaz'ın kontrolünü ele geçirmelerini ve Suûdî Arabistan Krallığı'nı kurmalarını sağladılar.
 
Osmanlı kuvvetlerinin Mekke Şerîfi karşısında uğradığı yenilginin ardından, Suûd Hanedanı'nın ani ilerleyişi ve Hicaz bölgesinin kontrolünü ele geçirmesi; sıradan Müslümanlara, bölgenin dindar bir ailenin himayesine geçtiği konusunda güvence verdi. Ne var ki gerçekte bu ailenin arkasında İngiliz hükûmeti bulunuyordu ve yaşanan tüm bu süreç, bizzat onların planları doğrultusunda gelişmişti.
 
Suûdî Krallığı'nın kurulmasının ardından, yeni rejimin “Türbe ve Anıt Mezarları Yıkması Hindistan'daki Sıradan Müslümanlar Arasında Endişe ve Kaygıya Yol Açtı.”
Bunun üzerine çeşitli dini çevreler, Müslümanların hissiyatını Suûdî hükûmetine iletmek amacıyla harekete geçti. Bu gruplar arasında, ünlü ilim merkezi Firangi Mahal (Frenk Sarayı)'in lideri Hazret Mevlânâ Abdülbârî Firangî Mahalî'nin gayretleriyle kurulan Lucknow merkezli "Cemiyet-i Huddâmü'l-Haremeyn” de yer alıyordu.
 
Bu kuruluştan bir heyet 1926 yılında Hicaz'a giderek Suûdî Krallığı'nın kurucusu Kral Abdülazîz bin Suûd ile görüştü ve kendisine Hint Müslümanlarının hissiyatını aktardı. Heyetin ziyaretine ilişkin rapor, kuruluşun Genel Sekreteri Av. Şeyh Müşîr Hüseyin Kıdvâî tarafından Lucknow'da yayımlanmıştı.
 
1915 yılında Kral Abdülazîz bin Suûd ile İngiliz temsilci Tümgeneral Sir Percy Cox arasında yazılı olarak akdedilen ve hem Arapça hem de Urduca dillerinde kaleme alınan anlaşma metni bilinen bir hakikattir.
 
Bu anlaşmanın ardından, Suûd Âilesinin lideri Kral Abdülazîz'e İngiliz hükûmeti tarafından resmî bir nişan olan ‘Hindistan Yıldızı’ (Star of India) tevcih edilmiştir. Sir Percy Cox'un "Hindistan Yıldızı" madalyasını Kral Abdülazîz'in göğsüne takmasının ardından çekilen toplu fotoğraf da bu raporda yer almaktadır.
 
Bu Bağlamda, Anlaşma Metnini Dikkate Alınız!
"Büyük Britanya Hükûmeti ile Necd, el-Ehsâ’, Katîf, Cübeyl ve bunlara bağlı bölgelerin Egemeni Abdülazîz bin Abdurrahmân bin Faysal Âl Suûd; kendileri, varisleri ve kabîleleri adına, iki taraf (Britanya ve İbn Suûd) arasındaki dostane ilişkileri yenilemeyi ve karşılıklı menfaatleri ile hedeflerini güçlendirecek sağlam bir uzlaşmaya varmayı uzun süredir arzu etmekteydiler.
 
Bu amaçla, Britanya Hükûmeti, Basra Körfezi'ndeki temsilcisi Sir Percy Cox'u Melik İbn Suûd ile bir ANLAŞMA akdetmek üzere tam yetkili temsilci olarak görevlendirmiştir. Sonuç olarak, adı geçen Sir Percy Cox ile İbn Suûd arasında aşağıdaki hususlara ilişkin bir anlaşma akdedilmiştir:
Madde: 1
İngiliz Hükûmeti; Necid, el-Ehsâ’, Katîf, Cübeyl mıntıkalarının ve (hudutları daha sonra belirlenecek olan) Basra Körfezi'ne bitişik alanların Melik İbn Suûd'a ait olduğunu tanır ve bunu hiçbir çekince olmaksızın kabul eder.
İngiliz Hükûmeti ayrıca, söz konusu Melik’in, oğulları ve halefleriyle birlikte bu bölgelerin daimi hükümdarları olduğunu; bu topraklar ve kabîleler üzerinde egemenlik yetkisi kullandıklarını ve meşru varislerinin onların yerini alacağını kabul eder. Bununla birlikte, 'Egemenliği Devralacak Varisin Seçimi ve Atanması; İlgili Kişinin İngiliz Hükûmeti'ne Hiçbir Şekilde Düşmanca Bir Tutum İçinde Bulunmaması ve Bu Antlaşmada Öngörülen Şartları İhlâl Ederek İngiltere Aleyhine Hareket Etmemesi' şartına bağlıdır. 
[Günümüzde bu şart, ABD’ye mutlak İTAAT şeklinde tecelli ediyor. Prens Muhammet İbn Selmân’ın Trump’ın önünde TAKLALAR atması boşuna değil]
 
Madde: 2
Herhangi bir yabancı güç, İngiliz Hükûmeti'nin tavsiyesi olmaksızın veya kendisine İbn Suûd ile istişare etme fırsatı tanınmaksızın Melik İbn Suûd ve varislerinin topraklarına saldırırsa; İngiliz Hükûmeti -İbn Suûd ile istişare ettikten sonra- saldırgan güce karşı kendisine yardım sağlayacak ve kendi şartlarını da göz önünde bulundurarak, İbn Suûd'un çıkar, hedef ve topraklarının refahını koruyacak tedbirleri alacaktır.
 
Madde: 3
İbn Suûd bu antlaşmayı kabul eder ve herhangi bir yabancı devlet veya güçle her türlü görüşme, mutabakat veya anlaşmaya girmekten kaçınmayı taahhüt eder. Söz konusu bölgeye ilişkin olarak herhangi bir gücün müdahalede bulunması halinde, İbn Suûd durumu derhal İngiliz Hükûmeti'ne bildirecektir.
 
Madde: 4
İbn Suûd, bu anlaşmadan sapmamayı taahhüt eder; İngiliz Hükûmeti'ne danışmaksızın söz konusu bölgeleri -veya bunların herhangi bir kısmını- satma, ipotek etme, kiralama ya da başka bir yolla elden çıkarma yetkisine sahip olmayacaktır.
Ayrıca, İngiltere'nin arzusu hilafına, söz konusu bölgeler dâhilinde herhangi bir devletin uyruğuna mensup kişilere herhangi bir imtiyaz veya ruhsat verme yetkisi de bulunmayacaktır. İbn Suûd, söz konusu talimatlar kendi çıkarına olsun ya da olmasın, İngiliz Hükûmeti'nin talimatlarına uymayı vaat eder.
 
Madde: 5
İbn Suûd, Krallık hudutları içinden geçen Kutsal Yerlere giden yolların açık kalmasını ve hacıların seyahatleri süresince korunmalarını sağlamayı taahhüt eder.
 
Madde: 6
İbn Suûd, kendisinden önceki Necid hükmedenleri gibi; Kuveyt ve Bahreyn topraklarına, Arap kabîle reislerinin topraklarına, Umman'ın kıyı bölgelerine ve İngiliz himayesi altında olup İngiliz Hükûmeti ile antlaşma ilişkilerini sürdüren diğer bitişik bölgelere müdahale etmemeyi taahhüt eder. İngiltere ile antlaşma yapmış olan bu devletlerin sınırları daha sonraki bir tarihte belirlenecektir.
 
Madde: 7
Ayrıca, İngiliz Hükûmeti ve İbn Suûd, iki taraf arasındaki geri kalan karşılıklı meseleleri ele almak üzere ayrıntılı bir başka antlaşmanın hazırlanması ve onaylanması hususunda mutabık kalmışlardır.”
 
Bu muahede, 26 Aralık 1915 tarihinde imzalanan Dârîn Antlaşması (معاهدة دارين)'dır. Antlaşma, Melik Abdülazîz bin Suûd ile İngiliz temsilci Sir Percy Zachariah Cox'un imzalarını taşımaktadır. Belge, 18 Mayıs 1916'da Şimla'da imzalayan Hindistan Genel Valisi Chelmsford tarafından onaylanmış olup, ayrıca Hindistan Hükûmeti Siyasi ve Dış İlişkiler Dairesi Sekreteri (Foreign and Political Department) Sir Alfred Hamilton Grant'in imzasını da ihtiva etmektedir.
 
Bu anlaşma, İngiliz hükûmetinin aynı yıl -1915- içinde hem Mekke Şerîfi'nin ailesiyle hem de Suûd Âilesi ile iki ayrı antlaşma yaptığını ortaya koymaktadır.
 
Başlangıçta plan, Hicaz ve Necd'de iki ayrı yönetim bulundurmak yönünde olabilir; ancak İngiliz hükûmeti, Osmanlı Hilafeti'ne karşı gerçekleştirdiği başarılı ayaklanmanın ardından Mekke Şerîfi'nden beklenen faydanın sağlanamayacağı sonucuna varınca tutumunu değiştirmiş ve neticede Hicaz bölgesi de Suûd Âilesine devredilmiştir.
 
O günden bugüne değişen tek fark, küresel sahnede Britanya'nın yerini Amerika Birleşik Devletleri'nin almış olmasıdır. Diğer hususlar ise tıpkı eskisi gibi devam ediyor.
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.