Tel Aviv’de ASKERÎ ÇATLAK, Hudutta Tehlikeli Oyun

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 25.08.2026 - 11:33, Güncelleme: 25.08.2026 - 11:33 341 kez okundu.
 

Tel Aviv’de ASKERÎ ÇATLAK, Hudutta Tehlikeli Oyun

İsrâil’in Sûriye’deki Ebû’z-Zuhûr Askerî Hava Üssü (Matâr Ebû’z-Zuhûr el-Askerī/مطار أبو الظهور العسكري)’ne düzenlediği 8 dalgalı bombardıman, askerî bir zorunluluktan ziyade, 27 Ekim 2026 seçimleri öncesi Netİnyahu'nun koltuğunu korumak için oynadığı tehlikeli bir siyasi kumar olarak analiz ediliyor.
Ankara’nın soğukkanlı duruşu, Şâm’ın koordinasyonu ve Trump yönetiminin sert vetosuyla yalnızlaşan Tel Aviv, bu operasyonla askerî-siyâsî çatlağı derinleştirerek diplomatik bir yenilgi yaşamıştır. Arap medyasındaki analizler meseleyi daha çok ‘Sûriye Egemenliği’, ‘Bölgesel Nüfûz Savaşları" ve ‘Washington-Tel Aviv çatlağı’ üzerinden ele almaktadır. Sahte İstihbarat ve Bahane Üretimi: Arap kaynakları, İsrâil'in "Üste Türk askerî heyeti konuşlanıyordu" iddiasının sahada karşılığı olmadığını, bunun Sûriye toprak bütünlüğünü ihlâl etmek için üretilmiş bir kılıf olduğunu belirtmektedir. Diplomatik Kuşatma: Analizlerde, Türkiye ve Sûriye’nin oyuna gelmeyerek gerilimi tırmandırmadığı; aksine Şâm’ın ‘İsrâil'i önceden bilgilendirmiştik’ çıkışı ve Ankara’nın soğukkanlı diplomasisi sayesinde Netİnyahu’nun diplomatik olarak yalnızlaştığı vurgulanmaktadır. Trump ile Çatışma: Arap yorumcular, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın saldırıyı açıkça ‘gereksiz tırmanış’ olarak nitelemesine geniş yer ayırarak, Netİnyahu'nun 27 Ekim seçimleri evvelinde Yahudi lobisini kullanarak Trump üzerinde baskı kurmaya çalıştığını yazmaktadır. Tahran merkezli analitik kaynaklar ise olayı ‘Direniş Ekseni’ ve ‘İsrâil’in Stratejik Çaresizliği’ penceresinden okumaktadır. Genişleyen Cephe Korkusu: İsrâil, İrân ve Hizbullâh ile yaşadığı uzun soluklu YIPRANMA savaşının ardından, kuzey sınırlarında Türkiye destekli yeni bir askerî statüko oluşmasından derin bir panik duymaktadır. Ebû’z-Zuhûr/أبو الظهور saldırısı, İsrâil'in kuzeydeki operasyon serbestisini (hava üstünlüğünü) kaybetme korkusunun bir tezahürüdür. İç Çatlakların İfşası: Olay, Tel Aviv'deki askerî kanat (IDF) ile Netİnyahu-Katz ikilisi arasındaki güvensizliği ön plana çıkarmaktadır. Netİnyahu’nun kendi siyasi bekası ve yargılanmaktan kaçma arzusu uğruna İsrâil ordusunu bölge devleti Türkiye ile doğrudan bir savaşa sürüklemek istemektedir. Pakistan merkezli medya ise krizi daha küresel bir ’İslâm Dünyası Dayanışması’ ve ‘Bölgesel Güç Dengesi’ açısıyla değerlendiriyor. Mekke Mutabakatı mı Hedefte?: Bu analizlerde dikkate değer en önemli detay; Türkiye, Suûdî Arabistan ve Pakistan arasında yakın dönemde imzalanan Mekke Mutabakatı’dır. Analistler, Netİnyahu’nun bu saldırıyla İslâm dünyasının nükleer gücü Pakistan ve ekonomik/askerî devlerini (Türkiye-Sûriye-Körfez) içeren bu yeni yakınlaşmayı provoke ve sabote etmeyi amaçladığını savunmaktadır. Batı'nın Çifte Standartları ve Hukûk vurgusu: İslâm İşbirliği Teşkilatı içindeki diplomatik kaynaklara dayandırılan raporlarda, İsrâil'in uluslararası hukûku hiçe sayarak egemen bir devlet olan Sûriye üssünü vurması ve bunu pervasızca bir seçim propagandası olarak X'te paylaşması sert dille bir eleştiriliyor. Türkiye'nin uluslararası hukuka bağlı kalarak İsrâil'e karşı İnterpol kırmızı bültenleri üzerinden yürüttüğü hamleler ise övülmektedir. Nihai Değerlendirme: Ebû’z-Zuhûr saldırısı rasyonel bir askerî ihtiyaç olmayıp, Netİnyahu’nun içeride çöken popülaritesini kurtarmak adına kurguladığı bir ‘SEÇİM KUMARI’dır. Ancak Tel Aviv; Ankara’nın soğukkanlı "tuzağa düşmeme" stratejisi, Şâm’ın koordineli duruşu ve Trump yönetiminin -Golan işgaline atıf yapacak kadar ileri giden- sert diplomatik vetosu nedeniyle bu kumarda askerî olarak hedefi vursa da siyasi ve stratejik olarak yalnız kalmıştır.
İsrâil’in Sûriye’deki Ebû’z-Zuhûr Askerî Hava Üssü (Matâr Ebû’z-Zuhûr el-Askerī/مطار أبو الظهور العسكري)’ne düzenlediği 8 dalgalı bombardıman, askerî bir zorunluluktan ziyade, 27 Ekim 2026 seçimleri öncesi Netİnyahu'nun koltuğunu korumak için oynadığı tehlikeli bir siyasi kumar olarak analiz ediliyor.

Ankara’nın soğukkanlı duruşu, Şâm’ın koordinasyonu ve Trump yönetiminin sert vetosuyla yalnızlaşan Tel Aviv, bu operasyonla askerî-siyâsî çatlağı derinleştirerek diplomatik bir yenilgi yaşamıştır.

Arap medyasındaki analizler meseleyi daha çok ‘Sûriye Egemenliği’, ‘Bölgesel Nüfûz Savaşları" ve ‘Washington-Tel Aviv çatlağı’ üzerinden ele almaktadır.

Sahte İstihbarat ve Bahane Üretimi:
Arap kaynakları, İsrâil'in "Üste Türk askerî heyeti konuşlanıyordu" iddiasının sahada karşılığı olmadığını, bunun Sûriye toprak bütünlüğünü ihlâl etmek için üretilmiş bir kılıf olduğunu belirtmektedir.

Diplomatik Kuşatma:
Analizlerde, Türkiye ve Sûriye’nin oyuna gelmeyerek gerilimi tırmandırmadığı; aksine Şâm’ın ‘İsrâil'i önceden bilgilendirmiştik’ çıkışı ve Ankara’nın soğukkanlı diplomasisi sayesinde Netİnyahu’nun diplomatik olarak yalnızlaştığı vurgulanmaktadır.

Trump ile Çatışma:
Arap yorumcular, ABD'nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack’ın saldırıyı açıkça ‘gereksiz tırmanış’ olarak nitelemesine geniş yer ayırarak, Netİnyahu'nun 27 Ekim seçimleri evvelinde Yahudi lobisini kullanarak Trump üzerinde baskı kurmaya çalıştığını yazmaktadır.

Tahran merkezli analitik kaynaklar ise olayı ‘Direniş Ekseni’ ve ‘İsrâil’in Stratejik Çaresizliği’ penceresinden okumaktadır.
Genişleyen Cephe Korkusu:
İsrâil, İrân ve Hizbullâh ile yaşadığı uzun soluklu YIPRANMA savaşının ardından, kuzey sınırlarında Türkiye destekli yeni bir askerî statüko oluşmasından derin bir panik duymaktadır. Ebû’z-Zuhûr/أبو الظهور saldırısı, İsrâil'in kuzeydeki operasyon serbestisini (hava üstünlüğünü) kaybetme korkusunun bir tezahürüdür.

İç Çatlakların İfşası:
Olay, Tel Aviv'deki askerî kanat (IDF) ile Netİnyahu-Katz ikilisi arasındaki güvensizliği ön plana çıkarmaktadır. Netİnyahu’nun kendi siyasi bekası ve yargılanmaktan kaçma arzusu uğruna İsrâil ordusunu bölge devleti Türkiye ile doğrudan bir savaşa sürüklemek istemektedir.

Pakistan merkezli medya ise krizi daha küresel bir ’İslâm Dünyası Dayanışması’ ve ‘Bölgesel Güç Dengesi’ açısıyla değerlendiriyor.
Mekke Mutabakatı mı Hedefte?:
Bu analizlerde dikkate değer en önemli detay; Türkiye, Suûdî Arabistan ve Pakistan arasında yakın dönemde imzalanan Mekke Mutabakatı’dır. Analistler, Netİnyahu’nun bu saldırıyla İslâm dünyasının nükleer gücü Pakistan ve ekonomik/askerî devlerini (Türkiye-Sûriye-Körfez) içeren bu yeni yakınlaşmayı provoke ve sabote etmeyi amaçladığını savunmaktadır.

Batı'nın Çifte Standartları ve Hukûk vurgusu:
İslâm İşbirliği Teşkilatı içindeki diplomatik kaynaklara dayandırılan raporlarda, İsrâil'in uluslararası hukûku hiçe sayarak egemen bir devlet olan Sûriye üssünü vurması ve bunu pervasızca bir seçim propagandası olarak X'te paylaşması sert dille bir eleştiriliyor.
Türkiye'nin uluslararası hukuka bağlı kalarak İsrâil'e karşı İnterpol kırmızı bültenleri üzerinden yürüttüğü hamleler ise övülmektedir.

Nihai Değerlendirme:
Ebû’z-Zuhûr saldırısı rasyonel bir askerî ihtiyaç olmayıp, Netİnyahu’nun içeride çöken popülaritesini kurtarmak adına kurguladığı bir ‘SEÇİM KUMARI’dır.
Ancak Tel Aviv; Ankara’nın soğukkanlı "tuzağa düşmeme" stratejisi, Şâm’ın koordineli duruşu ve Trump yönetiminin -Golan işgaline atıf yapacak kadar ileri giden- sert diplomatik vetosu nedeniyle bu kumarda askerî olarak hedefi vursa da siyasi ve stratejik olarak yalnız kalmıştır.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.