FONZEDELERİN HENGÂMESİ KADRO
FONZEDELERİN HENGÂMESİ KADRO
Fonzede Kavuklu: Garibim, meydanda iki lokma ekmek parası kazanayım derken birikimini ‘yüksek getirili gizli fonlara’ kaptırmış, aklı hepten gitmiş!
Zenne Şiki Şak Şak: Mahallenin en süslü, en kıvrak zennesi ama bu sefer havasından değil, paraları çarptığı için Kavuklu'nun hedefinde!
Tuzsuz Deli Bekir ile Ustura Kâzım: Biri eski ekol nareci, omzunda yatağanıyla gezen mahallenin belalısı; diğeri ise mahalle afilli, jilet gibi delikanlısı... İki horoz bir çöplükte kapışıyor, kıvılcım çıkması normal!
Sakallı Manyak Haydar: Bu kadar kıdemli psikopatın, racon üstadının arasında tüyü bitmemiş cüretle racon kesmeye yelteniyor ya, onun da cesareti cehaletinden!
Pişekâr: Meydanın aklıselimi, oyunun kurucusu... Ama bu deliler dehlizinde ne akıl kalır ne fikir!
Tam bir "Ariflerin Sohbeti La’l ü Gevher Saçarken, Meczupların Kavgası Meydanı Yangın Yerine Çevirir" durumu! Hak Haaak!
I. PERDE: FASIL-I AHMÂKÂN
(Pişekâr şakşağını şaklatıp kenara çekilirken, Kavuklu sırtında hırpalanmış bir cübbe, kafasında yana yatmış kocaman kavuğuyla söylenerek meydana girer.)
KAVUKLU: Yandım anam, bittim anam! Gitti o kadar akçe, gitti o kadar mangır! Ciğerim kebap oldu, cüzdanım harap oldu!
PİŞEKÂR: (Hemen yanına seğirtir) Vay Kavuklu’m, benim canım efendim! Nedir bu halin? Kavuğun bir tarafa yıkılmış, gözlerin dönmüş, ağzından köpükler saçarsın!
KAVUKLU: Sorma Pişekâr’ım, sorma! Başıma gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi! Mahallede bir ‘yüksek nemâlı gizli fon’ dedikodusu döndü, ben de elimde avucumda ne varsa o kuyuya gömdüm! Şimdi ne fon var ortada, ne de fonu kuran düzenbaz!
PİŞEKÂR: Yahu a gafil! Ben sana demedim mi, “Tama’ (Açgözlülük) İnsanı Felakete Sürükler” diye? Sen o parayı kime emniyet ettin, kiminle isti'mal eyledin?
KAVUKLU: Kiminle olacak, mahallenin o şıkır şıkır raks eden süslüsü var ya... Zenne Şiki Şak Şak ile! "Kavuklu abim, paraları bu fona yatır, parana para, ziline zil katılsın" dedi. Ben de kandım!
(O sırada Zenne Şiki Şak Şak, elinde yelpazesi, kırıtarak ve zillerini şaklatarak meydana girer. Kavuklu’yu görünce duraksar.)
ZENNE ŞİKİ ŞAK ŞAK: Aaa, lafımı mı ediyordunuz ayol? Ne bağırıp duruyorsun be Kavuklu? Benim ne suçum var? Ben sadece fona tavassut ettim, paraları ben mi yuttum? Kasa bende değil ki!
KAVUKLU: (Zenne'nin üzerine yürür) Yalan söylersin be hey kezzâbe! Paraları alırken zillerin şakır şakır ötüyordu, şimdi kasa nerede diye sorunca yelpazenin arkasına saklanırsın! Ver benim akçelerimi!
(Tam bu esnada arkadan dehşetengiz bir nâra patlar. Yer gök sarsılır.)
TUZSUZ DELİ BEKİR: (Meydana yatağanını sallayarak girer, çok öfkelidir) HAAAYTTT! Savulun bre gafiller! Destur çekin be hey haramzadeler! Bu mahallede benden izinsiz kim gizli fon kurup adam çarpar ula?! Benim de o kumpasta tam bin altun umumi servetim battı! Kimdir o paranın müsta’mili, çıksın ortaya!
PİŞEKÂR: (Araya girmeye çalışarak) Aman Deli Bekir Begim, kurban olayım sakin olun... Devletlim, adaletle hükmedin...
TUZSUZ DELİ BEKİR: Kes sesini Pişekâr! Şakşağını kafana vurur, seni sahneye defnederim! Kasa kimdeyse söylesin, yoksa mahalleyi ateşe veririm!
(Meydanın diğer köşesinden jilet gibi giyinmiş, fesini yan yatırmış, elinde usturasını parlatan Ustura Kâzım fiyakalı bir yürüyüşle girer.)
USTURA KÂZIM: Ağır ol bakalım Deli Bekir! Naranın azâmeti adamın cüssesinden değil, yüreğinden gelir. Sen o palayı meydanda sallarsın amma benim usturam adamın şah damarını hissettirmeden keser! O batan fonda benim de hakkım hukukum var, raconu ben keserim, hesabı ben sorarım!
TUZSUZ DELİ BEKİR: Ula Kâzım! Sen kime şekil yapıyorsun? Gel buraya!
(Tuzsuz Deli Bekir ve Ustura Kâzım birbirine girer. Pala ve ustura sesleri birbirine karışır. Kavuklu korkudan Pişekâr’ın arkasına saklanır, Zenne ise çığlık atarak baygınlık taklidi yapar.)
KAVUKLU: Pişekâr! Yandık Pişekâr! Mahalle resmen hergele meydanına döndü!
(Bu kargaşanın ortasında, kirli sakalı göğsüne inmiş, gözleri yuvalarından fırlamış Sakallı Manyak Haydar elinde koca bir sopayla meydana dalar.)
SAKALLI MANYAK HAYDAR: HEYYYTTT! Durun köftehorlar! Herkes silahını indirsin! Bu mahallenin en azîm mecnûnu da benim, en şedîd dîvânesi de ben! Paraları kim yutmuşsa bana devretsin, raconu ben kesiyorum. Bundan sonra fona para yatırmak yasak, 'everyone (herkes)' parasını bana getirecek!
KAVUKLU: (Kafasını Pişekâr'ın arkasından uzatır) Yahu bu sakallı manyak da nereden çıktı? Bu kadar kıdemli psikopatın arasında senin kestiğin racon ancak mahalle bakkalının defterine söker be hey şaşkın!
PİŞEKÂR: (Çaresizce elindeki şakşağı havaya kaldırır, sertçe üç kere vurur) YETEEEEER BRE! Durun diyorum size! Hak dostum hak!
(Herkes bir anlığına durur ve Pişekâr’a bakar.)
PİŞEKÂR: Be hey Cemâat-i Müfsidûn, be hey aklı evveller! Birikmiş üç beş kuruşunuzu kolay yoldan zengin olmak ümidiyle Kusât-ı Mektûmelere (gizli kasalar) kaptırdınız, şimdi birbirinizin gırtlağına yapışırsınız! Akıl kârı mıdır bu? Parayı alan çoktan sırra kadem bastı! Sizin bu arbedeniz ancak izleyenlere eğlence olur! Gelin vazgeçin bu kavgadan, birbirinize sarılın da ibret-i âlem olsun!
KAVUKLU: (Seyirciye döner) Pişekâr doğru söyler... Sermâye gitti amma canımız sağ kalsın. Hem ne demişler: "Bâd-ı Hevâdan Gelen, Bâd-ı Sar Sardan Gider. (Havadan gelen, helak edici şiddetli bir kasırgayla yok olur gider.)”
PİŞEKÂR: Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola!
TÜM KADRO: Hak haaaak!
(Herkes seyirciyi selamlar, şakşak son kez vurulur ve perde kapanır.)
II. PERDE: KAVUKLU KADI HUZURUNDA
(Sahnede Kadı Efendi, heybetli sarığı ve kürsüsüyle oturmaktadır. Yanında mübaşir ve kâtip vardır. İçeriye üstü başı yırtık Kavuklu, eteklerini toplayan Zenne Şiki Şak Şak ve arkalarında zaptiyelerin zapt etmekte zorlandığı Tuzsuz Deli Bekir, Ustura Kâzım ve zincire vurulmuş Sakallı Manyak Haydar girer. Pişekâr da davanın bilirkişisi olarak aradadır.)
KADI EFENDİ: (Tokmak vurur) Susuuun! Avaz etmeyin bre! Nedir bu mahallenin hali? Sabah-ı şeriften beri feryadınız arş-ı alaya ulaştı. Kâtip, yaz! Davacılar kimdir, müddei (iddia eden) ne ister?
KAVUKLU: (Öne fırlar, kavuğunu düzeltir) Benim devletli, adaletli, nur yüzlü Kadı Efendimiz! Bendeniz kulunuz Kavuklu... Bu arkamda gördüğünüz süslü püslü, şıkır şıkır raks eden Zenne Şiki Şak Şak var ya... İşte bu kezzâbe beni efkâr-ı fâsideye (kötü fikirlere) sevk eyledi! "Kusât-ı Mektûmede akçelerin katlanacak" dedi, fakiri perişan eyledi!
ZENNE ŞİKİ ŞAK ŞAK: (Kırıtarak yelpazesini sallar) Aaa, iftira ayol, iftira! Kadı Efendiciğim, kerem buyurun, bu şaşkın kavuklunun lafına bakmayın. Parayı alan benim amma kendim için isti'mal etmedim (kullanmadım) ki! Sadece emanetçiyim. Paralar asıl şu arkadaki iki azgının cebine girdi!
TUZSUZ DELİ BEKİR: (Zincirlerini şakırdatarak nâra atar) HAAAYTTT! Yalan söylüyor bu Kezzâbe! Kadı Efendi, senin o kürsünü kırar, mübaşiri yatağanımın ucuna takarım! Zâtımın o fonda tam bin altunu yandı diyorum!
Parayı alan kimse ortaya çıksın, yoksa bu Mahkeme-i Beşeri ateşe verir, duhânında tütün içerim!
KADI EFENDİ: (Korkudan sarığı kayar) Destur be adam! Burası Mahkeme-i Şer’iyye! Zaptiyeler, sıkı tutun şu deliyi!
USTURA KÂZIM: (Fesini düzeltip usturasını tahta masaya saplar) Kadı Efendi, Deli Bekir haklıdır lakin üslubu bozuktur. Bu mahallede raconu biz keseriz. Fonun asıl müsta’mili, mangırları alıp ribâya yatıran, işte şu arkada delilik taklidi yapan manyaktır!
(Herkes arkadaki Sakallı Manyak Haydar’a döner. Haydar’ın gözleri dönmüş, sakalını kemirmektedir.)
SAKALLI MANYAK HAYDAR: Hıahaha! Kadı kim? Para kim? Ben paraları yedim, yuttum, hazmettim! Üstüne bir de şerbet içtim! Adalet bende, kanun bende, racon bende! Hak haaak!
KADI EFENDİ: (Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemez) Fesübhanallah! Bu ne muamma, bu ne keşmekeş? Pişekâr! Sen bu mahallenin aklıselimisin, gel buraya, çöz şu düğümü!
PİŞEKÂR: (Öne çıkar, şakşağını Kadı'nın önünde saygıyla vurur) Efendim, devletlim... Mesele aslında gayet aşikârdır. Bu kullarınızın hepsi kolay yoldan zengin olma hırsıyla kör olmuşlardır. Biri parayı toplamış, diğeri nâra atmış, öbürü ustura sallamış, zır delisi de paranın üstüne yatmıştır! Kısacası ortada ne para kalmıştır ne de akıl!
KADI EFENDİ: (Düşünür, sakalını sıvazlar ve tokmağı masaya vurur) Hüküm verilmiştir! Yaz kâtip:
1- Fonzede Kavuklu’nun açgözlülüğünün cezası olarak kavuğu müsadere edilsin, bundan sonra çıplak kafayla gezsin!
2- Zenne Şiki Şak Şak’ın zilleri elinden alınsın, mahallede sadece ilahi söylesin!
3- Tuzsuz Deli Bekir ve Ustura Kâzım birbirlerine zincirlenip mahalle çöpünü temizlesin!
4- Sakallı Manyak Haydar da Tımarhâneye kapatılsın, paraları orada saysın!
KAVUKLU: (Dizlerine vurur) Yandık Pişekâr yandık! Para gittiği gibi kelle de çıplak kaldı!
PİŞEKÂR: Üzülme Kavuklu’m, bu da bize ders olsun. Ne demişler: "Hırs ile Kalkan, Hasar ile Oturur."
Her ne kadar sürç-i lisan ettikse affola! Cihanı titreten davamız da burada nihayete erer!
TÜM KADRO: Hak haaaak!
(Herkes seyirciyi selamlar, şakşak son kez vurulur ve perde kapanır.)

