“Nebevi Ahlak”ı hayatımıza taşıyalım! Yaşayalım yaşatalım!

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 02.09.2026 - 15:46, Güncelleme: 02.09.2026 - 15:46 129 kez okundu.
 

“Nebevi Ahlak”ı hayatımıza taşıyalım! Yaşayalım yaşatalım!

“Nebevi Ahlak”ı hayatımıza taşıyalım! Yaşayalım yaşatalım!
Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 2026 yılı Mevlid-i Nebi Haftası temasını “Peygamberimiz ve Güzel Ahlak” olarak belirlemiştir. “Nebevi Ahlak” başlığı altındaki çalışmaları, Hz. Muhammed aleyhisselamın ahlaki erdemlerini, sünnetini ve insan ilişkilerindeki rehberliğini topluma, özellikle de gençlere aktarmayı amaçlayan geniş kapsamlı eğitim, yayın ve farkındalık faaliyetlerini kapsar. Ahlak-ı Muhammediye, Hz. Muhammed’in Kur’an-ı Kerim esas alınarak şekillenen, tüm insanlığa örnek ve rehber kabul edilen üstün ahlak anlayışıdır. Birkaç yazımı hem katkıda bulunmak hem de okuyucularımla beraber Peygamberimizin izini sürmemize vesile olacağı, Peygamber Efendimizin “sünnetini çağa taşıma” düşüncemizi İnşallah amel durumuna getiririz. Gerçekten sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.”  Neydi Allah Resulünün ahlakı? Hayat arkadaşlarından dinleyelim: Hz. Aişe der ki: “O’nun ahlakı Kur’an’dı.” Hz. Hatice; ilk vahiy geldiği zaman onun ahlakını şöyle anlatmıştı: “Sen yakınlık bağlarına riâyet eder, fakirleri ve yoksulları kollarsın. Yetimin, öksüzün, fakir fukaranın hâmisisin. Hiç kimsenin hakkına tecavüz etmezsin.” Hz. Peygamber’in ahlakının en bariz vasfı zor ve dar zamanlarda bile asla haktan ayrılmamış olması onun en önemli vasfıydı.  Adâlet ve insaf sahibiydi. Hiç kimseye kaldıramayacağı yük yüklemezdi, şahsı adına kimseyi azarlamazdı. On yıl kadar kendisine hizmet eden Enes r.a. şöyle diyor: On yıl süreyle Rasulüllaha hizmet ettim, bana yaptığım şeyden dolayı “neden bunu böyle yaptın”, yapmadığımdan bir şeyden dolayı “bunu neden yapmadın” diye asla azarlamadı. Mahzûmilerden bir kadın hırsızlık etmişti, had uygulanmaması için Üsame’yi şefaatçi kılmışlardı. O buna çok üzülmüş ve: “Allah’a yemin olsun ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık edecek olsa, ona da had cezası uygulamaktan çekinmezdim.” buyurdu. Kerim ve cömertti. Herkese ikram ederdi. Keçilerini sağarken gelen bir adamın talebi üzerine keçilerini ona bağışlamıştı. Ebu Zer’e hitaben: “Uhud dağı kadar altınım olsa üç gün geçmeden bunları dağıtmak isterdim.” Bazen birinden bir şey satın alır, tekrar ona onu hediye ederdi. Üzerinde görülen ve beğenilen eşyayı beğenene verirdi. Özellikle Ramazan’da yağmur yüklü bulutlar gibi cömertti, herkese daha çok iyilik ederdi. Eşitlik severdi, müsâvâtı önemserdi. İslam’ın gerçekleştirdiği en yüce toplumsal devrim; Eşitliktir. İnsanlara hür-köle-asil sıradan insan, fakir-zengin-siyah-beyaz ayrımı yapmadan eşit davranırdı. Mekke fethinde ezan okumak için Kâbe’nin damına Bilal’i çıkarmıştı. Zeyd’i ve oğlu Üsame’yi kumandan tayin etmişti. İnsanlara kölelerine yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi emrederdi. Tevazu sahibiydi. Ev işlerinde eşlerine yardımcı olurdu. Ayakkabılarını tamir eder, elbisesinin söküğünü diker, koyunlarını sağardı. Mecliste bulduğu yere otururdu. Bir gün huzurunda titreyen bir adama: “Korkma, ben kral ya da melik değilim. Güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” demişti. Doğru sözlüydü. Muhammedü’l-Emindi. Eminliği yüzünden müşrikler bile ona: “Biz sana yalancısın diyemeyiz” demişlerdi. Hicrette yanında bulunan pek çok emanet eşyayı, sahiplerine vermek üzere, Hz. Ali’ye teslim etmişti. “Allah’a andolsun ki Allah bu dini tamamlayacak. Hatta atlı bir kişi endişesi, korkusu olmadan San’a’dan Hadramut’a gelecektir. Fakat siz sabırsızlanıyorsunuz.” Zühd ve kanaat ehliydi. Günlerce yiyecek yemediği olurdu. Evinde ateş yanmadığı, bir çorba pişmediği zamanlar vardı. Fedek arazisinden dört deve yükü yiyecek geldi bunların dağıtılmasını Bilal’e emretti. Bir gün mutadı hilafına ikindi namazından sonra cemaatin yanında ayrılıp saadet-hanesine gitti, döndüğünde “Evde bir miktar altının bulunduğu hatırıma geldi, onun dağıtılmasını söyledim” buyurdu. İrtihal hastalığında kıvranırken bile, evinde bir miktar bulunduğunu hatırladı: “Muhammed geride bıraktıracakları olarak mı Allah’a kavuşacak?” dedi. Bir defasında kızı Fatıma gerdanlık takmıştı da o kızına: “Ya Fatıma, Muhammed’in kızı boynuna ateşten bir halka takmış denilmesini ister misin?” buyurmuştu. Allah Resulü şöyle buyurdu: “Bu dünya garip yolcuların uğrağıdır.” Zühd ve fakr duygusu Peygamberimizin en büyük özelliğiydi. Af ve bağışlamayı severdi. Ebû Süfyan ve Hind’i bağışlaması, Vahşî’yi affı, çok yönlü düşünmemizi gerektiren aflarıydı.  Rabbine güveniyle ümmetine örnek olmuştu. Allah Resulü Necd gazvesinden dönmekteydi, bir ağacın altında istirahate çekilmişti, yanında kimse yoktu, bunu fırsat bilen bir bedevi Peygamberimizin ağaca asılı kılıcını alarak ona hamle yaptı ve Peygamberimize: “seni şimdi benim elimden kim kurtarır?” dedi. Peygamberimiz yattığı yerden doğrularak: “Allah!” dedi, bedevinin kılıcı elinden düştü. Peygamberimiz kılıcı alarak: “Şimdi benim elimden seni kim kurtarır?” diye sordu, o da “hiç kimse” diyerek cevap verdi. Peygamberimiz onu affederek, “benden merhametli olmayı öğren” buyurdu.  Peygamber Efendimizin “Allah benim için yeryüzünü dürdü...” hadisi, sadece geçmişte yaşanıp bitmiş bir tarihi başarıyı övmek için söylenmemiştir. Bu hadis, her çağdaki Müslüman’a ufkunu geniş tutma mükellefiyeti yükler. Coğrafyanın dürülmesi, zihinlerin ve vizyonların dar kalıplardan kurtulması demektir. Bugün İslam dünyası olarak içinde bulunduğumuz dağınıklık, tefrika ve çaresizlik hissi; Resûlullah’ın işaret ettiği o temel esası unuttuğumuzun göstergesidir. Birlik ve beraberlik. Hadis-i şerifte açıkça ifade edildiği üzere, Müslümanları yıkacak olan şey dışarıdaki düşmanların sayıca veya teknolojik olarak üstünlüğü değildir. Müslümanları zayıflatan yegâne faktör, kendi aralarındaki ihtilaflar, kardeşlik hukukunun zedelenmesi ve ortak bir ideal etrafında kenetlenememeleridir.   (Devam edeceğim İnşallah)
“Nebevi Ahlak”ı hayatımıza taşıyalım! Yaşayalım yaşatalım!

Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), 2026 yılı Mevlid-i Nebi Haftası temasını “Peygamberimiz ve Güzel Ahlak” olarak belirlemiştir. “Nebevi Ahlak” başlığı altındaki çalışmaları, Hz. Muhammed aleyhisselamın ahlaki erdemlerini, sünnetini ve insan ilişkilerindeki rehberliğini topluma, özellikle de gençlere aktarmayı amaçlayan geniş kapsamlı eğitim, yayın ve farkındalık faaliyetlerini kapsar. Ahlak-ı Muhammediye, Hz. Muhammed’in Kur’an-ı Kerim esas alınarak şekillenen, tüm insanlığa örnek ve rehber kabul edilen üstün ahlak anlayışıdır.

Birkaç yazımı hem katkıda bulunmak hem de okuyucularımla beraber Peygamberimizin izini sürmemize vesile olacağı, Peygamber Efendimizin “sünnetini çağa taşıma” düşüncemizi İnşallah amel durumuna getiririz.

Gerçekten sen, pek büyük bir ahlak üzerindesin.” 

Neydi Allah Resulünün ahlakı? Hayat arkadaşlarından dinleyelim:

Hz. Aişe der ki: “O’nun ahlakı Kur’an’dı.”

Hz. Hatice; ilk vahiy geldiği zaman onun ahlakını şöyle anlatmıştı: “Sen yakınlık bağlarına riâyet eder, fakirleri ve yoksulları kollarsın. Yetimin, öksüzün, fakir fukaranın hâmisisin. Hiç kimsenin hakkına tecavüz etmezsin.” Hz. Peygamber’in ahlakının en bariz vasfı zor ve dar zamanlarda bile asla haktan ayrılmamış olması onun en önemli vasfıydı. 

Adâlet ve insaf sahibiydi.

Hiç kimseye kaldıramayacağı yük yüklemezdi, şahsı adına kimseyi azarlamazdı. On yıl kadar kendisine hizmet eden Enes r.a. şöyle diyor: On yıl süreyle Rasulüllaha hizmet ettim, bana yaptığım şeyden dolayı “neden bunu böyle yaptın”, yapmadığımdan bir şeyden dolayı “bunu neden yapmadın” diye asla azarlamadı.

Mahzûmilerden bir kadın hırsızlık etmişti, had uygulanmaması için Üsame’yi şefaatçi kılmışlardı. O buna çok üzülmüş ve: “Allah’a yemin olsun ki Muhammed’in kızı Fatıma hırsızlık edecek olsa, ona da had cezası uygulamaktan çekinmezdim.” buyurdu.

Kerim ve cömertti.

Herkese ikram ederdi. Keçilerini sağarken gelen bir adamın talebi üzerine keçilerini ona bağışlamıştı. Ebu Zer’e hitaben: “Uhud dağı kadar altınım olsa üç gün geçmeden bunları dağıtmak isterdim.” Bazen birinden bir şey satın alır, tekrar ona onu hediye ederdi. Üzerinde görülen ve beğenilen eşyayı beğenene verirdi. Özellikle Ramazan’da yağmur yüklü bulutlar gibi cömertti, herkese daha çok iyilik ederdi.

Eşitlik severdi, müsâvâtı önemserdi.

İslam’ın gerçekleştirdiği en yüce toplumsal devrim; Eşitliktir. İnsanlara hür-köle-asil sıradan insan, fakir-zengin-siyah-beyaz ayrımı yapmadan eşit davranırdı. Mekke fethinde ezan okumak için Kâbe’nin damına Bilal’i çıkarmıştı. Zeyd’i ve oğlu Üsame’yi kumandan tayin etmişti. İnsanlara kölelerine yediğinden yedirmeyi, giydiğinden giydirmeyi emrederdi.

Tevazu sahibiydi.

Ev işlerinde eşlerine yardımcı olurdu. Ayakkabılarını tamir eder, elbisesinin söküğünü diker, koyunlarını sağardı. Mecliste bulduğu yere otururdu. Bir gün huzurunda titreyen bir adama: “Korkma, ben kral ya da melik değilim. Güneşte kurutulmuş et yiyen bir kadının oğluyum.” demişti.

Doğru sözlüydü.

Muhammedü’l-Emindi. Eminliği yüzünden müşrikler bile ona: “Biz sana yalancısın diyemeyiz” demişlerdi. Hicrette yanında bulunan pek çok emanet eşyayı, sahiplerine vermek üzere, Hz. Ali’ye teslim etmişti.

“Allah’a andolsun ki Allah bu dini tamamlayacak. Hatta atlı bir kişi endişesi, korkusu olmadan San’a’dan Hadramut’a gelecektir. Fakat siz sabırsızlanıyorsunuz.”

Zühd ve kanaat ehliydi.

Günlerce yiyecek yemediği olurdu. Evinde ateş yanmadığı, bir çorba pişmediği zamanlar vardı. Fedek arazisinden dört deve yükü yiyecek geldi bunların dağıtılmasını Bilal’e emretti.

Bir gün mutadı hilafına ikindi namazından sonra cemaatin yanında ayrılıp saadet-hanesine gitti, döndüğünde “Evde bir miktar altının bulunduğu hatırıma geldi, onun dağıtılmasını söyledim” buyurdu. İrtihal hastalığında kıvranırken bile, evinde bir miktar bulunduğunu hatırladı: “Muhammed geride bıraktıracakları olarak mı Allah’a kavuşacak?” dedi.

Bir defasında kızı Fatıma gerdanlık takmıştı da o kızına: “Ya Fatıma, Muhammed’in kızı boynuna ateşten bir halka takmış denilmesini ister misin?” buyurmuştu.

Allah Resulü şöyle buyurdu: “Bu dünya garip yolcuların uğrağıdır.”

Zühd ve fakr duygusu Peygamberimizin en büyük özelliğiydi.

Af ve bağışlamayı severdi. Ebû Süfyan ve Hind’i bağışlaması, Vahşî’yi affı, çok yönlü düşünmemizi gerektiren aflarıydı. 

Rabbine güveniyle ümmetine örnek olmuştu. Allah Resulü Necd gazvesinden dönmekteydi, bir ağacın altında istirahate çekilmişti, yanında kimse yoktu, bunu fırsat bilen bir bedevi Peygamberimizin ağaca asılı kılıcını alarak ona hamle yaptı ve Peygamberimize: “seni şimdi benim elimden kim kurtarır?” dedi. Peygamberimiz yattığı yerden doğrularak: “Allah!” dedi, bedevinin kılıcı elinden düştü. Peygamberimiz kılıcı alarak: “Şimdi benim elimden seni kim kurtarır?” diye sordu, o da “hiç kimse” diyerek cevap verdi. Peygamberimiz onu affederek, “benden merhametli olmayı öğren” buyurdu. 

Peygamber Efendimizin “Allah benim için yeryüzünü dürdü...” hadisi, sadece geçmişte yaşanıp bitmiş bir tarihi başarıyı övmek için söylenmemiştir. Bu hadis, her çağdaki Müslüman’a ufkunu geniş tutma mükellefiyeti yükler. Coğrafyanın dürülmesi, zihinlerin ve vizyonların dar kalıplardan kurtulması demektir. Bugün İslam dünyası olarak içinde bulunduğumuz dağınıklık, tefrika ve çaresizlik hissi; Resûlullah’ın işaret ettiği o temel esası unuttuğumuzun göstergesidir. Birlik ve beraberlik.

Hadis-i şerifte açıkça ifade edildiği üzere, Müslümanları yıkacak olan şey dışarıdaki düşmanların sayıca veya teknolojik olarak üstünlüğü değildir. Müslümanları zayıflatan yegâne faktör, kendi aralarındaki ihtilaflar, kardeşlik hukukunun zedelenmesi ve ortak bir ideal etrafında kenetlenememeleridir.  

(Devam edeceğim İnşallah)

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.