TÂRİH AYNASINDA SUÛD ÂİLE KRALLIĞININ GERÇEĞİ (II)

KIR'ATIM GÜNCEL HABERLER (KIRATIM HABER) - KIR'ATIM GAZETESİ | 17.08.2026 - 10:50, Güncelleme: 17.08.2026 - 10:50 294 kez okundu.
 

TÂRİH AYNASINDA SUÛD ÂİLE KRALLIĞININ GERÇEĞİ (II)

Suûdî Hanedanı Veya Yahudiler Hanedanı
“Ey İman Edenler! Yahudi ve Hristiyanları Dost ve Koruyucu Edinmeyin! Çünkü Onlar Birbirlerinin VELÎLERİ/Müttefikleridir. Sizden Kim Onları VELÎ/Dost Edinirse, Onlardan Sayılır. Şüphesiz ALLÂH, Zalimleri Doğru Yola İletmez.” (MÂİDE: 51)   "Âl-Suûd Âl-Yehûd” (Suûd Âilesi, Yahudi Âilesi/ آل سعود، آل يهود) sloganı, yalnızca içi boş bir ifade değildir. Bu slogan, Müslüman toplumlardan GİZLENMİŞ tarihi gerçekleri örtmektedir.   Suûd Âilesinin tarihi gerçekliği nedir? Hakiki soyları nedir? Mekke ve Medine'nin kontrolünü nasıl ele geçirdiler? Müslümanlara karşı ne tür suçlar işlediler? Suûdîlerin taktığı o kutsal maskenin ardındaki hakikat nedir?   Suûd Hanedanı'nın tarihini kaleme alan ünlü Mısırlı yazar Şeyh Nâsır Saîd, ‘Târîhu Âl Suûd/SUÛD ÂİLESİ TARİHİ/ تاريخ آل سعود’ adlı kitabında şunları yazar: Hicri 851 yılında, "el-Mesâliḫ/ المسالخ" (veya el-Masâlîḫ/ مصالیخ) boyuna mensup "Benî Anze/ بني عنزة" (veya Benî Uneyze/ بني عنيزة) kabîlesinden bir grup tüccar, buğday ve mercimek satın almak üzere 'Sahmî bin Hezlûl/ سحمي بن هذلول' liderliğinde Necd'den Mısır'a geldi; orada "Mordehây bin İbrâhîm b. Moşe/ مردخاي بن ابراهيم بن موشي" adında Yahudi bir tüccarla karşılaştılar.   Bu Yahudi tüccar son derece kurnazdı; kervanın Necidli Bedevî Araplardan oluştuğunu öğrenince büyük bir memnuniyet duydu. Hal hatır sorup gelişigüzel bir şekilde kabîleleri hakkında bilgi edindikten sonra, kendisinin de aynı kabileye mensup olduğunu öne sürdü.   Babası ile Anze kabîlesi arasındaki bir husumetin, kendisini uzun bir süre boyunca evvela Irak, ardından Basra'da kendi halkından uzakta yaşamaya mecbur bıraktığını anlattı.   Arabistan'ın kavurucu çöllerinde yaşayanlar, aynı kabîleye mensup bu varlıklı tüccarın gerçekten de kendilerinden biri olduğunu görmekten büyük memnuniyet duydular. Böylece, bu Yahudi adam ile Anze kabîlesi mensupları arasında yeni bir ilişki dönemi başladı.   Araplar, onun Yahudi oluşunu bir kenara bırakıp, bu varlıklı tüccarın ihtiyaçlarını karşılama imkânlarına sahip olduğunu görerek onu aralarına kabul etti.   Yola çıkma vakti geldiğinde Araplar bir kez daha hayrete düştüler; zira Yahudi, Necd'e kadar onlara eşlik etmeyi talep etmişti. Belki Basra'da tanınmıştı ya da başka bir sebeple artık orada yaşamak istemiyordu. Nihayetinde Masâlîh kabîlesinin bir mensubu olarak yola koyuldu, Necd'deki Kasîm bölgesine ulaşıp oraya yerleşti ve bölgede halihazırda yaşayan Yahudilerle ilişkiler geliştirmeye başladı.   Kabîle mensupları buna tanık olduklarında, yerel bir din adamı olan 'Şeyh Sâlih Süleymân bin Abdullâh Temîmî'nin liderliğinde, ‘Mordehay’ adlı Yahudi tüccara karşı ayaklandılar. Söz konusu Yahudi, ‘Kasîm’den "el-Ahsa"ya kaçtı; burada adını ‘Merhân bin İbrâhîm bin Mûsâ مرخان بن إبراهيم بن موسى/’ olarak değiştirdi ve bundan sonra bu isimle anılmaya başlandı.   Bir süre sonra oradan da ayrılarak Katîf yakınlarındaki 'Ümmü's-Sâhik/ أم الساهك' adlı bir bölgeye yerleşti ve kurduğu bu yerleşime "ed-Dir’iyye/ الدرعية" adını verdi.   Bu mel’un Yahudi, dindaşlarını Dir’iyye'ye yerleştirmeye başladığında, mıntıkada halihazırda var olan Müslüman ‘el-Acmân/ العجمان’ kabîlesi onun kurduğu komploları fark etti. 'Benî Hâcir/ بنی هاجر' ve 'Beni Hâlid/ بنی خالد' adlı diğer iki Müslüman kabilenin de desteğiyle Dir’iyye'ye saldırıp yerleşimi yerle bir ettiler. Ancak söz konusu Yahudi, adamları ve ailesiyle birlikte kaçmayı başararak Necd bölgesine geçti; burada önce ‘el-Müleybîd/ المليبيد’e, daha sonra ise ‘Ğasîbe/ غصيبة’ olarak bilinen bir bölgeye yerleşti. Ğasîbe, günümüzde Suûdî Arabistan'ın başkenti Riyâd olarak bilinen ‘Ârıd/عارض’ bölgesi sınırları içinde yer almaktadır.   Bu Yahudi, o topraklarda ticari faaliyetlerini başlattı ve servetinden güç alarak çeşitli kabîlelerle evlilik bağları kurup kadın köleler satın aldı; bunun sonucunda çok sayıda çocuk dünyaya geldi ve zamanla geniş bir aile oluştu.   Onun izinden giden ahfadı da bölgedeki nüfuzlarını kademeli olarak genişletmek için hile ve kurnazlığa başvurdu. Hatta atalarını örnek alarak kendi nesillerine Arapça isimler vermeye başladılar.   Zamanla, artan nüfuzlarının verdiği cesaretle iyice cür'etkârlaşan bu gizli yapılanma, kendilerine sahte bir ‘Arap Soy Ağacı’ uydurdu. Dahası, işi daha da ileri götürerek es-Sâdât/ السادات (Seyyitler, Peygamber soyundan gelenler) ile akrabalık bağına ve Anîze, Rabîa ve Mesâlîh gibi Arap kabîleleriyle mensubiyet ilişkisine sahip olduklarını iddia etti.   Paralı tarihçiler bile zaman zaman bu menfur soyu, Yüce Peygamber'in (SAV) atası Adnân'ın soyuyla ilişkilendirmiş; kimi zaman da onu ‘Kahtân/ قحطان’ soyuna dayandırmışlardır. Hakikati pazarlayan bu dalkavuk tarihçiler arasında, Suûdî kraliyet yönetiminde Yazışma ve Hizmet (mektuplaşma ve irtibat) Bürosu’nun başkanlığını da yapmış olan Mısırlı Muhammed Emîn et-Temîmî de bulunmaktadır.   O, yalnızca Suûd Âilesinin değil, aynı zamanda Muhammed bin Abdülvehhâb'ın da soy ağacını derleyip bunların Hz. Peygamber'in âilesinin (Âl-i Resûl) soyundan geldiğini öne sürmüştür.   Bu hizmeti karşılığında ise Hicri 1362 (Miladi 1943) yılında Kahire'de, Mısır Büyükelçisi Abdullâh bin İbrâhîm Fadl'dan 35.000 Lira almıştır. Hakikate ihanet eden bu aynı vefasız tarihçi, 1952 yılında Mısır halkı tarafından reddedilen bir şahsiyet olan Kral Fârûk için de bir soy ağacı hazırlamış ve onu da bir ‘Seyyid’ (Hz. Peygamber'in soyundan gelen biri) ilan etmiştir.   Mordehay/Mordechai adında Yahudi bir adamın Mark-Ren adında bir oğlu olması ve bu ismin Araplaştırılarak ‘Mukrin’e dönüştürülmesi dikkat çekicidir. Daha sonra, bizzat bu Mukrin'in (veya Mark-Ren'in)Muhammed adında -sonradan ‘Suûd’olarak anılacak olan- bir oğlu dünyaya gelmiş ve tüm soy, onun üzerinden ‘Âl Suud’ adıyla anılmaya başlanmıştır.   Nâsır Saîd, ‘The Washington Post’ gazetesinin 17 Eylül 1969 tarihli sayısına atıfta bulunarak Kral Faysal'a şu sözü de isnat etmektedir: 'Yahudiler Bizim Kuzenlerimizdir ve Onları Denize Dökme Fikrine Katılmıyoruz.'   Suûd Hanedanı'na ilişkin bu anlatım, Nâsır Saîd tarafından kaleme alınan, ‘Târîhu Âl Suûd’ (Suûd ÂilesiTarihi) adlı kitapta ayrıntılı olarak okunabilir.   ‘Târîhu’l-Bilâdi’l-Arabiyyeti’s-Suûdiyye’ (Suûdi Arabistan Beldelerinin Tarihi) adlı kitaba göre, Suûd bin Muhammed'in soyu Rabîa bin Mâni'e dayanmaktadır ve eser, onun Rabîa kabilesine mensup olduğunu anlatır.   Suûd Hanedanı'nın soyunu ayrıntılarıyla ele alan ve bizzat ailenin mensupları tarafından kaleme alınan bir diğer muteber eser olan ‘Unvânu’l-Mecd fî Târîhi’n-Necd’ ise, 99. sayfasında Suûd Âilesinin ‘Anze bin Esed bin Rabîa’ soyuna mensup olduğunu ifade etmektedir.   Öte yandan, Sünnî geleneğine ait muteber bir tarih eseri olan ve yaygın biçimde ‘Târîhu Ebî’l-Fidâ’ adıyla bilinen ‘el-Muhtasar fî Ahbâri’l-Beşer’, Suûd Hanedanı'nın bu atasının gerçek kimliğini şu sözlerle ortaya koymaktadır: "Suûd Hanedanı'nın Soyunu Dayandırdığı Anze İbn Esed, Aslında Hayber'deki Yahudi Kabilesi Benû Anze'ye Mensuptu."   Bu husus, Harvard Üniversitesi'ne bağlı bir araştırma ve düşünce kuruluşu olan ‘Middle East Strategy at Harvard’ (MESH) adlı oluşumun internet sitesinde de yer almıştır. Sitede belirtildiğine göre, Saddâm rejiminin çöküşünün ardından ABD ordusunun onun resmî sarayında ele geçirdiği mühim belgeler arasında, Suûd Âilesine ilişkin bulguları ayrıntılarıyla ortaya koyan gizli bir Irak istihbarat raporu da bulunuyordu. Pentagon bünyesindeki bir askerî araştırma kurumu tarafından İngilizceye çevrilip yayımlanan bu Irak belgelerine göre, Suûdîler aslında çok eski dönemlerde Necd bölgesine yerleşmiş Yahudi kökenli bir aileydi.   Her halükarda, Suûdîlerin soyunun Yahudi kabîlelerine dayandığı tarihsel olarak kabul edilen bir gerçektir. Yahudilere karşı her zaman besledikleri sempati ve köklü saygı, tarihsel miraslarının bir parçasını oluşturmaktadır.   Bu bağlamda, sosyal medyada dolaşan ve Suûdî Kralı Selmân'ın, Suûdî devletinin kuruluşunda -kendi atalarının yanı sıra- Yahudilerin oynadığı role değindiği videoya da bakılabilir. Kral bu videoda onlardan sempatiyle söz ederken, kendilerine ALLÂH'ın rahmetini dilemektedir.                                                               - Devam Edecek -
Suûdî Hanedanı Veya Yahudiler Hanedanı
“Ey İman Edenler!
Yahudi ve Hristiyanları Dost ve Koruyucu Edinmeyin! Çünkü Onlar Birbirlerinin VELÎLERİ/Müttefikleridir. Sizden Kim Onları VELÎ/Dost Edinirse, Onlardan Sayılır. Şüphesiz ALLÂH, Zalimleri Doğru Yola İletmez.” (MÂİDE: 51)
 
"Âl-Suûd Âl-Yehûd” (Suûd Âilesi, Yahudi Âilesi/ آل سعود، آل يهود) sloganı, yalnızca içi boş bir ifade değildir. Bu slogan, Müslüman toplumlardan GİZLENMİŞ tarihi gerçekleri örtmektedir.
 
Suûd Âilesinin tarihi gerçekliği nedir? Hakiki soyları nedir? Mekke ve Medine'nin kontrolünü nasıl ele geçirdiler? Müslümanlara karşı ne tür suçlar işlediler? Suûdîlerin taktığı o kutsal maskenin ardındaki hakikat nedir?
 
Suûd Hanedanı'nın tarihini kaleme alan ünlü Mısırlı yazar Şeyh Nâsır Saîd, ‘Târîhu Âl Suûd/SUÛD ÂİLESİ TARİHİ/ تاريخ آل سعود’ adlı kitabında şunları yazar:
Hicri 851 yılında, "el-Mesâliḫ/ المسالخ" (veya el-Masâlîḫ/ مصالیخ) boyuna mensup "Benî Anze/ بني عنزة" (veya Benî Uneyze/ بني عنيزة) kabîlesinden bir grup tüccar, buğday ve mercimek satın almak üzere 'Sahmî bin Hezlûl/ سحمي بن هذلول' liderliğinde Necd'den Mısır'a geldi; orada "Mordehây bin İbrâhîm b. Moşe/ مردخاي بن ابراهيم بن موشي" adında Yahudi bir tüccarla karşılaştılar.
 
Bu Yahudi tüccar son derece kurnazdı; kervanın Necidli Bedevî Araplardan oluştuğunu öğrenince büyük bir memnuniyet duydu. Hal hatır sorup gelişigüzel bir şekilde kabîleleri hakkında bilgi edindikten sonra, kendisinin de aynı kabileye mensup olduğunu öne sürdü.
 
Babası ile Anze kabîlesi arasındaki bir husumetin, kendisini uzun bir süre boyunca evvela Irak, ardından Basra'da kendi halkından uzakta yaşamaya mecbur bıraktığını anlattı.
 
Arabistan'ın kavurucu çöllerinde yaşayanlar, aynı kabîleye mensup bu varlıklı tüccarın gerçekten de kendilerinden biri olduğunu görmekten büyük memnuniyet duydular. Böylece, bu Yahudi adam ile Anze kabîlesi mensupları arasında yeni bir ilişki dönemi başladı.
 
Araplar, onun Yahudi oluşunu bir kenara bırakıp, bu varlıklı tüccarın ihtiyaçlarını karşılama imkânlarına sahip olduğunu görerek onu aralarına kabul etti.
 
Yola çıkma vakti geldiğinde Araplar bir kez daha hayrete düştüler; zira Yahudi, Necd'e kadar onlara eşlik etmeyi talep etmişti. Belki Basra'da tanınmıştı ya da başka bir sebeple artık orada yaşamak istemiyordu. Nihayetinde Masâlîh kabîlesinin bir mensubu olarak yola koyuldu, Necd'deki Kasîm bölgesine ulaşıp oraya yerleşti ve bölgede halihazırda yaşayan Yahudilerle ilişkiler geliştirmeye başladı.
 
Kabîle mensupları buna tanık olduklarında, yerel bir din adamı olan 'Şeyh Sâlih Süleymân bin Abdullâh Temîmî'nin liderliğinde, ‘Mordehay’ adlı Yahudi tüccara karşı ayaklandılar.
Söz konusu Yahudi, ‘Kasîm’den "el-Ahsa"ya kaçtı; burada adını ‘Merhân bin İbrâhîm bin Mûsâ مرخان بن إبراهيم بن موسى/’ olarak değiştirdi ve bundan sonra bu isimle anılmaya başlandı.
 
Bir süre sonra oradan da ayrılarak Katîf yakınlarındaki 'Ümmü's-Sâhik/ أم الساهك' adlı bir bölgeye yerleşti ve kurduğu bu yerleşime "ed-Dir’iyye/ الدرعية" adını verdi.
 
Bu mel’un Yahudi, dindaşlarını Dir’iyye'ye yerleştirmeye başladığında, mıntıkada halihazırda var olan Müslüman ‘el-Acmân/ العجمان’ kabîlesi onun kurduğu komploları fark etti. 'Benî Hâcir/ بنی هاجر' ve 'Beni Hâlid/ بنی خالد' adlı diğer iki Müslüman kabilenin de desteğiyle Dir’iyye'ye saldırıp yerleşimi yerle bir ettiler.
Ancak söz konusu Yahudi, adamları ve ailesiyle birlikte kaçmayı başararak Necd bölgesine geçti; burada önce ‘el-Müleybîd/ المليبيد’e, daha sonra ise ‘Ğasîbe/ غصيبة’ olarak bilinen bir bölgeye yerleşti.
Ğasîbe, günümüzde Suûdî Arabistan'ın başkenti Riyâd olarak bilinen ‘Ârıd/عارض’ bölgesi sınırları içinde yer almaktadır.
 
Bu Yahudi, o topraklarda ticari faaliyetlerini başlattı ve servetinden güç alarak çeşitli kabîlelerle evlilik bağları kurup kadın köleler satın aldı; bunun sonucunda çok sayıda çocuk dünyaya geldi ve zamanla geniş bir aile oluştu.
 
Onun izinden giden ahfadı da bölgedeki nüfuzlarını kademeli olarak genişletmek için hile ve kurnazlığa başvurdu. Hatta atalarını örnek alarak kendi nesillerine Arapça isimler vermeye başladılar.
 
Zamanla, artan nüfuzlarının verdiği cesaretle iyice cür'etkârlaşan bu gizli yapılanma, kendilerine sahte bir ‘Arap Soy Ağacı’ uydurdu. Dahası, işi daha da ileri götürerek es-Sâdât/ السادات (Seyyitler, Peygamber soyundan gelenler) ile akrabalık bağına ve Anîze, Rabîa ve Mesâlîh gibi Arap kabîleleriyle mensubiyet ilişkisine sahip olduklarını iddia etti.
 
Paralı tarihçiler bile zaman zaman bu menfur soyu, Yüce Peygamber'in (SAV) atası Adnân'ın soyuyla ilişkilendirmiş; kimi zaman da onu ‘Kahtân/ قحطان’ soyuna dayandırmışlardır. Hakikati pazarlayan bu dalkavuk tarihçiler arasında, Suûdî kraliyet yönetiminde Yazışma ve Hizmet (mektuplaşma ve irtibat) Bürosu’nun başkanlığını da yapmış olan Mısırlı Muhammed Emîn et-Temîmî de bulunmaktadır.
 
O, yalnızca Suûd Âilesinin değil, aynı zamanda Muhammed bin Abdülvehhâb'ın da soy ağacını derleyip bunların Hz. Peygamber'in âilesinin (Âl-i Resûl) soyundan geldiğini öne sürmüştür.
 
Bu hizmeti karşılığında ise Hicri 1362 (Miladi 1943) yılında Kahire'de, Mısır Büyükelçisi Abdullâh bin İbrâhîm Fadl'dan 35.000 Lira almıştır. Hakikate ihanet eden bu aynı vefasız tarihçi, 1952 yılında Mısır halkı tarafından reddedilen bir şahsiyet olan Kral Fârûk için de bir soy ağacı hazırlamış ve onu da bir ‘Seyyid’ (Hz. Peygamber'in soyundan gelen biri) ilan etmiştir.
 
Mordehay/Mordechai adında Yahudi bir adamın Mark-Ren adında bir oğlu olması ve bu ismin Araplaştırılarak ‘Mukrin’e dönüştürülmesi dikkat çekicidir. Daha sonra, bizzat bu Mukrin'in (veya Mark-Ren'in)Muhammed adında -sonradan ‘Suûd’olarak anılacak olan- bir oğlu dünyaya gelmiş ve tüm soy, onun üzerinden ‘Âl Suud’ adıyla anılmaya başlanmıştır.
 
Nâsır Saîd, ‘The Washington Post’ gazetesinin 17 Eylül 1969 tarihli sayısına atıfta bulunarak Kral Faysal'a şu sözü de isnat etmektedir:
'Yahudiler Bizim Kuzenlerimizdir ve Onları Denize Dökme Fikrine Katılmıyoruz.'
 
Suûd Hanedanı'na ilişkin bu anlatım, Nâsır Saîd tarafından kaleme alınan, ‘Târîhu Âl Suûd’ (Suûd ÂilesiTarihi) adlı kitapta ayrıntılı olarak okunabilir.
 
‘Târîhu’l-Bilâdi’l-Arabiyyeti’s-Suûdiyye’ (Suûdi Arabistan Beldelerinin Tarihi) adlı kitaba göre, Suûd bin Muhammed'in soyu Rabîa bin Mâni'e dayanmaktadır ve eser, onun Rabîa kabilesine mensup olduğunu anlatır.
 
Suûd Hanedanı'nın soyunu ayrıntılarıyla ele alan ve bizzat ailenin mensupları tarafından kaleme alınan bir diğer muteber eser olan ‘Unvânu’l-Mecd fî Târîhi’n-Necd’ ise, 99. sayfasında Suûd Âilesinin ‘Anze bin Esed bin Rabîa’ soyuna mensup olduğunu ifade etmektedir.
 
Öte yandan, Sünnî geleneğine ait muteber bir tarih eseri olan ve yaygın biçimde ‘Târîhu Ebî’l-Fidâ’ adıyla bilinen ‘el-Muhtasar fî Ahbâri’l-Beşer’, Suûd Hanedanı'nın bu atasının gerçek kimliğini şu sözlerle ortaya koymaktadır:
"Suûd Hanedanı'nın Soyunu Dayandırdığı Anze İbn Esed, Aslında Hayber'deki Yahudi Kabilesi Benû Anze'ye Mensuptu."
 
Bu husus, Harvard Üniversitesi'ne bağlı bir araştırma ve düşünce kuruluşu olan ‘Middle East Strategy at Harvard’ (MESH) adlı oluşumun internet sitesinde de yer almıştır.
Sitede belirtildiğine göre, Saddâm rejiminin çöküşünün ardından ABD ordusunun onun resmî sarayında ele geçirdiği mühim belgeler arasında, Suûd Âilesine ilişkin bulguları ayrıntılarıyla ortaya koyan gizli bir Irak istihbarat raporu da bulunuyordu.
Pentagon bünyesindeki bir askerî araştırma kurumu tarafından İngilizceye çevrilip yayımlanan bu Irak belgelerine göre, Suûdîler aslında çok eski dönemlerde Necd bölgesine yerleşmiş Yahudi kökenli bir aileydi.
 
Her halükarda, Suûdîlerin soyunun Yahudi kabîlelerine dayandığı tarihsel olarak kabul edilen bir gerçektir. Yahudilere karşı her zaman besledikleri sempati ve köklü saygı, tarihsel miraslarının bir parçasını oluşturmaktadır.
 
Bu bağlamda, sosyal medyada dolaşan ve Suûdî Kralı Selmân'ın, Suûdî devletinin kuruluşunda -kendi atalarının yanı sıra- Yahudilerin oynadığı role değindiği videoya da bakılabilir. Kral bu videoda onlardan sempatiyle söz ederken, kendilerine ALLÂH'ın rahmetini dilemektedir.
                                                             
- Devam Edecek -
Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.