ADÂLET NİZÂMI
ADÂLET NİZÂMI
“Dâvûd ve Süleymânı da Hatırla!
Hani Kavmin Koyunlarının İçinde Yayıldığı Ekin Arazisi Hakkında Yargılama Yapıyorlardı.
Biz de, Onların Hükümlerine Şahittik.”
(ENBİYÂ: 78)
&
TEFSÎR
{(DÂVÛD ve SÜLEYMÂNı da Hatırla! Hani Kavmin Koyunlarının İçinde Yayıldığı Ekin Arazisi Hakkında Yargılama Yapıyorlardı. Biz de, Onların Hükümlerine Şahittik. / وَدَاوُودَ وسليمان إِذْ يَحْكُمَانِ فِى الحرث إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ القوم وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شاهدين) Böylece biz onlara bunu anlattık.
Öncelikle, enbiyâdan olmayan resûllerin bir listesiyle başlayalım. Onların hususi olarak anılması; her birinin kendine özgü özelliği, ALLÂH'ın onlara bahşettiği bir nimeti, ALLÂH'ın Musa ve Harun'a KUR'ÂN'a benzer bir mukaddes KİTAP vermesi ve sonrasında yaşananlar dikkate alınarak yapılmıştır.
Hz. Musa'dan sonra, İsrâiloğulları tarihinde Davut ve Süleyman döneminin sahip olduğu kadar belirgin bir karaktere sahip başka bir dönem olmamıştır. Zira İsrâiloğulları topluluğunun yapısı, Yûşa’ bin Nûn zamanından itibaren nebîler tarafından yönetilmekten evrimleşmiştir.
Bilahare, Şemşûn/Samson'un ölümünden sonra Saul'un yükselişine kadar yaşanan kaosla birlikte, Davud'un kayınpederi Saul, orduyu yönetmekle sınırlı bir kraldı ve peygamber değildi. Çünkü işleri yönetmek nebîlerin ve Samuel gibi yargıçların göreviydi.
Hz. Davut, İsrâiloğulları'nın hem nebîlik hem de krallık görevini üstlenen ilk peygamberiydi. Davut'un hükümdarlığı döneminde İsrâil krallığı büyük bir güç, kudret ve düşmanlarını boyun eğdirme seviyesine ulaştı. Davut'a, bilgelik ve öğüt içeren kanun öğretisi olan Tevrat'ı tamamlayan Mezmûrlar verildi. Böylece onun dönemi, bilgelik ve hitabet açısından mükemmelleşti.
Süleyman'a da bilgelik verildi. Zanaatkâr ve oluşturucu insanlar ona boyun eğdirildi. Böylece İsrâil krallığı, sistemin büyüklüğü, zenginlik, bilgelik ve ticaret açısından onun zamanında güçlendi. Bu kıssada kesinlikle bir ibret vardır.
Kıssa; ölçüt verme, rehberlik etme, bilgelik ve iyiliğe, sağduyu ve bilgiye yönlendirme yolu olan bu asil yolla tutarlıydı.
Davud ve Süleyman kıssası, İÇTİHAT ilkesini ve hüküm verme FIKHINI hatırlatıyor. Bu sebeple, Davud ve Süleyman kıssalarının bazı detayları hassaten öne çıkarılıp VURGULANMIŞ, böylece ‘DÂVÛD/ داوود’, ‘ve NÛHan/ ونُوحاً’ sözü ile Hz. NÛH [Enbiya: 76] ile ilişkilendirilmiştir; yani, “ve biz Davud ile Süleyman’a hüküm verdikleri zaman BİLGELİK ve İLİM verdik…” vb.
Âyette geçen "Onlar Yargılama Yaptıkları Zaman/ إذْ يحكمان " ifadesi, mahzûf olan "Biz verdik/ آتينا" kısmıyla ilişkilidir. Bu da onların ekin meselesindeki hüküm verme zamanının, onların MUHAKEME ve bilgi BİRİKİMLERİNİN bir göstergesi olduğu anlamına gelir.
Ve ‘Hüküm/ حُكم; bilgelik demektir ki, o da NÜBÜVVETTİR. ‘İLİM/ علمُ ise; anlayış/kavrayışın özüdür. Ve ‘Yayıldığında/ إذ نفشت ‘ şeklinde geçen ifade de ‘Yargılama Yaparlar/ يحكمان‘ sözüne müteallık olup, onunla bağıntılıdır.
Ayette yer alan bu mesele, ADÂLET ve YARGI HUKÛKU’nun kesinliğinin bir tezahürüdür. Menfaatlerin birleştirilmesi, içtihat düzeyleri arasındaki ayrım ve HAKKA varıldığında hakikatin elde edildiği gerçeğiyle birlikte, hakikatle hüküm verme yöntemlerindeki farklılığı ortaya koymaktadır. İçeriği, resûllerin daha önce getirdiği dinin fıkhıdır.
Özetle, Hz. Davut halk arasında hüküm vermek üzere mahkemede HÂKİM Makamına oturmuştu ve oğlu Süleyman o zamanlar genç bir adamdı, bu yüzden Mahkeme Salonu’nun dışında dururdu.
Hz. Davut'un huzurunda iki adam tartışıyordu. Bunlardan biri bir tarla veya bağda çalışan bir işçi, diğeri ise bir grup insanın koyunlarını otlatan bir çobandı. Koyunlar geceleyin tarlaya girip içindekilere zarar vermişti. Hz. Davut, koyunların değerinin tarladaki zararın bedeline eşit olduğu düşüncesiyle, koyunların tarlanın sahiplerine verilmesi gerektiğine hükmetti. Bu şekilde hükmedilip, iki tartışmacı ayrıldıktan sonra, mesele Süleyman'a bildirildi. Süleyman şöyle dedi:
"-Eğer ben bir yargıç olsaydım, bundan farklı bir şekilde hükmederdim."
Bu haber Hz. Davut'un kulağına gitti, o da oğlu Hz. Süleyman’ı yanına çağırdı ve ona:
"-Sen nasıl hüküm verirdin bakayım?" diye sordu. Süleyman:
"-Ben herkes için en uygun ve mülayim olanı buldum" dedi.
Sordu babası:
"-Nedir o?"
Süleyman cevap verdi:
"-Koyun sahipleri ekinleri alırlar ve işçileri bir yıl boyunca tarlayı işleyip onarır, eski haline dönene kadar çalışır, sonra da sahiplerine iade eder. Ekin sahipleri de koyunları alıp çobanlarına verirler ki, bu süre zarfında süt, yün ve yavrularından faydalanırlar. Arazi tamamen eski haline döndüğünde, her iki taraf da payına düşeni alır."
Hz. Davut:
"-Oğlum, sen muvafık olanı söyledin!” dedi.
Ve aralarında buna göre HÜKÜM verdi. Âyetteki ‘Orada Otladı-Yayıldı/ نفشت فيه ‘ ifadesinin anlamı, hayvanların GECELEYİN ekili araziye girdiğidir. Derler ki: "en-Nefş/ النفش"; ‘Geceleyin otlatmak için davarı serbest bırakmak’ anlamına gelir. Koyunlar; Müteâl olan ALLÂH'ın "Kavmin-Halkın Koyunları/ غنم القوم" sözünden de anlaşılabileceği gibi, bir insan topluluğuna ait oldukları için halkın sürüsüne yeniden katıldı. Benzer şekilde, ürünler de insanlar arasında paylaştırıldı.
Bu ifade ettiklerimiz; İbn Cerîr'in "Tefsir"inde Mücâhid, Murre ve Katâde'nin sözlerinden naklettiği ve İbn Kesîr'in "Tefsir"inde Mesrûk'tan İbn Ebî Hâtim'in rivayetine dayanarak aktardığı bilgilerden alınmıştır. Bu, "el-Keşşâf" adlı tefsirde de teyit edilmiştir.
Diğer rivayetlerde iki adam hakkında bahsedilenlere gelince, anlaşılması gereken tek şey; husûmetli olan iki kişinin çoban ve çiftçi olduğudur.
Şunu da bil ki, Davut ve Süleyman'ın İbrahim'le birlikte anılması ve Cenabı Hakk’ın (Biz de, Onların Hükümlerine Şahittik. / وكنا لحكمهم شاهدين) buyurması, bundan HABERDAR OLDUĞU anlamına gelir.}
et-TAHRÎR VE’t-TENVÎR / Muhammed Tâhır b. Muhammed b. Muhammed Tûnusî İBN ÂŞÛR
