KALP KATILIĞI
KALP KATILIĞI
KALP KATILIĞI
“Bunun Ardından KALPLERİNİZ Yine KATILAŞTI; Taşlar Gibi, Hatta TAŞTAN Daha KATI!
Çünkü Öyle Taşlar Vardır ki; Onlardan Nehirler Fışkırır.
Öylesi de Var ki; Çatlar da, Oradan Su Çıkar.
Öyleleri de Var ki; ALLÂH Korkusuyla Aşağı YUVARLANIR.
ALLÂH Yaptıklarınızdan Gafil Değil.”
(BAKARA: 74)
&
TEFSİR
(‘O Zaman’ Kalpleriniz YİNE Katılaştı / ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ) yani: kalpleriniz öyle katılaşıp duyarsızlaştı ki; öğütler hiçbir etki yaratmadı. (Bunun Ardından /مِنْ بَعْدِ ذَلِكَ ) ALLÂH size büyük nimetler bahşettikten ve size açık delil/işaretler gösterdikten sonra, kalplerinizin katılaşması uygun değildi; çünkü şahit olduklarınız kalplerinizi yumuşatmalı ve itaatkâr kılmalıydı.
Ardından ALLÂH, onların kalplerinin KATILIK ve sertliğini '(Taşlar Gibi / كَالْحِجَارَةِ)' diyerek, tanımladı. Zira TAŞ, demirden daha serttir. Demir ve kurşun, taşların aksine ateşte erir.
(Hatta Daha da KATI/Sert / أَوْ أَشَدُّ قَسْوَةً) ifâdesi, 'Taşlardan daha az sert değildir’ anlamına gelir. Âyette geçen ‘ev/ أو', ‘bel/ بل‘ anlamında olmayıp, ŞÜPHE ifade etmez. Ardından taşların onların kalplerinden daha erdemli olduğunu belirterek şunları buyurdu:
(Çünkü Öyle Taşlar Vardır ki, Onlardan Nehirler Fışkırır. Öylesi de Var ki Çatlar da, Oradan Su Çıkar. Öyleleri de Var ki, ALLÂH Korkusuyla Aşağı YUVARLANIR / وَإِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْأَنْهَارُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَاءُ وَإِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ ) İşte bu şeyler sebebiyle, sizin kalplerinizden daha faziletlidirler.
Böylelikle Müteâl olan ALLÂH onlara en şiddetli uyarıyı verdi ve şöyle buyurdu:
(ALLÂH Yaptıklarınızdan GÂFİL değil./ وَمَا اللَّهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ) Aksine, O, her ayrıntıyı, büyük küçük her şeyi tam olarak bilen ve gözetendir. Size bunun karşılığını eksiksiz ve tam olarak verecektir.
Bilinmelidir ki, birçok Müfessir tefsirlerini İsrâiloğullarının hikâyeleriyle doldurmuş, KUR'ÂN âyetlerini bunlara uygulayarak ALLÂH'ın Kitabının yorumları haline getirmiş ve delil olarak şu hadisi göstermiştir:
"İsrâiloğullarından Rivayet Edin, Bunda Bir Sakınca Yoktur."
Benim kanaatime göre, hadislerin, birbirinden bağımsız ve bağlantısız bir şekilde, ALLÂH'ın Kitabına dayanmadan nakledilmesi caiz olsa bile, ALLÂH'ın Elçisi (S.A.S.)’ne isnat edilen SAHİH OLMAYAN hadisleri KUR’ÂN’ın tefsiri yapmak kesinlikle caiz değildir. Çünkü Peygamberimiz (S.A.V.)'in belirttiği gibi, bu hadislerin statüsü şudur:
“Siz Ehl-i Kitabı Ne Tasdik Edin Ne de Yalanlayın!”
Eğer doğruluğu MEŞKÛK yani şüpheliyse; İslâm'ın temel prensiplerinden biri, KUR'ÂN'a inanılması söz ve anlamlarının sorgusuz sualsiz kabul edilmesidir. Bu nedenle, bilinmeyen rivayetçiler aracılığıyla aktarılan hikâyeler, büyük ihtimalle yanlıştır, ya da en azından ekseriyetle yanlış olduğundan bunları kabul etmek doğru değildir.
Kesin olarak belirlenmiş ve şüphe götürmez olan ise ALLÂH’ın Kitabının anlamlarıdır. Fakat bunun ihmal edilmesi yüzünden olanlar oldu ve başarıyı veren ALLÂH'tır.}
TEYSÎRÜ’L-KERÎMİ’R-RAHMÂN FÎ TEFSÎRİ KELÂMİ’L-MENNÂN (Tefsîrü’s-Saʿdî) / Abdurrahman b. Nâsır es- SA‘DÎ
Bu Kıssadan çıkarılacak ders ve ahlaki değerler:
1 - Âyet; İsrâiloğullarının yaratılışlarındaki kabalık ve sertliği, rehberlerine karşı kötü davranışlarını, sebepsiz yere aşırı sorgulamalarını, peygamberlerin getirdiklerini kabul etme isteksizliklerini, yükümlülükleri yerine getirmekte gecikmelerini ve doğru yoldan sapmalarını gösterir.
2 - Dinde AŞIRICILIĞIN ve meselede ısrarın hükümlerde şiddete yol açtığını belirtir.
Mardin HABERİ
