Mukaddes ölçülerimizle oynamayın!
Mukaddes ölçülerimizle oynamayın!
Hayatımız yaşadıklarımızdır.
Dilimizdeki iddialar, hatıralar, alakalar, mensubiyetler, yaşanmıyor ise; hayatımızı etkileyip yönlendiremiyor ise, kendi kendimizi kandırıyoruz demektir. İmanımız, Dâvâ şuurumuz, meselelere bakışımız pratiğe yansımıyor, sosyal hayatımızda kendini göstermiyor. Bildiklerimiz, okuduklarımız, dinlediklerimiz, anlattıklarımız nakilden ibaret kalıyor. Peygamber Efendimizden bahsediyoruz, Allah dostlarının hayatından, mevıza kitaplarından menkıbeler anlatıyoruz, ancak yeteri kadar etkimiz yok! Ağırlığımız yok! Gidişat bizi sürüklüyor. Özne değil, nesneyiz. Âyette zikredilen “Üsve-i Hasene” olamıyoruz. Sünneti çağa taşıyamıyoruz. Zaman ve mekân üstü bir hayat nizamını dar kalıplar içine sokmaya çalışıyoruz.
Her Müslümanın Allah ve Resulü’nün ölçülerine uyması gerekirken kendisi ölçü koyar hale geldi. Öyle ‘algı operasyonları’ yapıldı ki; dinin bütünlüğü parçalandı. Her türlü günahı işliyor, namazını da kılıyor. ‘O ayrı bu ayrı’ diyecek duruma düşüyor. Tabanı (alt yapısı) âyet, hadis, sünneti seniyye, siyer ile döşenmeyince kendi yetiştiği/yetiştirildiği cemaat veya camianın verdiklerini uyulması gereken ölçü olarak ele aldı. Ayet ve hadisin ölçülerine vurarak yaşama pratiğini gösteremedi. Bir de ‘keramet ve medih’ler düşüncesine akaidine yerleşti/yerleştirildi.
Ölçüsüzlük, ifrat ve tefrit (abartı ve ihmal) olarak yaygınlaştığı zaman itidal, ölçü olmaktan çıkar. Tabii ‘vasat (orta/model/örnek) ümmet’ ölçüsüne de uyulmaz. Bu durum, her şeyin karma karışık olması yani tam bir ölçüsüzlük demektir. İslâm’ın mukaddeslerine, (kutsallarına) koyduğu sınırlara, (kırmızı çizgilerine) sünneti seniyyenin şekillendirdiği uygulama biçimlerine her konuda büyük bir itina, özel bir dikkat gösterilip ölçüsüzlüklerden/dengesizliklerden kaçınmak şarttır. Hercümerce (karmaşaya) sebep olmak vebaldir. Dinimizi; bir hayat nizamı olarak görmeyenler, boşluk bırakıp kendi paganlarını (yapay kutsallarını) koyarak hayatın dışına çekenler, ‘Peygambersiz bir din’ vicdanlara hapsedilen bir din anlayışına tâbi olurlar/oluyorlar. Allah’a kulluğu unutan başka imkan ve teknolojik pagana, zihin işgallerine kul/köle/esir oluyorlar.
Baba sadece ekmek getiren değil; evladını haramdan koruyan, doğruyu öğreten, örnek olan kişidir. Oğlunu nefsine teslim eden baba görevini yapmamıştır.
Anne de sorumludur. Baba da sorumludur. Evlat emanettir, oyuncak değildir. Onların üzerinden kendi ukdelerimizi tatmin etmek, yaşayamadığımız hayatı onlara yaşatmak emanete ihanettir.
Bugün neden nikâh zor, haram ilişki kolay? Neden hayâ alay konusu, arsızlık cesaret sayılıyor? Neden anne-baba evladının namazını değil telefonunu düşünüyor?
Neden Kur’an sesi azaldı da eğlence sesi çoğaldı? Çünkü ölçü değişti. Allah’ın rızası yerine insanların alkışı tercih edildi.
Dinî ölçülerden uzaklaşmanın sonu, nefsini ölçü haline getirmektir. Rabbim hıfzu himaye buyursun.

