AMERİKA'NIN İRÂN İÇİN İYİ BİR SEÇENEĞİ YOK
AMERİKA'NIN İRÂN İÇİN İYİ BİR SEÇENEĞİ YOK
Trump'ın Çin ziyareti, eş zamanlı olarak Orta Doğu ve Doğu Asya'daki jeopolitik gerilimlerin artmasının ardından İran meselesi, Washington'un dış politikası açısından daha stratejik bir konu haline geldi.
Washington'daki siyasi ortamda bir tür stratejik çıkmaza dair açık işaretler var ve bu durum, bazı ABD'li yetkililer ve analistlerin de kabul ettiği bir durum.
Connecticut eyaletinden Demokrat Senatör Christopher Scott Murphy'nin, İran'la yapılacak bir savaşın ABD için sadece bir çıkmaz değil aynı zamanda bir felaket olacağı yönündeki açıklaması da bu endişeleri yansıtıyor.
CNN gibi medya kuruluşlarında yayınlanan haberlere göre ABD istihbarat değerlendirmeleri, İran'ın füze ve drone yeteneklerinin ehemmiyetli bir kısmını elinde tuttuğunu, bölgesel caydırıcılık alanında ise halen önemli yeteneklere sahip olduğunu gösteriyor.
Yetkililerin ve uluslararası medyanın açıklamaları ışığında İran meselesinin sonuçlandırılması konusunda ABD'nin durumunu değerlendirmeye çalışacağız.
Trump'ın Kötü ve En Kötü Senaryosu
Siyonist devlet lobisi ekstra baskı yoluyla Washington'u etkilemeye çalışırken, Trump'ın İran'la askerî çatışmayı tırmandırma kararına uyması muhtemel. Ancak tam tersine, Orta Doğu'da son yirmi yılda yaşanan maliyetli savaş deneyimi, Amerikan siyasi elitinin büyük bir kısmını, özellikle de Demokrat Parti'yi, bir kez daha bölgede büyük çaplı bir çatışmaya bulaşmaktan çekinmeye yöneltti.
Bu anlamda, Trump yönetimi bir kez daha İran'a karşı doğrudan askerî eylem yolunu seçerse, ABD içinde bir eleştiri dalgasıyla karşı karşıya kalacak; bu eleştiri Demokratlar ve hatta bu hareketi ABD için maliyetli bir stratejik hatanın tekrarı olarak görebilecek kamuoyunun ağırlıklı bir kesimi tarafından dile getirilebilecek.
Tersine, diplomasi ve anlaşmaya giden yol Washington için siyasi maliyetlerden de muaf değil. Amerika'nın iç siyasi yapısında, İran'la yapılacak herhangi bir anlaşma genellikle Cumhuriyetçilerin bir kesiminin ve Siyonizm'le yakından ilişkili lobi ağlarının güçlü muhalefetiyle karşılanıyor.
2015 nükleer anlaşması deneyimi, bu grupların Tahran'la anlaşmayı ABD iç siyasetinde nasıl tartışmalı bir konu haline getirebileceğini gösterdi.
Mevcut şartlar altında bile Trump yönetimi İran'la herhangi bir anlaşma veya gerilimlerin azaltılmasına yönelik bir adım atarsa, bu kesimden şiddetli eleştirilerle karşılaşacaktır. Bu eleştiriler, anlaşmayı İran karşısında geri çekilme işareti olarak görebilir.
Böyle bir ortamda, iç muhalifler kararı ABD hükûmeti için bir tür taviz olarak göstermeye çalışabilirler; bu da Washington'ın bir süre baskı ve tehditlerden sonra nihayet Tahran'la uzlaşmaya zorlandığı anlamına gelir. Çünkü ABD'nin partizan ortamında yabancı rakiplere karşı herhangi bir zayıflık algısı anında bir siyasi saldırı silahı haline geldiğinden, bu sorun Trump yönetimi için siyasi açıdan maliyetli olabilir.
Anlaşma Washington'da Başarısızlık Olarak Gösteriliyor
Trump yönetimi için üçüncü bir seçeneğin, yani İran meselesini bir anlaşmaya varmadan veya doğrudan çatışmaya girmeden geçici olarak bırakmanın da kendi stratejik sonuçları var.
Washington'daki bazı analistler, konuyu askıya almanın İran'a güvenlik hesaplarını ve stratejik yeteneklerini yeniden değerlendirme fırsatı verebileceğine inanıyor.
Bu şartlar altında Washington, çatışmayı tırmandırmak, bir anlaşmaya doğru ilerlemek veya meseleyi askıda bırakmak gibi üç ana seçeneğin de kendi maliyetleri ve riskleri olduğu bir durumla karşı karşıya kalıyor.
Dolayısıyla, Trump'ın Çin ziyareti ve jeopolitik rekabet ortamının daha da karmaşık hale gelmesiyle birlikte, İran meselesinin ABD dış politikası için çok zorlu bir stratejik sınav olmaya devam etmesi muhtemel görünüyor. Bu, seçilecek herhangi bir yolun ABD'nin iç politikası ve Orta Doğu'daki güç dengesi üzerinde önemli etkileri olabileceği bir test.

