PEKİN ZİYARETİNİN GİZLİ MESAJLARI
PEKİN ZİYARETİNİN GİZLİ MESAJLARI
“Çin'in Gücü, Amerika'ya ‘HAYIR’ Demesinin Sonucudur”
Trump'ın Çin ziyareti diplomatik bir ziyaretten çok daha fazlasıydı; Amerikan tek taraflılığının gerilemesini ve Çin'in çok kutuplu düzendeki rolünün pekişmesini simgeliyordu. Bu gezi, Pekin'in güç gösterisini ve Washington'ın stratejik başarısızlığını ortaya koydu.
ABD Başkanı Trump'ın Çin ziyareti ve Xi Jinping ile görüşmesi, tipik bir diplomatik görüşmenin ötesinde, iki tarafın küresel gelişmelere yönelik pozisyon, hedef ve davranışlarını gösteren birçok yan görüşmeyle birlikte gerçekleşti.
Bu ziyaret, gerilimleri yönetme çabalarıyla birlikte, uluslararası sistemin gelişiminde önemli bir yolu yansıttı. Bu yol, dünyanın tek taraflı Amerikan düzeninden çok taraflı bir yapıya kademeli geçişine dayanmaktadır. Bu süreç, Washington ile yakınlaşmanın sonucu değil, Çin'in yıllarca dayatılan Amerikan düzenine karşı direnişinin ve nihayetinde Washington'ı Pekin'e karşı tavır ve davranışını değiştirmeye zorlamasının sonucudur.
Bu bağlamda, Trump'ın "Çin'in Amerika'nın taleplerini desteklediği" iddialarının aksine, Putin'in Pekin ziyaretinin kesinleştiğinin açıklanması, Çin'in Hürmüz Boğazı, İran'a karşı saldırganlığın yasadışılığı ve Tayvan meselesinin iç mesele olduğu konusundaki resmi pozisyonları, Pekin'in stratejik kırmızı çizgilerine bağlı kalmaya devam ettiğini kanıtlamaktadır.
Çin'in Gücü, Amerika'ya ‘HAYIR’ Demesinin Sonucudur
Trump, Xi Jinping ile yaptığı görüşmede şunları söyledi:
“- Harika Bir Lidersiniz. İnsanlar Bunu Söylememi Sevmiyor Ama Yine de Söylüyorum; Çünkü Bu Doğru!”
Çin ve lideri hakkında defalarca kullandığı bu dil ve tanımlamalar, iki ülke arasında yakınlaşan bir yaklaşımın işareti olmaktan ziyade, ehemmiyetli bir gerçeği yansıtıyor:
“Çin'in Amerika'ya ‘HAYIR’ Deme Stratejisini Uygulamadaki Başarıları.”
Çin, dış politikasını ülkelerle ekonomik ilişkiler ve etkileşim geliştirmeye dayandırırken, aynı zamanda iç askerî ve savunma yeteneklerini güçlendirmeye de önem verdi.
Bu yaklaşım, bağımlılığın ortadan kaldırılmasına ve nihayetinde ülkenin siyasi ve ekonomik bağımsızlığına yol açtı. Konuya ek olarak, Pekin, KIRMIZI ÇİZGİLERİNİ belirlemede her zaman Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı KARARLI bir TEPKİ gösterdi.
Bugün Trump gibi bir figürün Xi Jinping'i övmesine yol açan şey, Çin'in boyun eğen yaklaşımı değil, yabancı müdahalelerle mücadele etme ve iç kapasite geliştirmeye odaklanma konusundaki ısrarıdır.
‘Tek Çin’ ilkesini korumaktan, dış politika bağımsızlığına, haricî baskıları görmezden gelmeye ve Batı tek taraflılığının döngüsünün dışında küresel ağlar oluşturmaya kadar.
Çin'in dünyadaki, hatta Amerika'nın geleneksel müttefikleri arasında bile artan etkisi bu gerçeği doğruluyor. Öyle ki, bugün Avrupa liderleri, yaptırımlar ve çatışma iddialarına rağmen, Pekin ile ilişkileri kaçınılmaz bir gereklilik olarak görüyorlar.
Starmer, Macron ve diğer Avrupalı yetkililerin Çin'deki ziyaretleri bu durumun açık bir sembolüdür.
Trump'ın Pekin'deki davranışı, siyasi, ekonomik, güvenlik ve kültürel alanlarda iç ve dış güç oluşturmanın ve Yabancı Vaatlere Güvenmemenin küresel sistemde etkili bir güç haline gelmenin yolu olduğunu bir kez daha gösterdi.
Bu nedenle, ziyaret esnasında Trump'ın Batılı müttefiklerine gösterdiği gibi küçümseyici bir davranış sergilediğine benzer hiçbir haber yoktu. Aksine kendisi küçümsendi, Çin ve liderini övmek zorunda kaldı.
Çin, Amerika ile Aynı GÜÇ SEVİYESİNDE Bir Ülke
Xi Jinping, “Çin ve ABD Arasında Yapıcı ve Stratejik Olarak İstikrarlı Bir İlişki Kurmak Sadece Bir Slogan Değil” ve “Çin'in Yeniden Doğuşu, ‘Amerika'yı Yeniden Büyük Yapma’ Sloganıyla El Ele Gitmeli” gibi ifadelerle gerilimleri yönetmeye çalışsa da, Pekin'in bu gezi sırasındaki davranışları daha önemli mesajlar taşıyordu.
Çin, kendisini ast bir aktör olarak değil, Amerika Birleşik Devletleri ile eşit bir güç olarak sunmaya ve dünyaya Pekin'in artık marjinal bir aktör değil, geleceğin dünya düzeninin ana sütunlarından biri olduğunu iletmeye çalıştı.
Aynı zamanda, Çin bir kez daha değişmez kırmızı çizgilerini ortaya koydu; Xi'nin Tayvan hakkındaki açık uyarılarından Putin'in Pekin'e resmi ziyaretinin duyurulmasına ve İran ile Batı Asya'daki gelişmeler konusundaki kararlı tutumlarına kadar. Tüm bu eylemler, Çin'in yeni çok taraflı dünya düzenini pekiştirme yönündeki büyük stratejisinin bir işaretidir.
Trump İç Krizler ve Dış Politikada Yenilgiler Arasında Sıkışıp Kalmış Bir Başkan
Öte yandan, Trump'ın davranışı başka bir gerçeği de ortaya koydu; Pekin'e tek taraflı küresel düzenin tartışmasız lideri olarak değil, iç krizler ve dış başarısızlıklarla boğuşan bir başkan olarak gitmişti.
Trump, her şeyden evvel, bir yandan psikolojik şok yaratarak İran'a karşı muharebenin yol açtığı stratejik hataların ardından ABD ekonomik krizinin bir kısmını kontrol altına almak, diğer yandan da Ukrayna, Gazze ve Ramazan Savaşı gibi konulardaki ağır başarısızlıklarını örtbas etmek için ekonomik başarılarını sergilemeye çalışıyordu.
30 önde gelen iş adamının bulunduğu ‘Dünyanın En Büyük Ekonomik Heyetini’ getirme ısrarı, kamuoyu yoklamalarının halk nezdindeki meşruiyetinin krizde olduğunu gösterdiği ve özellikle Kongre'de savaş kışkırtıcılığı politikalarının ekonomik sonuçları nedeniyle iç baskının arttığı bir dönemde gerçekleşti.
Bu davranış, Avrupa yetkililerinin Çin'e yaptığı son gezilere çok benziyor. Bu geziler, iç krizleri azaltmak ve toplumsal hoşnutsuzluğu dizginlemek için Pekin'in ekonomik kapasitesinden yararlanmayı amaçlıyordu.
Hürmüz Boğazı Saha Gerçekleri
Xi Jinping ile görüştükten sonra Trump, “Çin Devlet Başkanı'nın İran ve Hürmüz Boğazı Konusunda Bir Anlaşmanın Açık Kalmasını İstediğini” ve hatta “Pekin'in İran'a Silah Vermeyeceğini, Sadece Petrol Alacağını” iddia etti.
ABD Dışişleri Bakanı Rubio da “ÇİN'in Hürmüz Boğazı'nın Askerîleştirilmesi ve Gümrük Vergisi Uygulanmasına Karşı Olduğunu” iddia etti.
Fakat bu açıklamalar, sahadaki gerçekler ve Çin'in resmi pozisyonlarıyla hiç de tutarlı değil.
Birincisi, İran son yıllarda yerli savunma ve askerî kapasiteye sahip olduğunu gösterdi, bunu Ramazan Savaşı'nda da kanıtladı.
Bu nedenle Tahran ve Pekin arasındaki ilişkiler esasen 25 yıllık stratejik belge çerçevesinde ekonomik, siyasi, kültürel, güvenlik ve bölgesel işbirliği temelinde tanımlanmaktadır ve Trump'ın bu konudaki iddiaları gerçek bir desteğe sahip değildir.
Öte yandan Çin, resmi açıklamasında ABD ve Siyonist rejimin İran'a karşı askerî saldırısını bir kez daha kınayarak, bunu yasadışı bir eylem olarak nitelendirdi. Çin Dışişleri Bakanlığı ayrıca askerî çatışmanın mümkün olan en kısa sürede sona ermesi gerektiğini vurguladı. Çünkü böyle bir savaşın en başta yaşanmaması gerekiyordu ve devam etmesinin hiç bir gerekçesi yok.
Pekin, ekonomik gerekçeler ve Arap ülkeleriyle ilişkileri temelinde Hürmüz Boğazı'nın açık olmasında ısrar etse de, her zaman İran'ın pozisyonlarının meşruiyetini ve Amerika Birleşik Devletleri ile Siyonist rejimin saldırganlığının yasadışılığını vurgulamış ve kendisini ‘Tarihin Doğru Tarafında’ görmüştür. Bu pozisyon, Çin'in Hürmüz Boğazı'ndaki deniz güvenliğinin başlıca faydalanıcılarından biri olarak kalmasına bile yol açmıştır.
Washington'ın Baskılarının Ötesinde Tahran ve Pekin Arasındaki Yakınlaşma
Çin'in İran'a yönelik stratejisi o kadar derin ve yerleşik ki, Trump'ın Pekin ziyaretinde bile İran'ın petrol ambargosu veya Tahran'dan petrol alımlarının durdurulması konusu müzakerelerin gündeminde yer almadı. Bu da Pekin'in ABD'nin İran'a karşı uyguladığı azami baskı arenasında oynamaya istekli olmadığını gösteriyor.
Bu yaklaşım, İran'ın bölgesel ve uluslararası otoritesine, yeni bölgesel ve küresel düzendeki konumuna dayanmaktadır.
Tahran ve Pekin arasındaki yakınlaşma, Trump'ın ziyaretiyle eşzamanlı olarak Çin'in BRICS toplantılarına katılması noktasına kadar ilerledi. Ve Şanghay zirvesinde İran'ın pozisyonlarını destekleyerek, Amerika'nın Tahran'a yönelik tehditkâr politikalarına son verilmesi gerektiğinin altını çizdi.


